Fikir Düşünce

Bir Yaş Daha Alır Mıydınız?

  • 4 dk okuma süresi
  • -
  • 20
Bir Yaş Daha Alır Mıydınız?

Bir yerde okumuştum, tam olarak şöyle diyordu; "İnsan yaşlandığı zaman gerçek benliğine yaklaşıyordur..." Yaşlanmak derim ben, kimileri ise buna son zamanlarda  yaş almak diyor. Öyle daha iyi hissettiriyormuş. Oysa benim için bu kelimelerin  popülerliğinden ziyade mânâsı çok daha mühim. Tıpkı aktardığım giriş cümlesinde  olduğu gibi yaşlanmak; kendini bulmak, her yaşta yaşananlar ile biraz daha olgunlaşmak, öze ulaşmak, içindeki duruluğun farkına varmak. Çoğu kez susturulmuş seslere kulak kabartmak, biraz kendinle hasbihal etmek, kuşların uçuşuna yeni bir gözle bakmak, bulutları seyre dalmak... Yaşamak, hissederek yaşamak. Vaktinin  az kaldığını düşünerek dört elle sarılmak hayallere. İmkansızı çıkarmak lügatinden. Var oluşun sebebini hissetmek derinlerden. Her yeni yaş, her beyaz saç öyle değerli ki...

Hisler hep olumlayarak  gitmiyor elbet. Keşkelerimizde var, birde  ah dosyası var; acıları arşivlemek var. Daima güzel şeyler mi saklanır, muhafaza edilir? Yoksa acılar da muhafaza edilmeli midir? Tabii ki muhafaza etmeye değer diyorum bu sorunun karşılığında. Çünkü acılar bizi biz yapan en güçlü yanlarımızı fark ettiren, dersler veren, daha emin adımlar attıran yani işte bakınız  hayatımıza değer katan, yaşanmasa yaşadıktan sonraki seni senden  mahrum bırakacak olan hislerin kadrolusu. Kötü izler  bıraksa da acılarda değerlidir nezdimde. İnsan en dinamik zamanlarında hep aynı kalacağı gafletine  düşer. Yaşlanmış insanları görünce onların genç dönemlerini unutuverir ve şu hallerine, yaşlılıklarına anlam veremez bir de bunun yanı sıra kendini daha dünkü çocuk gibi görerek öyle kalacağını zanneder. Ama öyle olmaz takdir edersiniz ki. Bir an gelir bir bakış, bir söz, bir mahrumiyet, bir mahcubiyet, bir keşke eritir insanı. Ve idrak eder o da artık yaşlandığını.

Demek ki böyle yaşlanıyordu insan. İçinde biriktirdiği keşkelerle... Bu keşkeler  yapmasaydımlar değilde, ama yapsaydım, gitseydim, olsaydım keşkeleri. Her bir keşke, bir bir insana sirayet ediyor. Önce saçlarına düşen aklar, ardından dualara damlayan  yaşlar. Ve o insanın her şeye doluyordu  artık gözleri, içindeki keşkeleri  akıtıyordu usul usul. 

Her yaşanmışlık çok kıymetli gelir daima bana. En kötü anlar bile muhakkak ardından bir değişim getirmiştir ömrüme. Vakitlerimin kıymetini hep boş yere harcanan zamanlar öğretmiştir mesela. Esas olan da bu galiba; en kalitesiz geçirdiğin   vakitlerden  bile disiplin kazanmak, nereden hayatıma  müdahil oldu dediğin insanlardan yaşama dair anekdotlar tutmak.

Boşuna değil hiçbir şey. Yaşamak, yaşlanmak, yaş almak boşuna değil. Bu kelime  ile aram limoni bu aralar. Boşuna diye tabir edilen her yaşanmışlıktan dahi dersler çıkartabilir insan. Yeter ki bunu istesin. Tükenmişlikten arınıp son nefese değin  mücadele etmek için sabretsin. Umutsuzum diyenlere  şaşırıyorum ama asla kınamıyorum. Elbette  güneşin kıymetini  bilmek için karanlıkta kalmak gerek bazen. O ısıya, ışığa ihtiyaç duymayan için pek ehemmiyeti yoktur ışıl ışıl, her yeni güne yeniden doğan güneşin. Anlamı yoktur aldığı nefesin. İlla nefessiz mi kalmalı peki farkına varmak için bunca  armağanın. Bilemiyorum, ben de içimde bu çelişki ile yaşıyorum. Sıfır hata ile yaşanmıyor hayat. Bir şekilde bir yerlerde düşmeli insan ki kalkmayı öğrensin. Yine tekrar ediyorum hiçbir şey için geç değil. İdealler, hayaller, hedefler... Bu dünya yolculuğunda  nasıl anılmak istiyor, kendi filmimizi nasıl yönetmek istiyor, suyun yüzeyinde mi yoksa kayalarda mı izimiz kalsın istiyoruz bunu iyi düşünelim. Ümit hep var yeter ki iç motivasyonumuz kaybolmasın. Yaşlandıkça yolun sonuna gelmiyoruz, aksine giremediğimiz yollara girme cesaretini kendimizde yeniden buluyoruz... 

