Aktif İman
- Hasibe Barlas
- 9 Mart 2019 - 06:52
- 4 dk okuma süresi
- -
- 0
Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.
(Nisa/136)
Böyle buyuruyor Rabbimiz.
Evet “Ey iman edenler, iman ediniz” ayeti bizi derin bir tefekkürle başbaşa bırakıyor. İman ettiğimizi söylüyoruz. Her namazımızda bunu tasdikliyoruz. Lakin altını çizmemiz gereken bir nokta var.
Bu teslimiyet dilimizden kalbimize ulaşabiliyor mu? Hakkını vererek iman edebiliyor muyuz? Yoksa dudaklarımızı oynatan iki üç kelimeden mi ibaret “İman”. Basite indirgediğimiz, içselleştirmediğimiz, ruhumuza temas etmeyen bir kelime…
İman faaliyete geçmezse bizi yarıyolda koyan bir ışık gibidir. Aktif olmayan, gereklerini yerine getirmemiz için bize güç ve irade vermeyen iman eksiktir. Kıymetsiz değildir lakin eksiktir. İman sadece kalbimizde aktif olsaydı, sadece kalbimizde taşımak için verilseydi bize ibadetlerin bir anlamı olmazdı elbette. İbadetler imanın mührüdür. Kanıtıdır. Evet iman ispata ihtiyaç duyar. Görünmek ister. İhlas ister, samimiyet ister. Aktif olmak ister.
Aktif iman sahibi olmak dünya ve ahirette eminliktir. Kalbin sınırlarını korumaktır. Emaneti güvenli kılmaktır. İman eden kimse konuşmasında, giymesinde, yemesinde her adımında Rabbinin rızasını gözetir. Allah kalplerimizden iman, imanımızdan ibadet, ibadetimizden ihlas bekliyor.
Çünkü böyle olmasaydı “inandık” deyip bırakıverirdik belki de, kim bilir? Rabbimiz bizi bizden iyi tanıdığı için, nefsimizin mazeretler üretmeye olan meylini bildiği için hemen bir uyarıyla dikkatimizi kalbimize çekmiş:
İnsanlar sadece, inandık demeleriyle bırakılacaklarını ve imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar? (Ankebût/2)
Evet iman bırakmayı sevmez. Bırakılmayı sevmez.
Televizyonun başında, namaz vakti geçerken, biz keyifle otururken iman harekete geçmek ister. Çünkü gerçek keyfin yerini bilir iman. Komşumuz açlıktan sağlığından endişe ederken iman komşuya yönelmek ister. İman durmayı sevmez. Hareket ister. Yol ister. İman azıktır. Varacağı yere gidene dek doymak ister. İmanın midesidir ruh. Ruhunu doyurmak ister. İmanımız eksikse veya durgunsa ruhumuzda eksik demektir.
Siz hiç acıktım deyip yemek yemeden saatlerce bekleyen birini gördünüz mü? İşte “İman ediyorum” deyip, her fırsatta kelime-i şehadeti dilimizden düşürmeyen biz; haksızlığa göz yuman, camileri unutan, insanları ve hatta en yakınlarının gıybetini etmekten haya etmeyen, nefsin kalıbı içinden çıkamayan insan kalabalıkları olduk farkında olmadan. Saymak bitmeyen yanlışlarımızla tükenmek bilmeyen pasifliklerimizle var olan imanımızı da kaybediyoruz farkında olmadan. Sanki hiç duymuyoruz. Kuran-ı Kerim’i çağlar öncesine hitap edilmiş bir kitap gibi okuyup geçiyoruz. Muhatabının biz olduğunu idrak edemiyoruz.
Oysa ayet “Ey iman edenler iman edin” buyuruyor. Demek ki sorgulamamız gereken bir şeyler var. İman ettiğimizi söylüyoruz lakin eksiğiz demek ki.
Peki ya imanımızı nasıl aktif hale getirebiliriz? İmanımızı aktif hale getirmek için öncelikle Rabbimizi daha iyi bilmeliyiz. Daha çok tanımaya çalışmalıyız. Rabbimiz bilinmeyi istedi evet. Yüreğimizde onu bilmenin heyecanını ve merakını taşımalıyız. Rabbimizle olan bağlarımızı diğer tüm bağlardan üstün tutmalıyız. Diğer tüm şeyler bizi Allah’a götürüyorsa imanımıza hizmet ediyor demektir ve kabulümüzdür. Bizi Allah’tan uzaklaştırıyorsa onlardan uzaklaşmalıyız. Dost gördüğümüz insanlar bizim Allah’la olan dostluğumuzu zedeliyorsa onlardan uzaklaşmalıyız. Para ve zenginliğimiz kalbimizin iman zenginliğinden eksiltiyorsa uzaklaşmalıyız. Dünyalık her ne varsa bizi ondan uzaklaştıran, onlardan uzaklaşmalıyız. Onlardan uzaklaşmak demek hayatımızdan zaruri olanları çıkarmak manasında değildir. Onlara olan kalbi bağlantılarımızı kesmeliyiz. Şöhret, ün, heva ve eğlence bizi Rabbimizden uzaklaştırıyor ve asgarinin ötesine geçip bizi kendi içine hapsediyorsa kalbimizi kaptırmışız demektir.
İkinci olarak imanın gerekleri olan haramları terk etmeli ve ibadetlerimizi eda etmeliyiz. Haram insanın hedefine ulaşmak için yürüdüğü yolda ayağına çarpan taş gibidir. İnsanı bir çukura düşürür belki… Belki de ayağını kırar. Tekrar kalkmak zor olmasa da kalktıktan sonra yürümek zorlaştırır yolu. Ve nasıl ki düştüğümüzde izi kalırsa yaranın, kalbimizde de izi kalır her haramın. Silmek için tövbe etmek gerekir.
Evet, iman kalbimize ağır bir yük gibi görünse de her zerremizin ait olmak istediği tek duygu, tek his.
Aktif iman zulümlere ses getiren, kul hakkını önemseyen; komşuyu, hastayı, akrabayı gözeten; iyiliği, dürüstlüğü benimseyen; insanları hor görmeyen; modanın, şöhretin peşinde köle olmayan; Allah için sevip Allah için reddeden iman. Aktif iman; kibirden uzak, kalbini gururun kapılarına kapatmış, kendini Allah’tan başka kimseye ispat etmeyen iman. Aktif iman; sevgiyi yol azığı edinmiş, yolu zaman, yürümeyi sabır, engelleri imtihan bilen, varış yurdunu cennet bilen iman.
Şimdi soralım kendimize imanımız mı fethetmiş kalbimizi, dünyalıklar mı? Yaşantımızın izlerinde imanın mı yoksa dünyalıkların mı damgaları var?
Ve şu ayetleri asalım kalbimizin baş köşesine:
Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.
(Bakara 2/257)
Allah, iman edip salih ameller işleyenler hakkında, “Onlar için bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vardır” diye vaatte bulunmuştur. (Maide 5/9)
Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.
(Enfal 8/2)
İmanları artan, kalpleri ürperen kişilerden olmak duası ile…
Etiketler
Yazar Hakkında
Hasibe Barlas
Deryada damla olma çabası...
Yorumlar