Çirkin Sultan İle Yakışıklı Genç (Masallara ters ayna)
- Esra Çakan
- 25 Mayıs 2019 - 04:24
- 9 dk okuma süresi
- -
- 0
Güzel ve Çirkin masalına tersten ayna tutmak gelmiş yazarın içinden. Demiş ki bakalım bu haliyle kulaklara nasıl gelecek.
Ne diyorduk? Evet. Bir varmış bir yokmuş....
'Zamanın ahrı geldi a yavruuum' denilen bir zaman içinde yine bir varmış bir yokmuş. Kendi çapında bir sultanlık içinde sempatik, çakal, iyi, kötü... İrili ufaklı insancıklar öyle böyle yaşar gidermiş. Bu, kendi çapında sultanlığın bir de güzelliği dillere destan bir sultan kişisi varmış. Şimdi Allah var hatun güzelliğin sözlük karşılığı gibiymiş de bir de kusuru varmış. Bu sultan kişisi güzel olduğu kadar da küstahmış. Böyle kibirli kibirli süzmeler efendim bir tepeden bakmalar falan.
Günler, günler, günler...
Bir gece vakti bu sultan kişisinin sarayını iki büklüm bir amca ziyaret etmiş. Artık muhafızları nasıl geçmiş hizmetçiler dururken kapıyı neden sultan kişisi açmış bilemiyoruz. Kapıyı açıp karşısında iki büklüm bir amca gören sultan kişisi hemen adamcağızı şööööyle bir süzmüş ve içinden 'az dikkatli baksam insana benzeyecek ama, tövbe tövbe' diye geçirirken amca konuşmaya başlamış. Demiş ki:
-Bak bi sultan kızım, dışarıda hava çok soğuk elimde de sana verebilecek bir kilocuk çiğ köfteden başka bir şeyim yok. Sana bunu versem de sen de beni bu gecelik misafir etsen.
Sultan kişisi bir pakete bakmış bir amcaya bakmış. Sonra küçümseyerek amcayı kovuvermiş. Buna çok içerleyen amca tabi nasihat falan etmiş ama sultan kişisinin bir kulağına bile girmemiş ki ötekinden çıksa. Nihayetinde çiğ köfteler asla ziyan edilmemiş ama amca kapı dışarı edilmiş. Tam arkasını dönmüş giderken bir de ne görsün! Bu bizim kambur amca ışıklar, patlamalar, parıltılar falan içinde bir değişik olmaya başlamasın mı? Başlamış. Meğerse bizim iki büklüm amcamız maşallahı olan bir cadı prensmiş. Böyle, geceleri hayat dersi vermek için kapı kapı dolanır çiğ köfte dağıtırmış. Sultan kişisi bunu görünce tabi hemen pişman olmuş ama ne fayda. Cadı prens demiş ki:
-Madem sen insanları çiğ köfte kadar bile sevemiyorsun o zaman güzel de olma, seni bir çipçirkin yapayım da gör.
Sonra sultan kişisi öyle bir çirkin, öyle bir kırış buruş, kambur bir şey olmuş ki kendine kendi bile bakamamış. Yetmemiş bir de zaten bir miktar pofuduk olan sultanı, şipşişko dev gibi bir şeye dönüştürmüş cadı. Bu da yetmezmiş gibi son olarak böyle kurt adamın hatun şubesine dönüşmesin mi zavallı sultan. Aman Allah'ım demiş kıldan tüyden suratımı göremiyorum. Sonra da bir şart koşmuş cadı prens tabi, demiş ki:
-Bak, bu çiğ köfteler her gün bir eksilecek, tamamen bitene kadar seni böyle sevecek, gerçekten sana aşık olacak birini buldun buldun, bulamadın ömür boyu böyle kalacaksın ve hiç çiğ köfte yiyemeyeceksin.
