Bir Çınarın Duası
- Hacer Özynk
- 16 Temmuz 2017 - 08:51
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
”Bir çınarın duası var ellerimde”
Valizime ” hayallerimi ve babamın duasını ” koyarak çıktım papatya kokularıyla, güneşin selamına tebessüm bırakan evimden. Heyecanım, kalp atışlarımın ritmini değiştirmiş; ayaklarım yere basmaz olmuştu. Kalabalık insan yığını arasına dalmış, yapacaklarımı sıralıyordum zihimin haritasında. Yürümek değil koşmak geliyordu içimden ve o dakika yüzümün tebessümünü bir adamın gözlerinde yakaladım. Göz bebeklerinde gülüşümden bir parça yakaladım… Utanarak eğdim kaldırım taşlarına kiprik uçlarımı. Yanaklarım havanın serinliğinden geçmiş, içime sıcak bir rüzgar üflenmişcesine kızarmıştı.
Yanımdan geçerken ” utanma, tebessüm sadakadır. ” deyip karıştı, birbirine benzeyen ama bir o kadar da farklı insanların arasına.
Hikmetindendir ya Rabbi, düşüncesiyle yetiştim feribota. İçimin kuşları çoktan göç etmişti bilmediğim şehre. Çoktan keşfe çıkmışlardı dar sokaklarda, soğuk kaldırım taşlarında, yüzüne hüzün düşmüş insanların gönül yollarına…
keşfe çıkmışlardı çoktan içimin kuşları.
Alışmak kolay olmadı yalnızlığa, her sabah kulağıma ezgi gibi çalan babamın sesi yoktu. İçimde soldurduğum çiçeklere su veren yoktu ama duası hala başucumda duruyordu. Varlığını, bu yurt odasının her zerresinde hissediyordum.
Babaydı…
Koca bir çınarın gölgesi, iki hecenin sevgi dolu yanıydı o. Harfleri, umutları yeşertiyordu. Durmayan yelkovan, takvim yaprakları, ayların gidişi, özlemi ; bütün vücuduma yaymış, yarı yıl tatilini iple çeker olmuştum.
Ve yağmurlu bir sabaha açtım gözlerimi. Hiç unutmam o günün tarihini 16 Ocak 1992.
Sabah ilk özlem kucakladı bedeni, sıcak çayıma yağmur ve gitme isteği eşlik etti. Çarçabuk hazırladım valizi, en üstüne yine babamın duasını koydum birde çok sevdiği kestane şekerini.
Deniz hırçınlığıyla yağmuru kucaklıyor, martılar gidişime sevinç çığlıkları atıyordu sanki. Öyle ya özlemek her şeye biraz duygu yükletiyor, simit satan çocuk bile ” abla, gözlerinin içi parlıyor ” diyordu.
Giderken gökkuşağının sekizinci rengi olmak için koşarak indiğim merdivenlerden sadece kara bir renk olup döneceğimi nerden bilebilirdim. Nerden bilebilirdim; duasına ömrümü vereceğim o koca çınarın, arkamdan son kez baktığını.
Son kez ” evladım” deyip iliklerime kadar bana sarıldığını. Nerden bilebilirdim; bir babanın gidişiyle benim yüreğimin toprak oluşunun aynı şey olacağını.
Bilseydim eğer hayallerimi gömer yinede gitmezdim bu evden, merdivenleri uçurum bilir, inmezdim. Duasını gönlümde saklar, valizimi hiç çıkarmazdım yatağımın altından.
Bilemedim baba, affet bilemedim!
Ciğerlerinin her gün ölüme selam verdiğini bilemedim.
Bedeninin yavaş yavaş dünyadan elini eteğini çektiği bilemedim.
Bilemedim; sendeki bu evlat sevgisinin, beni bu deni yakacağını,
Üşürken üstüme örttüğün şeyin yorgan değil, sevgi olduğunu,
Bilemedim.
Gölgenin bile beni ısıttığını,
Sözünün altın kadar değerli oldunu,
Bilemedim baba.
Şimdi dünya hikayesinin ardında kalan tek parçayım.
Gidişinle toprak koksada evim, duan hala başucumda.
Ve artık bende dua ediyorum sana
“Rahat uyu baba, kızın Allah yolunda”
Yorumlar