Ateş Olmadan da Duman Çıkar
- Zeynep Yağmur İnanç
- 21 Temmuz 2018 - 07:28
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
Ne kadar da insanların halini anlatan bir fotoğraf değil mi? Dünyada insanlar iki gruptur: Ezenler-ezilenler; mağdur edenler- mağdur edilenler; baskı yapanlar- baskıya uğrayanlar vs. Söz konusu başkaları olunca nasıl da hep daha zeki, daha özgüvenli, daha bilge ve her zaman haklı kişi oluveriyoruz.
Kendi nefsimizi, bencilliğimizi terbiye etmek yerine karşıdakini yargılıyor, acımasızlaşıyor ve bunu kendimizde yapma hakkını çok rahat buluyoruz. Aslında tam anlamıyla kraldan çok kralcılık yapıyor, kendimize bu yetkiyi yine biz veriyoruz.
Peki, yargılamak bu kadar kolay ve basit bir şey mi? Elbette değil, hem de hiç değil. Bir konu hakkında fikir sahibi olmak ya da bir kişiyi yargılamak için bilmek, bilmek için anlamak, anlamak için dinlemek gerekir. Dinlemeyenin yargılama hakkı yoktur.
Bu yargılama duygusal/ psikolojik baskı da olabilir hiç fark etmez.
Bu sorunu hayatımızdan çıkaramıyorsak korunmanın yolunu bulmamız gerekir. Çünkü bu durumda insanlarla iyi bir iletişim kurmak çok zordur. Birilerini yargılamak istiyorsanız sizden farklı fikirde, düşüncede olanları, ya da bir şeyi deneyip de başaramayanları değil, yalnızca denemeye bile kalkışmayanlanları yargılayın.
Ön yargı denen hastalıktan kurtulabilseydik birçok başarıya imzamızı atar, sorunların üstesinden gelebilirdik. Albert Einstein amcanın meşhur ve modası geçmeyecek sözünü hatırlarsınız, der ki; “Önyargıyı parçalamak atomu parçalamaktan zordur!”
Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki ateş olmayan yerden bile duman çıkmaya başlıyor.
Yargı sadece karşıdaki hakkında verilen kararlarla ilgili değildir elbette. Hayatımız boyunca sayısız kararlar alırız, bunların bir kısmının uzun vadeli ve önemli sonuçları vardır. Mesela; evlilik, okuduğumuz bölüm, seçtiğimiz meslek gibi… Bazılarının sonuçları ise son derece önemsizdir; kahvaltı veya öğle yemeği için uygun bir yer seçmek gibi. Bazıları ise kısa vadeli önem taşırlar; tatil yeri seçmek vb gibi.
Kararlar çoğu durumda gelecekte olacak durumlar hakkında verildiğinden olası sonuçlarla ilgili belirsizlikler içerir. Bu gibi durumlarda yargılarımızdan (hükümlerimizden) yararlanırız. Yargı ve karar alma süreçleri belirsizliklerle baş etmemizi kolaylaştırır. Çoğu durumda hızlıca ve kendiliğinden bu tür değerlendirmeler yaparız.
Yargıda bulunmak ya da hüküm vermek, insanlar ve durumlar hakkında bir kanaat oluşturma ve eleştirel değerlendirmeler yapma sürecidir. Karar alma sürecinde ise mevcut olasılıkları değerlendirir ve belirli seçenekler arasından bir seçim yaparız.
Yargıda bulunma ve karar alma birbirleriyle ilişkili ve birbirlerini destekleyen süreçler olmakla birlikte aslında farklı düşünsel eylemlerdir. Bir arkadaşınızın evinde size ilgi gösteren yeni biriyle tanıştığınızı ve sohbet ettiğinizi varsayın, bu kişi hakkında bir takım değerlendirmeler yapar ve yargılarda bulunursunuz. Bu kişiyle tekrar görüşüp görüşmemeye karar vermeniz şüphesiz bu vereceğiniz yargılarınızla bağlantılıdır.
Yargılamak, hüküm vermek bir ihtiyaçtır elbette ve hayatımızın bir parçasıdır. Ama vicdanlı karar alıp, bir öğüt vermek yada tavsiyede bulunmak daha güzel ve şüphesiz örnek bir davranıştır.
Genel olarak bizim insanımızın en büyük sorunu, kendini geliştirmek yerine karşıdakini aşağı çekmek için büyük çaba sarf etmesidir. Karşıdakine tavsiye/ öğüt vermekle hakaret edip, saldırmak karıştırılmasa bu sorunun da üstesinden gelinebilirdi. Aynı inatçılıkla kararlılığı karıştırdığımız gibi. Bu iki kelime çok ayrı anlamlar ifade eder ve bunu Hz. Ali (ra) çok güzel özetlemiş; “Bir insana başkaları yanında verilen öğüt, öğüt değil; hakarettir.” Allah bu tür insanlardan ve yargısız infaz edenlerden korusun.
Etiketler
Yazar Hakkında
Zeynep Yağmur İnanç
İü Sosyoloji mezunu, Editör
Yorumlar