Sultan kişisi hayata küsmüş tabi. Kim sever ki böyle bir şeyi demiş kendi kedine . Öte yandan bu sultanlığın bir köşesinde kendi halinde yaşayan insanlar arasında bir genç adam yaşamaktaymış. Ama böyle bildiğiniz gibi değil. Böyle 'Allahımmm analar ne yiğitler doğruyor' dedirtecek türden, böyle bakıp bakıp 'Rabbim nelere kadirsin' dedirtecek türden bir mübarek . Öyle muhteşem, öyle yakışıklı, öyle kibar, duyarlı, hassas, ince ruhlu, düşünceli .... Allah'ın bol bol verdiği, baya baya mucizevi bir canlı türü işte. Gel zaman git zaman bu genç adam, bu Allah'ın lutfu olarak var olmuş canlı türü, babasının yaptığı bir hatanın bedelini ödemek zorunda kalmış. Ceza olarak sultan kişisinin sarayına gidecek ve orada kalacakmış. Bunu mecburen kabul eden adam sultanı görene kadar her şey yolundaymış ama sultanla ilk akşam yemeklerinde daha sesini uzaktan duyar duymaz bir irkilmiş. Dev gibi bir şey ile aynı masada oturmaya daha fazla dayanamayıp bayılıvermiş.
Sultan, adamın yanına yaklaşmış, demiş ki:
-Bari biraz çirkin olsaydı bu adamı zincire vursam da kalmaz benimle.
Sonra işte hizmetçileri çağırmış adamı odasına çıkarmışlar. Yanına da bir not bırakmışlar. Sultan tarafından yazılan notta son derece kibar bir özür ile giriş yapılıyor ve sonrasında da bütün sarayda istediği gibi vakit geçirebileceği, istemezse de sultanla hiç karşılaşmayacağı yazılıyormuş. Böyle bir karşılık beklemeyen adam babasının durumunu da düşününce bu durumun kötünün iyisi olduğunu düşünmüş.
Sarayın içinde, bahçesinde günler geçirmeye başlamış. Bu zaman içinde de sultan kişisinin sesini bile duymamış ancak saray içinde onun yaşantısına dair, alışkanlıklarına dair izler bulmaya ve bunlarla ilgilenmeye başlamış. Sultana ait alanlarda dolaşması yasakmış ancak kenarda köşede kalmış parçalardan edindiği izlenim ile benzer zevklere sahip olduğunu anladığı bu garip yaratık görünümlü sultana karşı içinde bir merak oluştuğunu fark etmiş. Sultanla tekrar karşılaşmak için cesareti olup olmadığını bilmiyormuş fakat öte yandan bu karşılaşmayı istiyormuş da.
Sonra hizmetçilerden birine bu talebini anlattığı sırada bir ses işitmiş:
-Akşam sekizde yemek salonunda !
Tanımış, tabi yine irkilmiş ama memnun da olmuş çünkü zaten artık çok sıkılıyormuş bir de merak unsuru eklenince akşam saatini korku ile karışık bir heyecanla beklemeye başlamış. Akşam, sultanın olabildiğince uzun olmasını emrettiği bir yemek masasının karşılıklı uçlarında oturarak yemeğe başlamışlar. Oda özellikle yarı karanlıkmış bu şekilde genç adam sultanı net olarak göremiyormuş. Bunun da verdiği rahatlıkla konuşmaya başlamış. Bir şeyler sormuş; sarayda gördüğü kitaplardan, duyduğu melodilerden falan bahsetmiş. Sultan kişisi direk görüntüsü ile ilgili şeyler sormayan bu genç adamın sorularından memnun olmuş ve sessizliğini bozmuş. Gök gürültüsü gibi sesini yumuşatmaya çalışarak yanıtlamaya başlamış soruları. Soruları karşılık buldukça rahatlayan adam ve karşısında kendisiyle normal bir sohbet yürütebilen bir adam görmekten memnun olan sultan bu akşam yemeği sohbetlerini rutine döndürmüşler. Yine aynı uzun masa yine aynı yarı karanlık oda içinde oluyormuş ama her defasında daha da uzuyor her defasında adamın sarayda dolanabileceği alanların sayısı daha da artıyormuş.
Aylar, aylar, aylar...