Bunları içimde yeşerttiğimden bu yana dakikaların hesabını yapar oldum. Zaman ile yarışmak yerine  onunla  dost olup her bir saniyesinin bile boşa gitmemesi için büyük mücadele ettiğimi fark ettim. Ömrüme ve geçen  zamana, müdahale etmezsem mücadelemin anlamını yitirebileceğini hissettim. Bu  yüzden de zaman bizim hazinemiz hem de karşılığında sonsuz  huzur vaadedilen bir hazine. Hem dünyevi hem uhrevi düşünebiliriz. Özellikle kalp rahatlığı diye bir duygu var ki müthiş bir şey. Jules Payot “İrade Terbiyesi” kitabında çok güzel özetlemiş aslında:

“Hayatta mutlak başarı her zaman söz konusu değilse de verilen mücadelenin sonunda kalbin rahatlaması başarı adına kâfidir.” 

Gerçekten tam olarak ifade etmek istediğim şey bu. Belki bir teselli ama çok gerekli. Kalp rahatlığı kâfi her şeye. Hayatta yapılabilecek her şey yerini bulur, akademik başarılar, sosyal  görevler, kişisel  yatırımlar. Ama en önemlisi bu kalp rahatlığı yok ise hepsi çöpe gitmeye hazırlanabilir. İnsan olma çabası da buradan geliyor olsa gerek. Hem bir şeyleri elde etmek, belirli bir başarıya  ulaşmak için çabalayacak hem de kalbimizi  bozmadan ilerleyeceğiz. Bunun benim için bir sırrı var. Aslında sır denemez, çoğu kişi biliyor ama bilmiyormuş gibi  davrananlar çoğunlukta olduğu için ben buna sır diyorum. Onun sayesinde tüm zorlukları aşıyorum, hırslarımı örseleyebiliyor, hedeflerimi daha makul belirliyorum. Çok uzun dönemli planlar  yapmıyorum mesela. Ya da bu hayatın telaşına kapılmış hızla gidiyorsam aniden yavaşlıyorum. Yavaşlamak ruha öyle iyi geliyor ki. Küssem birine içimi ferahlatıyor, kırsam birini hatamı fark ettiriyor. Zamana dem vurdum ya sürekli, zaman ile bu tatlı dostluğumu  bile ona borçluyum. Kıymet bilmeye çalışmak, güzel işlere  ortak olmak, okumak neden okumak  gerektiğinin tefekkürü ile  harfiyen gönle kazımak, her yeni yaşın ona yaklaşma vesilesi olduğu için yaşlanmayı sevmek, pozitif düşünmek ve dahi huzurlu bir nefes almayı ona borçluyum. Elbette hazır değilim onunla karşılaşmaya ama onu düşünerek yönetiyorum ömrümü. Terapötik bir yanı var. Keşfetmeniz için geç değil. Nasihatlerin  en tesirlisi  diye düşünüyorum. Söylerken irkilir insan ama hepimiz biliriz ki ölüm var. Bunun üzerine düşününce en büyük dertlerin dahi biraz olsun  sizi bıraktığını hissedeceksiniz. Üstad Necip Fazıl Kısakürek diyor ya:

"Bir bölünmez ki, insan, onu zaman bölüyor;
İnsan her an dirilip, her saniye ölüyor…"

 

Etiketler
zaman ölüm vakit yaşanmışlık yaşlılık yaşlanmak

Yazar Hakkında

Nazan Sırakaya Görürüm

Söylemek istediğim nice cümleler içime sığmadığında kendimi bıraktığım tek yer kelimelerin yanıbaşı. Yazarak yetiştiğim, geliştiğim, kendimi iyi hissettiğim Efendi Dergi'de olmaktan çok mutluyum.

Yorumlar

  • 20 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap