Belki de Hayatta
- Büşra Gül
- 15 Ağustos 2016 - 11:16
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Belki de hayatta elde ettiğimiz şeyler için bir bedel ödemeye gerek yoktu! Ya da belki biz bir bedelizdir? Atalarımızın bedeli desek çokta alçakça düşmez hani! Onların din namus ve vatan uğruna yaptıklarını bir çırpıda unutan biz değil miyiz ? Ya da hiç hatırladık mı dersiniz? Bugün Allah için ne yaptın sorusuna ne zaman başımız dikçe cevap verebildik? Kaç kere gururla yürüdük yollarda, müslüman kıyafeti giydiğimiz için? Ya da hakkıyla giyiyor muyuz dersiniz? Peki, hiç Allah için diyerek iki rekat dahi olsa namaz kıldık mı? Hiç yandımı sol tarafımız; alemlere rahmet olarak gönderilen Rasulümüz için? Kaç gece gözyaşı döktük, din elden gidiyor diye? Hangi soruma müsbet cevap geldi bilmiyorum ama, ben hiç birini olumlu cevaplayamadan boynum bükük, içim yanık yazdım yazılarımı.Belki size göre kusurlu döktüm içimi ama, inanın kusurların hepsi bendedir… “Gam değil: gide dünya kala din! Gam odur ki: kala dünya gide din …”diyen şair gibi acaba bizde dünyanın gitmesine gam değil diyebilir miyiz? Ey ehli Dünya!!! Ne zaman Rabbimizin emirlerine baş eğip ne zaman istekleri ve arzuları bitmek bilmeyen nefsimize hakim olacağız! Gün geçtikçe şeytanın tuzaklarına daha ne zamana kadar düşeceğiz. Mecnun gerçek aşk olan Mevla yerine yalan aşk olan Leyla’ya yanarken ona kavuşmak umuduyla bir deveye binip yollara düşer. Lâkin unuttuğu birşey vardır Mecnunun bindiği dişi bir devedir ve devenin küçük bir yavrusu vardır. Ne zaman ilerledik dese Mecnun deve arkasına bakar ve yavrusunun yanına gider. Deve tekrar yola çıkar bi müddet ilerledikten sonra deve yine arkaya bakar ve tekrar döner yavrusunun yanına.Bu hâl bir kaç kere tekrar eder.En sonunda dayanamayan Mecnun atlar deveden ve yine Leyla ‘ya kavuşamayacağını anlayarak Leyla’nın hasretiyle yanarak iki çift laf eder deveye: Ben senin üzerinde durduğum müddet Leyla’ma kavuşamam .Evet, yine anlar Mecnun kavuşamayacağını…Bizde kendimizi Mecnun yerine koyup, deveyi nefsimiz, devenin yavrusunu ise nefsin istek ve arzuları olduğunu idrak edersek, tek yol o deveden inmek olacaktır.Yoksa biz nasıl Mevlamıza ulaşırız nefis devesiyle… Bir de nefis devesinin, bitmek bilmeyen istek ve arzuları var ise… “Ya bu deveyi güdersin, ya da bu diyardan gidersin” deyişiyle; biz bu diyardan gitmeden bu deveyi gütsek kaybetmenin aksine, kazanacağımız mükâfâtları hayal bile edemeyiz.Ve ey ehli hayat! Şems’in Mevlana’ya yazdığı şiir misali; Bırakmıyorum ki; gönülde düşünce olasın/ İstemiyorum ki; gözlerde değersiz kalasın/ Seni canımda taşıyorum; gözümde, gönlümde değil/ Tâki son nefesine kadar bana yâr olasın/ Elimde olsa cenneti ateşe verir, cehennemi de bir kova suyla söndürürüm/ Geriye aşk bâki kalsın…
Evet ey Şems! Geriye Aşk bâki kalsın, aşk bâki kalsın ki yanan yüreklere su serpilsin… Rahman’a kavuşma arzusu aşkla daha da alevlensin ! Tıpkı bir yanardağ misali…Öyle ki; patlayacağımız vakit kimse yaklaşmasın yanımıza, yamacımıza… Ki biz gibiler, patlayacağı vakte vuslat vakti derler. O vakit öyle tatlı bir vakittir ki lağvın aşağıya aktığı gibi gönlümüze akar ‘aşk’… İşte aşk, o vakit vâr olur, yâr olur… Allah olur!
Yorumlar