Din İlim Bilim

Dininiz Sizin Olsun 2

  • 5 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Dininiz Sizin Olsun 2

Bir önceki yazıda ayrıntılı olmaya çalışarak din olgusunun tanımı üzerinde durmuştuk. Dinin bireyin yaşam tarzı olduğunu, umumi ana yasası olduğunu ve hayatları şekillendirip, her neye ulaşmayı planlıyorsa oraya bir rehber niteliği taşıdığını vurgulamaya çalıştık. Bizleri ilk, tek ve en doğru din olan İslam üzere kılan Allah (subhane ve teala)’a hamdolsun. Bunları yaparken bilgisayar sistemini ve virüs yazılımları örnek gösterdik. Bu haftaki konuda ise “dinler” meselesini ele alacağız. Sağlam bir kaynak bulunmamakla birlikte Hz. Ali (r.a.)’ye isnad edilen, veciz bir söz vardır, “İlim bir nokta idi, onu cahiller çoğalttı.” Yine önceki bölümdeki “doğru” kavramına atfen diyebiliriz ki doğru bir tanedir, bize gelmiştir, ama biz onu irdeleye irdeleye neredeyse anlaşılmaz, içinden çıkılmaz bir hale getirmişiz. Bunun neticesinde “her ağzı olanın konuşur” olduğu dünyada, herkes doğru adına bir şeyler söylemiş; yanlışlar doğru, doğrular yanlış haline gelmiştir.

Özellikle yakın çağımızda sıkça gündemde tutulan “semavi dinler” meselesi bu konunun kalbidir diye düşünüyorum. Bu konu ile ilgili, en sahih kaynak olan kitabımız Kur’an birçok ayette son sözü söylemiş, hatta defaatle tekrarlamıştır. Örnek olarak Tevbe suresi 31. ayette mealen Rabbimiz şöyle buyurmaktadır, “(Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır.” Tevile, ekstra açıklamaya ihtiyaç bırakmayan muhkem ayetlerden biri. Nitekim bu âyetin mânâsı hakkında meşhur Hatim-i Tâî’nin oğlu Adiy demiştir ki: “Resulullah’a geldim, boynumda altından bir haç vardı, (ki Adiy o zaman henüz müslüman olmamıştı ve hıristiyandı) Resulullah Berâetün Sûresi’ni okuyordu, bana “Ya Adiy şu boynundaki veseni (yani putu, tabuyu, haçı) at” buyurdu. Ben de çıkardım attım. “Allah’tan başka hahamlarını ve rahiplerini de rab edindiler.” anlamına olan âyetine geldi, ben, ya Resulallah, onlara (haham ve rahiplere) ibadet etmezlerdi, dedim. Resulullah buyurdu ki: “Allah’ın helal kıldığına haram derler, siz de haram tanımaz mıydınız? Allah’ın haram kıldığına helâl derler, sizde helâl saymaz mıydınız?” Ben de “Evet” dedim. “İşte bu onlara ibadettir.” buyurdu.

Rebi’ demiştir ki, “Bu rablık İsrailoğulları’nda nasıl idi?” diye Abdul’âli-ye’ye sordum. O da “Genellikle Allah’ın kitabında hahamların sözlerine aykırı olan âyetler bulurlar, bununla beraber kitabın hükmünü bırakırlar da hahamların sözlerini tutarlardı.” dedi.

Yani işin aslı semavi dinler denilenlerin üçte ikisi semadan geldiği gibi kalmamıştır. Ve yine başta Bakara suresinde olmak üzere yine bir çok defa vurgulandığı şekilde gerek çıkar ve menfaatler karşılığında, gerekse karşılıklı çekişmeleri, hasedleri sebebiyle tahrif olunmuşlardır. Kendilerine kitap verilen peygamberler resullerdir. Onların her biri kendi şeriatiyle gelir. Yani Allah her resul gönderdiğinde, bir öncekinin şeriati feshedilmiş olur. Özellikle İsrailoğullarının hasleti olan kibir ve nankörlükten dolayı ilk önce İsa (a.s.)’ya, daha sonra ise Muhammed (s.a.v.) efendimize şiddetle muhalefet etmişlerdir. Din alimlerinin ve tarihçilerin elde ettiği ve günümüze kadar ulaşan verilerde Kur’an tabiriyle “kendilerine Yahudi diyenler” ilk önce kendi dinlerini, sonra İsa (a.s.)’nın şeriatini tahrif etmiş, tahrif edilmesine ön ayak olmuşlardır. Bizim dinimize karşı tahrif hareketlerini de zaten izliyoruz. Tevhid akidesinin tahrifinden doğan batıl dinler hakkında kısaca fikir sahibi olduktan sonra “dinler olgusu” adına diğer örneklere geçebiliriz.

En kadim dinlerden olan paganizm ve şamanizmi ele alalım. Paganizm, putperestlik dediğimiz, elle yontulmuş taş, tahta, mücevher gibi şeylerden şekil ve suret verildikten sonra, gerek eskiden yaşamış salih ve bilge bir kişiyi, gerekse yüce ve hikmet sahibi bir olguyu temsil ettiğine inanılarak tazim ve hürmet gösterilen, kurbanlar kesilip karşısında duruş ve secdede bulunulan heykel ve kabartmalara dayalı bir dindir. Bunun da temeline inersek bir dönem saygı ve itibar görmüş, makam, mevki, güç ve iktidar sahibi kişilere yönelik aşırı muhabbet ve saygının neticesi olduğunu görürüz.