Artık genç adam sadece akşam yemeklerinde sultanla buluşuyor olmanın kendine yetmediğini düşünmeye başlamış. Bunu dile de getirecekmiş ama bunun gündüz görüşmek demek olduğunu ve sultanı ilk akşam gördüğü kadar net gördüğünde olacakları düşününce geri adım atıyorumuş. Bu kez ilk defasından farklı olarak görüntüye tahammül edebilmek ile ilgili değil, vereceği elinde olmayan bir tepkinin sultanı inciteceği düşüncesi ile tedirgin oluyormuş. Hem bu olursa kapalı kapılarının dışına çıkarabildiği sultanı tamamen kaybedebilirmiş de. Bir daha eskisi gibi aynı sarayda ve hiç görüşmeden yaşamaya geri dönmek istemediğinden biraz daha sadece akşam yemekleri ile yetinmeye karar vermiş. Bir akşam sohbet öyle bir yere gelmiş ki genç adam içinde sakladığı şeyi daha fazla tutamamış. Sultana onu gündüzleri de görmek istediğini, onunla daha fazla zaman geçirmek istediğini söyleyivermiş.
Sultan bu beklenmedik talep karşısında bir an memnuniyet duysa da kabul etmemiş. Görüntüsünü hatırlatmış ve şöyle demiş:
-Bana, ilk akşam gördüğünde baktığın gibi bakacak ve istediğine pişman olacaksın. Bunu tekrar yaşadığımda bir daha seninle akşamları da görüşmem.
Genç adam ısrar etmemiş ama bütün gece de bunu düşünmüş durmuş. İlk gördüğü akşamı hayal etmiş. Devasa bir görüntü, canavarı andıran eller ve sadece gözleri belirgin olan tüylü bir surat... Yine irkilmiş. Korkunç bir canlı ile akşam yemekleri yiyor olduğu düşüncesi onu uzaklaştırmış ancak sonra uzun sohbetleri ve beraberken geçirdikleri zamanlardan aldığı keyif ile o görüntünün sahibi garip yaratığın aynı kişi olduğunu tekrar tekrar vurgulayarak iki parçayı birleştirmeye başlamış. Demiş ki:
-Cesaret etmeliyim! Buraya gelirken tam anlamıyla bir canavarla karşılaşacağımı bilerek geldim. Ama şimdi onun bir canavar olmadığını bildiğime göre buna cesaret edebilirim.
Hizmetçilerden birini uyandırmış ve yarın sultanla bahçede görüşmek istediğini söylemiş. Ertesi gün sultan akşam yemeğine de gelmemiş. Bir kaç gün hiç görüşmemişler. Adam her gün bahçede ve her akşam yemek salonunda beklemiş. Ve tabi sultan da esasında her öğlen bahçeye her akşam yemek salonuna gelmiş. Bir gün artık adamın karşısına çıkmaya karar vermiş. Gayet güneşli, cıvıltılı bir öğlen saati adam yine beklerken önce uzaktan seslenmiş. Bu heybeti kontrol edilmeye çalışılan sesi duyunca adam hemen arkasına dönmüş ve sultanı aylar sonra tekrar olduğu gibi görüvermiş. Bu kez kendini kontrol etmiş bayılmamış ama yine gördüğü şey karşısında bir iki adım gerilemekten kendini alamamış. O öğlen çok fazla konuşmadan vakit geçirmişlerse de zamanla sultana, yarı aydınlık akşam yemeklerinde keyifli zamanlar geçirdiği biri olarak bakmayı öğrenmiş genç adam.
Bundan sonra zamanları neredeyse sürekli bir arada geçirmeye başlamışlar. Bir arada geçirilen zamanlar arttıkça adam sultandan gözlerini kaçırmamaya hatta ona daha yakın durmaya başlamış. Her şey normale dönüyor sultanın normal dışı görüntüsü artık adamın dikkatini çekmiyor gibiymiş. Adam sanki asla sormaması gereken bir şey olduğunu biliyor gibi sultana neden bu halde olduğunu hiç sormamış. Sultan da bu soruya hiç muhatap olmayacağını anladığı için çok daha rahat davranmaya başlamış. Adam sayesinde yıllar sonra tekrar aynaya bakabilmeye bedenindeki tek güzel parça olarak nadide bir elmas gibi kalmış gözlerine bakıp kendini iyi hissetmeye bile başlamış. Genç adam da sultan kişisi olmadan geçirdiği zamanlardan çok da keyif alamıyor ve bir şekilde ya onun odasının yakınında kendini buluyor ya da sultana bir bahane ile haber gönderiyormuş. Ona alıştığını düşünüyor ve sürekli içinden keşke bu kadar çirkin olmasaydı diye de geçiriyormuş.
