Fikir Düşünce

Biz Toplum Olarak...

  • 6 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Biz Toplum Olarak...

Başlık biraz ortada duruyor gibi. O nedenle başlamadan evvel belirtmek isterim ki; sosyolojik, psikolojik, epistemolojik, antropolojik vs açılardan, bilimsel söylemlerde bulunma havası estiren kavramlardan uzak  direkt derdimi anlatmak istediğim fakat kısa sayılmayan bir yazı olacak.

Tetikleyici cümlemiz şu:

"Batıdan ahlaki olarak da geri kaldık"

Bu cümleyi okuyunca tepki gösteren insan sayısı azalıyor mu? Yani bu cümle artık kulağa doğru mu gelir oldu?

Nasıl bir lezzeti var Allah aşkına? Yani bu ve benzeri cümlelerde çekici bir taraf var onu görüyorum da tam adını koyamıyorum, nedir o?

"Ama şimdi yani tamamen de yanlış sayılmaz ..."

Yoo, tamamen yanlış. Hatta çok büyük haksızlık bu. Ahlaken çökmüş de değiliz, çöküş içinde de değiliz. Her kalabalık toplumda olduğu gibi içimizde iyiler ile ve kötüler ile beraber yaşıyoruz. Yalnız, kıyas yaptığımız bir çok toplumdan artı olarak, kötü ve ahlak dışı eylemlerin normalleşme ve kabul görme oranı şükür ki genellenebilir seviyede değil. Bunda sanayileşme yarışına arkadan yetişmemiz mi etken, inanç mı, her ikisi mi, başka bir şey mi bilemiyorum. Ama böyle bir geri kalmışlık var. Neyse şimdi orayı geçiyorum da. Neden yapıyoruz biz bunu kendimize onu çözemiyorum.

Bu hükümlere nasıl varıyoruz mesela?

Söyleyeyim.

Önce, nasıl oldu bilmiyorum ama 'kötüye kötü demek' diye bir şey çıktı. Oysa biz hep kötü görünce araya mesafe koyuyorduk. Dışlanırdı kötü, ben bildim bileli bu toplumda. Sonra ' neye göre kime göre ' furyası başladı. Objektifçilik .'Ya sen de ona göre kötüysen'. Kötü mü, ahlaksız mı, gayri etik mi değil mi nasıl karar vereceğiz sorunu. ( Sanki; dün bir araya gelmiş, yeni oluşmuş, geleneksiz ve köksüz, ilkel bir toplulukmuşuz da yeni yeni medenileşmeye çalışıyor muşuz gibi) Neyse. Sonra öz eleştiricilik yarışı başladı. Başta, yani araç olarak çok da iyi bir yerde duruyorken bu ikili birden amaç haline geldi. Sonra bir nevi ritüele döndü. Hani şu kitap okuma eyleminin olumlana olumlana fetişist bir noktaya gelmesi gibi. En çok ben ... Hayır hayır en en çok ben...

Sonra. Sosyal medya... Bu mecrada sürekli kötü, iğrenç, fena, paylaşımlar bir yerden sonra sanki zevk alınarak döndürülmeye başlandı. Sadece sosyal medyadan toplumu okuyan, uzaktan bakan ya da aramızda yaşamayan biri çok kolay ikna olabilir ki; Türkiye bir lanetlenmişler ülkesi, Türkiye dünyanın sürgün yeri falan. Oysa günlük hayat içinde, yaşantı içinde, sıradan akış içinde  buradaki gibi bir akış yok.

Öyle ikna olduk ki; sürekli kötü, bencil, ahlaksız insanlarla kuşatıldığımıza buradan kafayı kaldırıp gerçek hayata giren, bir zaman sadece kötüyü görür oldu. Yani artık buradan yayılan o havayı alıp kendi ellerimizle hayatlarımıza taşır olduk. Komşuluklarımıza, sokaktaki ilişkilerimize, iş yerimize, ticari hayatımıza... Öğretmen öğrencisine, öğrenci öğretmenine, doktor hastasına, hasta doktoruna vs buradan aldığı gazla bakar oldu. Çoğaltılabilir burası da.

"Hiç mi eleştirilecek taraf yok."

Bir de bu var. Ne zaman ' bu ülkeye haksızlık ediyorsunuz. Bu topluma haksızlık ediyorsunuz. O kadar da değil' desem hiç sekmez, saatlerce de derdimi anlatmaya çalışsam bu soru eninde sonunda hep gelir.

Yahu bu kimin için mümkün? Geçtim kalabalık toplulukları, birey için mümkün mü bu? Hiç eleştirilecek tarafı olmayan insan var mı ki toplum olsun?

Üstelik ben çirkinlik karşısında kolay kızan hemen de söylenen bir tipim. Yani gün içinde sürekli ' neden', 'niçin' diyerek dolanmışlığım da var bununla kanamayıp burada uzuun uzuun içimi dökmüşlüğüm de ( şekil a) Fakat hiçbir zaman genel olarak çökmüş, gitmiş, ahlaken geri kalmış, geleneksel olarak uf olmuş, imalat olarak defolu muamelesi falan yapmadım dahil olduğum topluma. Dahil olduğum için değil. Haksızlık olduğu için.