Şamanizm’de de bir miktar pagan kültürü etkisi gözlenmekle beraber “iyi ruh-kötü ruh” kavramlarının daha ağırlıkta olduğunu görürüz. Binlerce yıllık tarihi olan bu kadim din ise “ruhlar” diye tabir edilen varlıkların insan yaşamına etkilerini yani büyüyü esas alırlar. Yani bu ruhların iyisi de, kötüsü de bildiğimiz cinlerdirler. Nitekim büyü cinlerle irtibat kurularak insan iradesine müdahaledir. Mekke dönemi müşriklerinden meleklere tapanlar vardı. “0 gün Allah onların hepsini toplayacak ve meleklere soracak: “Bunlar mıydı size tapmakta olanlar?” Melekler şöyle cevap verecekler: “Hâşâ, sen yüceler yücesisin! Bizim velîmiz onlar değil sensin. Gerçekte onlar cinlere tapıyorlardı; çoğu onlara inanmıştı.” (Sebe, 34/40 ve 41). Bu ayette de meleklere inanıp onlara aşırı tazimde bulunan, daha doğrusu meleklerle irtibatta olduğuna inanıp, muzip cinler tarafından kazıklanan insanlar ele alınıyor. Nitekim bu öyle bir kazıktır ki sonunda edebi cehennem vardır. Bu dinler tarihi konusu bu yazıda özetlenmesi bile mümkün olmayacak kadar uzun ve ayrıntılı bir konu olduğu için sadece konu başlığı olarak vermiş olayım.

Tevhid ve tahrif edilmiş tevhid dinlerinin haricinde kalan bu batıl dinler bu iki örnekle geçiştirilemez ama genel hatları aşağı yukarı bu şekildedir. Yine kadim olan, fakat varlığını son yirmi yıl içerisinde daha detaylı olarak gördüğümüz satanizm ise bunlara benzemekle birlikte biraz daha farklı, biraz da benim tabirimle daha delikanlı bir batıl dindir. Satanizmin de kendi içinde bazı şartlardan ötürü oluşmuş olan formları olmakla birlikte, genel hatları şeytana yani İblis’e yakınlaşmak esas alınmış, Allah yerine ona tapmak seçilmiştir. En delikanlıları dedim çünkü hiç kıvırmadan taraflarını seçmişler. Satanistler de teistik ve ateistik olmak üzere iki guruba ayrılırlar. Tesitik satanizm Allah’ın varlığını ve dinleri kabul etmekle birlikte bunlara karşı aleni bir savaş açtıklarını gizlemezler. Haşa Allah’ın şeytana karşı çıkmakla hata ettiğini, şeytanın masum ve haklı olduğunu, bu yüzde onun cennetinde yaşamaktansa cehennemde İblis ile yaşamayı tercih ederler. Ateistik satanizm de ABD’de kurulan Şeytan Kilisesi’nin kurucusu olan Macar asıllı Anton Szandor Lavey tarafından oluşturulmuş bir satanik akımdır. Buna Laveyan Satanizm de denir. Bu tipler Tevhid dini ile birlikte tahrif edilmiş kitapları olan dinleri de reddeder, şeytanı da sadece bir temsil olarak görürler. Lakin benim şahsen elde ettiğim bazı bilgiler ışığında aslında Lavey’in bu akımı kurması sadece bir manevra olmaktan öteye gitmiyor.

Bütün bunlara baktığımızda gerek kitap ehlinin tahrif edilmiş dinleri, gerekse kadim batıl dinlerin kökenlerinde dinimiz İslam ile kesişen noktalar mevcuttur. Bunun nedeni ise Kuran’da yine açıkça belirtilmiştir. İnsanlığın başladığı andan itibaren yeryüzüne din olarak sunulan tek öğreti, tek yasa Tevhid akidesidir. H.z. Ali (r.a.)’ye isnad edilen, “İlim bir noktaydı, onu cahiller çoğalttı.” sözü başta belirttiğimiz gibi birçok şeyi açıklıyor.

Lakin biz dinimizi tahrif etme riski pahasına hala bazı açık olan şeyleri irdeleyip kurcalıyor, öküz altında buzağı aramaktan geri durmuyoruz. Öküz demişken, Bakara suresinde Allah (c.c.)’ın buyurduğu “…Nihayet o ineği kestiler. Neredeyse bunu yapamayacaklardı” (Bakara 71) ayetinde hikaye edilen İsrailoğulları’ndan geri durmuyoruz. Dinimiz Allah tarafından kıyamete kadar korunacaktır! Lakin biz imanımızı tahriften korumak için ne yapabiliyoruz?

Etiketler
Anton Szandor Lavey Batıl Cinler Haham Olgu Paganizm Rahip Şamanizm Satanizm Tahrif

Yazar Hakkında

Kemal Ağca

Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap