Cahil Cesareti
- Nazan Sırakaya Görürüm
- 30 Ağustos 2020 - 09:43
- 6 dk okuma süresi
- -
- 0
Düşünmek, insan olmanın en anlamlı manidar yanı, mahluktan ayıran en yüce yetenek. Kullanmayı bilen, hakikati arayan için, ah ne hoş nimet. Fakat ya bilmeyen? Her şeyi görmezden gelen, idrakini yitirmiş, şuurdan yoksun, “vebal” kelimesinin anlamını tanımayan için ne boş laftır bu. İnsan bazen biraz kendini, biraz karşısındakini, sağındakini, solundakini ama en çok Yaratanı, kainatı, kıssaları ve bundan kalbinin ne denli aşka geldiğini zihninde tahayyül eder. Geçmişi geleceği yad eder, bazen iyisiyle bazense acısıyla. İnce eler sık dokur, incinmemek için değil incitmemek için. Kimisi buna planlı konuşmak der, oysa karşısındaki kişiyi yormamak adına rikkatli davranır. Zariftir, kalbinin sızısından mütevellit kalp kırmaktan beridir. Zira kalp kıran geridir; çağdan, dinden, ahlaktan... Şimdilerde şarkı sözü olsa da kalp inceliği, benim 80 küsur yaşındaki kıymetlim anneannem der ki: “Kalp bir sırça, kırıldımı daha ulanmaz.” İşte tüm mesele bu esasında, her şey burada gizli. Bir kalp kırmak nice sırları yerle yeksan ediverir, bilemezsin. Sır özde, öz ise temiz akıl ile düşünebilende. Bu sarmal ipucu bana şu ayeti kerimeyi hatırlatıyor:
“Bu islam Rabbinin dosdoğru yoludur. Düşünen ve öğüt alan bir toplum için biz ayetleri geniş geniş açıkladık.” (Enam Suresi 126.)
Bir düşünmek ki; denizde dalganın kıyıya her vuruşundaki o huzur veren ses ve hayret ettiren, büyüleyen şölen misali suyun gösterisi, tefekkürün zirvesine çıkarıp bırakmalı. Bazen alıp bir dağ başına, taş üstüne oturtmalı, rüzgar o ürkütücü sesiyle kulakları inletirken Rahman'a sığındırmalı. Öyle olmalı ki yağan her bir kar tanesinde dua dua yakarmalı. Düşünmek kuru bir düşünceden asla ibaret olamaz. İçinde böyle gizli güzellikler barındırmalı. Yeter ki akıl nimetini kullanalım. "Akıl etmez misiniz?" Diye ısrarla bir soru bizi bekliyor. Ne kadar akıl ediyoruz, aklımızın ne kadarını kullanıyoruz? Varsayalım 100% kullanıyor olalım, acaba kaçta kaçını faydalı işlere ayırıyoruz? Elbette her insanın ilgi alanı farklıdır; kimisi resim, kimisi müzik, kimisi okumak, kimisi yazmak, kimisi bakmak ya da konuşmaktan hoşlanır. Bakar ama hangi gözle bakar, hayret nazarıyla mı yoksa fitne nazarıyla mı? Konuşur evet illa ki, Yaratan nasip etmiş konuşma yetisini ama acaba neyi konuşur? Hakkı mı batılı mı, hayrı mı şerri mi? Evvela yazdıklarım, sorduklarım kendimedir, sonra bu vesile ile sizedir. Biz bakarken nasıl bakıyor, konuşurken ne konuşuyoruz acaba? Cehalet bataklığına batmış mıyız, yoksa aydınlık bir diyarda mıyız? Aynayı kendimize tutalım, bize neler söylüyor bir kulak verelim.
En iyi okuldan mezun, muazzam bir işe sahip, dünyada olabilecek neredeyse diğer tüm nimetler var elinin altında, fakat bir eksiğin var: “Ben böyleyim” diyerek sürekli insanları kırıp döküyorsun. Senin çocukça tavırların hayatını meşgul ederken; Afganistan, Suriye, Doğu Türkistan, Kırım, Moro, Myanmar, Çeçenistan, Afrika, Keşmir, Özbekistan, Gazze ve daha nice mazlum topraklarda, çocukluklarını yaşamayı bırakalım bir kenara; bombaların, kurşunların hedefi olan, bazen açlıktan bazense salgın hastalıktan can veren çocukları hiçe sayıyorsun?! Düşünmekten korkuyor, cahilce bana bir şey olmasın da diyorsun. Allah yardımcıları olsun demek ile yetiniyorsun. Allah-u teala elbette yardımcı olacaktır ama verdiği bu mühlette sen ne yaptın ona da bakacaktır.
İnsanların dua ettiği bir saadete sahipsin evliliğinde. Evlatların var, sağlıklısın, işin gücün evelallah yerinde ama paylaşmaktan, kendin için istediklerini başkası için istemekten acizsin, dua edemiyorsun, onu dahi kıskanıyorsun. Avrupa'ya özeniyor ama medeniyeti bizim onlara öğrettiğimizi bilmiyorsun?! "Kudüs" desem anlamıyorsun, bilmiyor merak etmiyorsun ama söz konusu avrupa ülkeleri, kutsal mekanları olunca karış karış geziyor, her köşesini biliyorsun.
Dünyalıklarla mutlusun, ölmeyecekmiş gibi biriktiriyorsun; nispet yapıyor, imkanı olmayanı zerre düşünmüyorsun. Hâlden anlamaktan bihabersin. Dara düşene koşamıyor, yalnızca kendini düşünüyorsun. Film keyfini çok seviyor, 'La casa da papel' filmini dakikasına kadar ezbere biliyor, izlemek için abonelik ücreti dahi ödüyorsun. Fakat yine aynı sen; Fatihi tanımıyor, İstanbul’u, Ayasofya’yı bilmiyor bir de üstüne "keşke müze olarak kalsaydı ne güzel turistler gelir döner sermayeye katkısı olurdu" diyorsun, evet bunu düşünebiliyorsun?!
Bazen öyle oluyor ki, "bırak yahu bir şey yapamıyorsa yapmasın" diyorsun ama bu kez de dilin ile insanları üzüyorsun. Bazen bilmediğin bir acıya kabadayılık edip küçük görerek, bazen anlamadığın duyguları aşağı çekerek.
Elinden gelmiyor, nefsin öyle canavarlaşmış ki sınırsız hakkın olduğu halde dua bile edemiyorsun. Bırak! Elinden gelmiyorsa bari dilinden kötü şeylerle kırma insanları. Elinle, dilinle, bakışınla yapma bunu. Hepimiz eşitiz, aynı ölçüde değer biçilmiş olacak ki hepimiz bu dünyayı paylaşıyoruz. Hepimiz ondan geldik ve muhakkak ona gidiyoruz. Fakat kulak vermiyoruz sürekli bize yapılan bu uyarıya:
"Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onlar onu yüklenmekten çekindiler ve onun sorumluluğunu yerine getirememekten korktular. Ne var ki, onu insan yüklendi. Bunca kabiliyet ve nimetlerle donatıldığı halde yüklendiği emanetin hakkını veremeyen insan ne kadar zalim, ne kadar cahildir." (Ahzap 72.ayet )
Bunca kaabiliyet ve nimetle donatıldığımızın farkındayızdır inşallah. Bakın hakkını veremiyoruz, cahil konumuna düşüyoruz.
Bazen bir genci kötü bir alışkanlığa özendirerek, bazen ilim yolundaki insanla dalga geçerek, bazen varlığından rahatsızlık duyduğumuz insan hakkında gıybet ederek, bazen ise saatlerce fitne medyada (sosyal medya) faydasız paylaşımlarla vakit geçirerek, Netflix denen illeti seyrederek... Yahu bu dünyada hiç mi zararsız ama güzel, küfürsüz ama eğlenceli, ahlaklı ama dikkat çekici film kalmadı? Yoksa ben, sen, siz, hepimiz hâlâ cahilliği okumamak mı sanıyoruz? Keşke o kadar basit olsaydı. Zamanın kıymetinden nasiplenmeyen, başta kendini ve dahi kâinatı tefekkür etmeyen, dünyada faydalı bir işle uğraşmayan, faydalı bir şeyler yapamıyor ama bari zararım da dokunmasın diyemeyen, bir şekilde oturduğu yerden dili ile ettiği sohbeti leş kokan çöpe çeviren değil midir cahil? Konuşursunuz, dinlersiniz zaman geçer ve sizin muhabbetiniz bittiğinde hayırlı tek bir kelam öğrenmediyseniz, bir kez olsun Hakk'tan dem vurmadıysanız giden zamana ve cahilliğinize yanın, yanalım. Hepimiz bir daha düşünelim kim bu cahil ?
"Onlar, cehalet bataklığı içinde bilinçsizce bocalayıp duruyorlar." (Zariyat 11. Ayet)
Nihayetinde her birimiz battık bu bataklığa, kimimiz ayaklarına kadar, kimimiz tüm bedeniyle. Bocalayıp duruyoruz bizi en iyi bilenin dediği gibi. Peki kurtulamaz mıyız, yok mu bir sihirli değnek?
"Ancak hiç şüphesiz senin Rabbin, yaptığının günah olduğunu henüz bilmeden veya yanılıp da bir an nefsine mağlup olarak kötülük işleyen, sonra da çabucak bundan vazgeçip tövbe eden ve hallerini düzeltenlerin yanındadır. Doğrusu senin Rabbin, onların bu samimi tövbelerinden sonra elbette çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir." (Nahl suresi 119. Ayet)
Var elbet. Okudum, okudunuz... Bu karamsarlıktan bir an olsun kurtulduk değil mi? Çok suçladık birbirimizi ama bakın bataklıktan, hani tüm bedenimizle battığımız, "imkân yok, bu balçıktan kurtulamam" dediğiniz illetten samimi tövbe ile çıkabiliriz.
"Allah’ın kabul edeceği tövbe, ancak cahillikleri sebebiyle günah işleyip de, o günahtan çarçabuk vazgeçenlerin tövbesidir. İşte Allah, böylelerinin tövbesini kabul buyurur. Allah her şeyi hakkıyla bilen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır." (Nisa suresi 17.ayet)
Derdimizin dermanı, cahilliğimizin ilacı apaçık Kur'an-ı Kerim'de. Mûsâ (as): “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” demişti, Bakara suresi 67.ayette. Bu duaya sarılalım ne dersiniz ?
Peygamber değiliz ve olamayız da ama kutlu yolun yolcusu olmak da pek güzel değil mi? Çok soru sordum, çok laf ettim. Biraz sindireyim, tabii siz de. Tekrar tekrar "estağfirullah" ettiğimiz cahilliklere... Ve çok dua ümmeti Muhammed’e..
Etiketler
Yazar Hakkında
Nazan Sırakaya Görürüm
Söylemek istediğim nice cümleler içime sığmadığında kendimi bıraktığım tek yer kelimelerin yanıbaşı. Yazarak yetiştiğim, geliştiğim, kendimi iyi hissettiğim Efendi Dergi'de olmaktan çok mutluyum.
Yorumlar