Yaşadığımız toplum, üzerinde deneyler yapılmış bir toplum. Aldığı zehirler var. Aynı deneyler denenmiş benzerler toplumlar gibi. Burayı konuşalım. Bunlara çözümler arayalım. Bunları var sayalım. Mesela: ırkçılık.Üzerinden yakın tarihi içinde travmalar geçmiş bir toplum. Aldığı yaralar var, iltihaplar var. Onarılamayan, tam iyileşemeyenleri yok saymayalım.

Fakat bu şekilde değil. Çöp muamelesi yaparak değil. İnsafsızca değil. Çünkü bunu hak etmiyoruz. Bunca darbeden bu şekilde çıkabilmek bir güç. Bunu hamasi bir söylem gibi görmek haksızlık. Bu çok çirkin bir moda.

Anlamadığım.

Dünyada, insanın olduğu her yerde olan. Artık çağın değişimi ile alakalı türemiş ya da daha da belirginleşmiş ne kadar kötü, olumsuz, hastalıklı hal varsa toptan ve gönüllü olarak üzerine alınmak. Kendi toplumuna has olumlu, iyi ne varsa hepsini ya istisnai bir hal ya mazide kalmış bir nostalji gibi görmek.

Bunu kendinize nasıl izah ediyorsunuz? Bunu kendimize nasıl izah edebiliyoruz?

Fark ettiniz mi? Falanca yerde yaşanmış güzel bir olay eğer bu yer Türkiye'de ise bir an yayılsa bile asla hafızalara çakılı kalmıyor. Ama aksi bir durum evrim geçire geçire versiyon versiyon yayılıyor. Tık alma değeri olduğu için mantar gibi uyduruk sitelerde reklamdan kazanç amaçlı türevleri ortaya çıkıyor.

Eğer mağdur isek öfkemizden utanacak hale gelmemiz bir gün sürmüyor. Haksızlık mı bulduk, direkt sebebi olmamıza bile gerek yok civarında kimlik bilgimiz zikredilse bile yetiyor. En çok belayı kendimize biz dilemek için, beklemekten zaten sıkılmış oluyoruz.

Bir de ne olursa olsun. İyi veya kötü. Bir şekilde Batı, Güney, Kuzey... -Tabi ille de batı- ile kıyas yapmazsak derdimizi anlatamıyoruz.

Bambaşka bir hafıza, bambaşka şartlar, bambaşka yakın tarih, bambaşka bir nüfus, bambaşka coğrafi koşullar, bambaşka geleneksel bilinç, bambaşka kültürel kodlar, bambaşka tehlikeler, bambaşka mücadeleler, bambaşka mücadele anlayışı, bambaşka beklentiler, bambaşka öncelikler, bambaşka olabilirler/olamazlar... Uzat burayı böyle. Ama her durumda batıyla, onla bunla kıyas ve durum analizi. Bu elma ile armut toplamları sonuçlarına neden ihtiyacımız var ki?

Ahlaki olarak, etik olarak vs kendimizi eleştirmek için neden illa da ithal tokmak arıyoruz ki? Bu kadar mı yokluk içindeyiz?

Hayır üstelik kıyas halinde bir çok gayri ahlakilik, bir çok insafsızlık henüz ne devlet geleneğimize ne de toplumsal kabullerimize dahil olmamışken. Toptan; bütün ahlaksızlıkları, dünya üzerindeki tüm erdemden yoksun, vicdandan yoksun eylemleri, tüm suçları, koşa koşa bir heves üzerimize alınmak da neyin nesi? Niye bu kendinden gönüllü vazgeçiş? Nedir bu otomatik ' burası Türkiye' ile başlayan ve uzayan 'objektiflik' gösterisi?

Anlamıyorum. Ve mesela çoğu kez merak ediyorum:

Yurt dışından -ama ille de beyaz kısımdan- verilen çok basit bir örnek olay paylaşımında bile  yorum kısmına yağan ve ' bizde olsa', ' bizimkiler de anca' ile başlayan cümleler ile ne çeşit bir tatmin yaşanıyor?

Bu tarz yorumların yaygınlığı ortadayken, her öz eleştiricilik oyuncusunun da aynı toplumun ferdi olduğunu düşününce bir gariplik görünmüyor mu size de tabloda?

Yani düşününce, bu bir itiraf mı yoksa şikayet mi? Hayır eğer itiraf ise ben her itirafı ne diye üzerime alınayım o kişinin çevresi ile ilgili bir sorun der, üzülürüm. Yok eğer şikayet ise, o zaman daha kolay. Tüm ' toplumsal olarak maalesef' genelleyicileri bir araya gelir ve biz geri kalan olumsuzlar da öğrenip örnek alırız. Biter gider değil mi?

Tekrar edeyim ki onca şey ' eleştiri de mi yapmayalım, ak kaşık da değiliz' kurbanı olmasın:

Ak kaşık değiliz. Çünkü ak kaşık diye bir şey yok. Fakat iyiyiz. İyi taraftayız. Anlatabiliyor muyum? Karanlık tarafa geçmedik biz. Karanlık tarafa geçemeyiz. Kar lastiğimiz sağlam bizim. Yalpalarız. Kayarız. Yalpaladık, kaydık. Fakat aksi istikamete geçmedik. Henüz yoldan çıkmadık. Yol da kapanmadı çok şükür

Etiketler
biz toplum olarak öğrenilmiş utanç aşağılık kompleksi kendini kıymetsizleştirme kötülüğü şişirme modası kötüyü yaymanın hazzı kendi kötüsünü başkasının iyisiyle kıyas

Yazar Hakkında

Esra Çakan

Laf söyleyen balkabağı

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap