"Ben önemli değilim, VATAN sağolsun. "
- Ayşe Berre Yeğen
- 17 Temmuz 2017 - 19:10
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Gideli kaç ay olmuştu sahi? Kaç gece gözyaşlarımla ıslanmıştı yastığım… Ben bu değildim. Sabırlı olmalıydım.
Sabırlı olmalı ve umutla beklemeli.
Ne kadar gün kalmıştı ki?
Saymayı da bırakmıştım bir süre sonra, acı veriyordu takvim yaprağında duran, beklenecek olan onca gün.
Acı veriyordu her köşe başında karşıma çıkan, haftalarca kovalayan mazi.
Acı veriyordu zaman geçtikçe her salisede ortaya çıkan uzaklık.
Bir çocuğun dondurma arabasını beklediği gibi beklerdim oysaki ben seni, öyle heyecanlı, öyle sevinçli, öyle…
Haftanın her günü inatla pencere başında kendime oluşturduğum mekanımda “Belki (…)” lerle kovaladım günleri.
Seni beklemek biraz da düş kırıklığıydı. Gelmediğin her an, elimden alınan horoz şekerim gibi seni de bir daha bulamayacağımı sanırdım.
O çocuk gibi eksik, kırık… Onun gibi yarım ve en az onun kadar umutlu…
Bir gün beyaz bir güvercin kondu pencere kenarına. Ayağında beyaz bir kağıt. Sen sandım, kuşu korkutmadan ama “Ya uçarsa, ya …” diye korkarak uzandım yavaşça ona.
Aldım kağıdı elime, açtım.
Başka bir yerde yine bir umutla, heyecanla bekleyen biri daha olduğunu işte o zaman anladım.
Sonra hala elimde olan kuşun bacağına kağıdı tekrar bağlayıp bıraktım onu mavi sonsuzluğa.
İşte ben o gün, o kuşun her bir kanat sesinde büyüdüm.
İşte ben o gün, parktaki sıramı almak için beni yere ittikleri günkü gibi beklemeyi bırakıp odama döndüm.
Üstüm başım sensizlikti.
Etraf sessizdi, içimden attığım çığlıklara rağmen.
Arada “Umudunu kaybetme!” dercesine cama vuran yağmur tanelerinden başka dostum da yoktu anlaşılan o zamanlar.
İçimdeki amansız yangını körüklemek istercesine fırtına da vardı.
Oysa ki geçen gün verilen günlük kalp raporunda bugün sakin olacaktı, yalan mıydı?
İçte kopan fırtınalar, yangınlarla birleşmemeliydi hiçbir zaman, bu diğer organların suçu değildi.
Aylarca beklemiş olmak benim seçimimdi.
Gökyüzü ağlıyordu benim yerime o gün, ben adeta taş kesilmişken mavi sonsuzluk durmaksızın gözyaşı döküyordu.
Belki ben de ağlarsam rahatlardım fakat yapamadım.
Ağlayamadım bile.
Sonra yüzüme değen ıslaklığı farkettim.
Yoo, hayır ağlamıyordum.
Farketmeden dışarı çıkmışım yalnızca.Belki de saatlerce yürüdüm yağmur altında.
Sonra bir çocuk parkının önünde durdum. Birkaç dakika baktıktan sonra yavaş adımlarla bir banka kuruldum.
O an içime attığım ne varsa karaya vurdu. Boğazımdan mideme doğru akan gözyaşımı farkettim.
İçime ağladım ben o gün. Dıştan ağlasam ne olacaktı ki? Haykırsaydım tüm acımı, anlatsaydım dağa taşa, değişmeyecekti bir şey.
Değişen onca şeye rağmen, o “bir şey” hiç değişmeyecekti.
Ama şimdi ne var biliyor musun? Bu sefer gerçekten büyüdüm. Ağlamıyorum mesela, eskisi gibi hırpalamıyorum Allah’ ın emanet ettiği şu bedeni.
Şimdilerde sadece dua ediyorum. Özlüyorum ama askerliğindeki gibi değilim. Şimdi yerin de belli hem. Olur da o günlerdeki gibi içimi dökmek istersem bu sefer ayaklarım buraya getirecek beni biliyorum. Bu bile şükür sebebim. Neyse, ben yine gelirim. Bu sefer askerliğinde neler yaptığımı, neler hissettiğimi anlattım. Bir dahaki sefere başka konulardan bahsederim.
Yine gelirim, hep gelirim. Yorulmam, şikayet de etmem. Önemli olan vatan. Hem senin de dediğin gibi “Ben önemli değilim , vatan sağolsun….”
Yorumlar