Çanakkale’nin Geçilmeyişine ve İçimizin Yanışına
- Esra Çakan
- 19 Mart 2017 - 00:53
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
Büyük acılar ve büyük mücadelelerin izleri var ardımızda. Büyük geçitlerden dedelerimizin çeşit çeşit fedakarlıkları ile geçildiğini de iyi biliriz. Her sene itina ile üzerine durulur bunun çünkü. Durulsun da hatırlamayı ve dua ile yad etmeyi borçluyuz. Ancak acaba yalnız bunu mu konuşmalıyız ve de yalnız sene devirlerinde, olanların altını çizip durmak kadar küçük mü borcumuz? Çanakkale geçilmez sözünü dağa taşa yazmak ile bitiyor mu emanet aldığımız vazife ?
Çanakkale’nin geçilmiyor oluşundan ne anlıyoruz peki? Ne uğruna verildi onca mücadele ve neden geçit vermedi Çanakkale gibi sorularımıza nasıl cevaplar alıyoruz ki çok da sarsılmadan hem bu ruha aykırı bir yaşantının ortasında durup hem de elimizde bayrak ile Çanakkale marşları eşliğinde hisli ve vefalı torun tavrı takınabiliyoruz?
Bu vatan uğruna çocuk yaşta şehit olmuş dedelerimiz yaşayıp görselerdi süngüyle kovalarlardı düşman askeri diye denilecek haller içinde veya o hallerin yakınında olmak kısmını ne kadar sorguluyoruz?
Benim biraz buradan başlayasım var. Hatta başlıyorum da.
Namazı gence çocuğa yakıştıramayan, genci çocuğu namazla aynı karede görmeye dayanamayan yahut görmemeyi umursamayan insanlardan başlıyorum. İnancı, imanı hep evde hep gizde hep çok özelde olmalı kılıfına sokan ve kalbim temiz modasını var edenlerden. Bu ülkede cami fazla, ezan çok yüksek, din eğitimi gereksiz vb fikirlerini entelektüel düşünüş ürünü olarak sunup iki alkışa hindi gibi gerinenler ve bunları alkışlayıp hindi gibi gerinmelerini sağlayanlardan. Kürt, Alevi, Çerkez, Laz vs vs vs şeklinde insanların sırtlarına kızdırılmış damgalarla çıkmaz etiketler vurup kendilerini kolonilerine hapsedenler ve hayata yalnız kendi popülasyonundan bakanlar bunun da adına milliyetçilik diyenlerden. Ve bitiriyorum ‘Çanakkale’nin geçilmemesi size ne anlatmışsa çok yanlış anlatmış’ diyerek.
Yanıyoruz biliyorum hala aynı yasla ve duyuyoruz acıları içimizde. Amenna. Bir kod gibi çünkü iliklerimizde bir çok yaşanmışlık. Ancak neye yanıyoruz ve daha çok neye yanmalıyız?
Şehitlerimize mi yanıyoruz? Oysa onlar ödüllendirildiler. Onlar şehit oldular. Ben sonrasına yanıyorum. Sonrasına yanalım biz, halimize yanalım. Tüm yürekleri bir etmiş bir zaferin hatırasını bile canımızın çektiğine dönüştürmeye çalışıyoruz ya buna yanalım. Hani imanın zaferiydi diyemeyenler var ya onlara yanalım. Bunu, bu büyük kahramanlığı ille de kendi nato mermer kafalarındaki maneviyatsız sahaya çekip oranın malı etmeye çalışanlar var ya ona yanalım. Bugün türlü türlü bölünmüş halimiz var ya ona yanalım. Yanacak çok şey var. Şehitlere yanmaya ne hacet onlar en yüce makama eriştiler.
Bizler ’emaneti ne ettiniz’ dendiğinde ne cevap vereceğiz bunu düşünüp buna yanalım!
Biz, bugün dostu düşman, düşmanı dost belletenleri ve de utanmadan düşman mevzisinden vatana devlete saydıranları hatta onları alkışlayanları gördük ya ona yanalım.
Bugün savaşın başka türlüsü vuku buluyorken ne haldeyiz, ne durumdayız, hangi saflardan bakıyoruz memleketimize düşünelim ona yanalım. Söz konusu vatan olmuş iken, mevzu ayakta durmak, dik durmak, direnmek olmuş iken bunu bayat bir romantizm yahut ufak bir ayrıntı gibi algılayıp hala sen, ben, o kavgalarını birinci dereceden mevzu edenleri görüyoruz ya ona yanalım.
Terörist sıfatını örtmeden dolaşanlarla ortak olmuş; ortak çıkarlar, ortak düşmanlar edinmiş, onlarla aynı yere taş atar olmuş, aynı sevinçlerin içinde bulunabiliyor olmuş olmayı garipsemeden bu çizgide saf tutup bir de utanmadan içinde vatan, millet, memleket geçen cümleler kurup poz kesen garabetlere tahammül zorunda kalmışız ya buna yanalım.
Bugün düşman tüm dişlerini alenen göstermekteyken inatla onunla aynı siperde duran ve bir de o siperden eline bayrak alıp Çanakkale marşları eşliğinde hisli hisli dolanan insanlar türedi ya memlekette düşünüp düşünüp buna yanalım.
Siperleri terk edenler var. Çanakkale’yi terk edenler var. Geri dönülmeli. Bunun yolunu bulamazsak dizlerimizi döve döve ve son olarak da buna yanarız. Ve korkarım böylesi bir yanışın geleceğinde bizi hayırla yad edecek kimsemiz de olmaz.
Etiketler
Yazar Hakkında
Esra Çakan
Laf söyleyen balkabağı
Yorumlar