Kısa bir zaman...
Bir gece muhteşem ve yakışıklı genç adam kendisine verilmiş olan aynadan ailesini izlerken babasının çok hasta olduğunu görmüş. Üzüntülü şekilde akşam yemeğinde konuyu sultana açmış ve ondan evine bir kaç gün gitmek için izin istemiş. Sultan bu habere çok üzülmüş. Adama izin vermiş ve aynı anda eline de bir paket çiğ köfte tutuşturmuş . Demiş ki:
-Bunlar sen dönmeden biterse beni bir daha göremezsin.
Sevgili yakışıklımız da döneceğine söz vermiş tabi . Sonra evine dönmüş, babası ile vakit geçirmeye dalmış ama geceleri kendi haline kaldığında sürekli sultanı düşünüyor hatta özlüyormuş. Bir gece onu bir daha hiç görmezsem diye düşünüyormuş ki sultana verdiği söz aklına gelmiş, korkuyla evinden çıkmış. Söz verdiği zamanı çoktan geçirdiği için kendine kızıyor bir yandan da sultanı bir daha hiç görmeme ihtimali onu korkutuyormuş.
Saraya vardığında sultanı aramış durmuş, odasının olduğu kata kadar çıkmış kendisine yasak olan bölüme bile girmiş. Tam artık bir daha hiç görmemek üzere kaybettiğini düşünürken Sultanı yandaki bir odada halsiz bir şekilde sandalyesinde otururken bulmuş. Yanına gitmiş ve ondan özür dilemiş. Bir daha bu kadar uzun ayrılmayacağına sözler vermiş.
Sultan adamı gördüğüne çok sevindiğini ancak artık zamanı kalmadığını söylemiş. Gitmesi gerektiğini, artık onu özgür bıraktığını, burada kalmaya mecbur olmadığını da söyleyip vedalaşmak istemiş. Bunları duyduğu için sevinmesi beklenirken daha çok üzülen genç adam gitmek istemediğini, buraya bu kez kendi istediği için geldiğini ve hep sultanın yanında kalmak istediğini söylemiş.
Sultan duyduklarına inanamayan bir hal ile sormuş:
-Emin misin? Bana acıyor musun?
Genç adam kararlı bir ses ile devam etmiş:
-Bu sarayda kaldığım zaman içinde merhamet duyduğumu düşünüyordum, yakınlık hissimi de buna yoruyordum. Ancak uzak kaldığım zaman boyunca seni özledim. Gelmeyebilirdim. Ama seni bir daha göremeyeceğimi düşününce bunun bana acı vereceğini anladım . Yanında kalmak istiyorum. Acıdığım için değil, seni sevdiğim için.
Son sözcükler ile birden sarayın çevresini saran garip renkler dağılmaya başlamış. Sultanın çehresi aydınlanıyor, yüzü belirgin hale geliyor, her şey eski haline dönüyormuş.
Etrafını izlemeye dalan adam sultana dönüp baktığında yerinde güzeller güzeli bir hatun kişi görmüş. Çok üzülmüş, sanmış ki sultan o arada gitti de bu kız da ona bunu söylemek için geldi.
-Sen kimsin ? Sultan nerede? Ona ne oldu?
Eski güzelliğine kavuşan sultan genç adamın bunu görür görmez eski sultanı unutmamasına çok sevinerek her şeyi bir bir anlatmaya karar vermiş. Bütün hikayeyi dinleyen genç adam olanlara inanamamış. Ertesi gün kocaman bir çiğ köfte pastasının eşliğinde kendi halinde bir tören ile evlenen sultan ve muhteşem adam ömür boyu mutlu mutlu çok mutlu olmuşlar. Bunun hatırası olarak da tüm ülkeye her ayın ortasında çiğ köfte dağıtılmasına karar vermişler. ;)
Etiketler
Yazar Hakkında
Esra Çakan
Laf söyleyen balkabağı
Yorumlar