Din İlim Bilim

Dininiz Sizin Olsun 3

  • 5 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Dininiz Sizin Olsun 3

Dinin basit tanımı, dinler olgusu ve din olgusunun çoğul hale gelip “dinler” olgusu olarak tarih boyunca hangi sebeplerle şekillendiğini, “Dininiz Sizin Olsun” yazı dizisinin ilk iki bölümünde olabildiğince özet ama aynı zamanda elden geldiğince detaylandırıp örneklendirerek ilginize sunmuştuk. Bu bölümde de adına ister 21. asır ister ahir zaman diyelim, çağımızdaki “din ve bilim” tartışmalarından ve bu tartışmaların yersizliğinden bahsedeceğiz. Yersiz tartışma tabirini kullandım; çünkü sadece sıradan bir “din” ile değil, bizim de mensubu olmakla şereflendirildiğimiz ilk, tek ve hak din olan İslam perspektifinden konuyu ele alacağız.

Kendilerine “ateist” diyen bir güruhun, sadece materyalist gözle bakarak yorumladıkları dünyada; gözle görünür, elle tutulur veya herhangi bir aygıt tarafından tespit edilebilir veriler haricinde her şeyin birer efsane, birer safsata olduğu iddiaları bu “din-bilim” çakışmasının başlangıcını oluşturmaktadır. Bu din-bilim çakışmasının odak noktasının ise neden sadece İslam olduğu da ayrıca merak konusudur(!).

Bahsi geçen güruh kusur varsa bakabilirler lakin, (şahsım adına) bilim ve araştırmaya teşvik ettiklerini öne sürerek bu kesim oldukça açık bir şekilde görülüyor ki uzman tembeller sürüsüdürler. Meleklerin, cinlerin ve (haşa) Allah (c.c.)’ın varlığının bilimsel aygıtlarca tespit edil(e)mediğini öne sürerek kolay yoldan inkara yeltenirler. Ben de şu soruyu sorarım:

“Arkadaşım! Senin geliştirebildiğin aygıtlar daha yaklaşık 5000 yıl önce inşaa edilen Mısır piramitlerinin esrarına vakıf olamadı. Hep var olan ve hep var olacak olan, her şeye gücü yeten, yaratılmış hiçbir şeye benzemeyen ve yaratılan (bilinen, bilinmeyen ) her şeye hükmeden bu “Yüce Varlığı”, bunun yanı sıra yine gözün görmüyor, kuş beynin almıyor diye “metafizik (fizik ötesi)” deyip geçiştirdiğin cinleri ve melekleri nasıl algılayıp tespit edecek?”

Pagan dogmalarından getirdikleri alakasız ve mesnedsiz örneklemelerle bütün dinleri, ama odakta İslam’ı oldukça sert bir şekilde eleştirip reddeden bu anlayış, karşılarına sunulan kozmolojik ayetleri görünce şeytan görmüş gibi çıldırıyor ve “Ama sizin kitabınız kadın dövülebilir diyor naaabeeeer.” gibi yine oldukça saçma bir o kadar da aptalca gerekçelerce güya manevra yapıyorlar.

“Yer kabuğu, kendisinden daha yoğun olan manto tabakası zeminde adeta yüzer gibi hareket etmektedir. İlk olarak 20. yüzyılın başlarında Alfred Wegener isimli Alman bir bilim adamı, yeryüzündeki kıtaların dünyanın ilk dönemlerinde bir arada bulunduklarını, daha sonra farklı yönlerde sürüklenerek birbirlerinden ayrılıp uzaklaştıklarını keşfetmiştir.” Şimdi bu gerçekten takdire şayan bir buluş inkar etmiyoruz. Kendilerine ateist diyenler alkışlamaya başladılar bile. Bir de “kadın dövdüren kitap(!)” ne diyor onu gösterelim :

“Onlar görmüyorlar mi ki, gerçekten Biz arza geliyor ve onu çevresinden eksiltiyoruz…”(Rad, 41)

Klasik tepki geliyor bekleyin… “AMA SİZİN KİTABINIZ KADINI DÖVÜN DİYORRR!”. Bu arada tamam bizim kitabımız bir yerde kadını dövün diyor olabilir, bunun ölçüsüne kadar da bildirmiş olabilir, nedenlerini de belirtmiş olabilir. Ama sizin kitapsızlığınızdaki gibi kullan at demiyor demekten de kendimi alamayacağım.

Ateizm aslında Allah’ı inkar ettirme pahasına kendini bile inkar ettiren İblis’in, kendisini ilah olarak tanıttığı akım olan satanizm felsefesinin saçaklarından birisidir. Burada ateizme çok takmamızın nedeni, konumuz olan din-bilim çakışması iddiasına en büyük desteği veren güruh oldukları içindir. Rad suresinden alıntıladığımız ayet mealine bakacak olursak misal Afrika kıta sahanlığı Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint okyanusu tabanlarında bulunan tektonik faylar üzerinden yılda belki birkaç milimetre Aysa-Avrupa kıta sahanlığına baskı uyguluyor, yani kayma yapıyor. Bu hesaba göre birkaç milyon yıl sonra Akdeniz tabanı bir kara parçası olarak yüzeye çıkacak, belki Batı Asya ve Arabistan yarımadası tamamen su altında kalacak. Bir kehanet değil aksine matematiksel hesap. “… Fakat simdi, Bizim gerçekten yere gelip onu etrafından eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mi?…” (Enbiya, 21/44) örneğinde de görüldüğü gibi Kur’an’da yine bu olaya vurgu yapılıyor. Ayrıca bazı alimlere göre bu ayet, dünyanın kutuplardan basık, ekvatordan şişkin, bir “geoit” şeklinde olduğunu bildiriyor. Ama bahsi geçen güruh, kadın dövdüren ayetin tefsirciliği ile meşgul.

Louis Pasteur mikrobu bulan adamdır. Aynı zamanda mayalanma, kuduz aşısı ve benzeri konularda da bilim adına mührünü vurmuş bir şahsiyet. Biz bunları inkar ediyor muyuz? Tabi ki etmiyoruz. Ama dilerseniz Pasteur’dan 400 yıl geriye gidelim. Orada bir adam var ve söylediği şeyler gerçekten duyulmayı hakkediyor : “”Hastalıkların insanlarda birer birer ortaya çıktığını sanmak yanlıştır. Hastalıklar insandan insana bulaşmak sûretiyle geçer. Bu bulaşma, gözle görülemeyecek kadar küçük, fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur.” Madde-tul Hayat adlı eserinde bu sözü söyleyen kişi Akşemseddin hz. leridir. Pasteur’un teknik âletlerle Akşemseddin’den dört asır sonra varabildiği neticeyi, dünyada ilk defa o haber verdi. Buna rağmen mikrop teorisi, yanlış olarak Pasteur’e mal edilmiştir. Akşemseddin bu kanıya elbette “Ya bence hastalıklar öyle pat diye ortaya çıkmıyor, kesin bir pislik var bu işte” diye varmadı. Kendisinin de belirttiği üzere ilham kaynağı, Rasulullah (s.a.v.) efendimizin şu hadis-i şerifi idi : “Resulullah (sav) buyurdular ki: “Bir yerde veba çıktığını duyarsanız oraya girmeyiniz, bulunduğunuz yerde veba çıkmışsa oradan ayrılmayınız.” Kaynak: Buhari, Tıbb 30, Enbiya 50, Hiyel 13; Müslim, Selam 92, (2218); Muvatta, Cami 23, (2, 896); Tirmizi

Ayriyeten şöyle bir husus var ki; bir çok ayetinde “düşünmez misiniz, akletmez misiniz, düşünen bir toplum için…” ifadeleri bulunan kitabımızın, nasıl olur da ilmi, fenni yok saydığına, görmezden geldiğine ya da engellediğine inanılır? Biz daha hücrenin zarını, sitoplazmasını, golgi cisimciğini, mitokondrisini, zarın seçici geçirgen yapıda olduğunu uzun yıllar boyu bin bir zahmetle geliştirilen mikroskoplarla öğrenmeye başlarken, onun dışında makro alemde (daha ucunu bucağını bile bilmediğimiz ve gerçekte “birinci sema” olan) uzayın sadece zerresine erişebilmiş iken, daha üzerinde yaşadığımız dünyanın bile bir çok sırrına vakıf olamamış iken (bu kadar gelişen bilime rağmen) bütün bunları bilen, yaratan ve öğrenilmesini emreden, hem de bunları yaklaşık on beş asır önce bildiren Allah (c.c.)’ın varlığını tartışmak, dahası olmadığını iddia etmek nasıl bir mantığın eseri olabilir?

Okuyucu sıkılma potansiyeli ve kelime sayısı sınırlamasından dolayı (her ne kadar dikkat edemesem de) daha değinemediğim, ertelemek zorunda olduğum o kadar çok husus var ki…

Etiketler
Kur'an Din Akşemseddin Alfred Wegener Ateizm Enbiya İblis Kelime Kitabımız Louis Pasteur

Yazar Hakkında

Kemal Ağca

Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap