Eksik Cümleler Mezarlığı
- Yağmur Yürekli
- 30 Haziran 2018 - 09:10
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Bazen tek bir insan için koca bir şehri seversin. Gün gelir kaldırım taşlarına kadar küsersin o şehre. Şimdi ben de kırgındım. İstanbul’aydı sitemim. Sanki onu burada istemeyen bu şehirmiş gibi.
İçimdeki feryatlara vereceği cevabı beklercesine sustum. Ağladım sadece. Hissetmek istedim onu.
Yapamadım.
Hissedebildiğim tek şey elime dolan sert topraktı sadece. Hayatımın en büyük kaybıydı gidişi. Eksik bir cümle bırakmıştı arkasında. Ve o cümlenin sonuna dizilmiş, nerede duracaklarını bilemeyen üç garip nokta…Ona söylemek isteyip de söyleyemediğim ne varsa gizlenmişti o noktaların arasına. Kursağıma dizilmişti bütün heveslerim. Oysa konuşacağımız neler vardı daha… Yüklemsiz kalan ne cümleler bırakmıştık arkamızda…
Yüzlerce mezar vardı şimdi mezarlıkta. Yüzlerce mezar ve yarım kalmış yüzlerce cümle… Her ayrılık bir eksik cümleydi. Ve her vedasız gidiş yeni bir üç nokta… Biz de onlardan biriydik artık. Belki yarım kalmış bir cümle, belki bir paragraf, belki bir roman, belki de yarım bırakılmış bir aileydik.
Okuduğum eski bir kitaptaki cümle geliyor şimdi aklıma;
“Ölüler yokluklarıyla değil de söylenemeden kalan sözler yüzünden keder verirler asıl.”
İliklerime kadar hissettiğim kaybın en büyük sebeplerinden biri de buydu artık. Hayallerimize, söylenmemiş sözlerimize gömmüşlerdi ikimizi.
Onunla saksıdaki çiçeklerimiz için suladığımız toprak geliyordu aklıma mezarına baktıkça.
Toprağın bile çeşitleri vardı. Toprağın bile iyisi, kötüsü… Masumu, çirkini…
Ne garip… Evimizdeki menekşelere can veren toprak, şimdi buram buram ölüm kokuyordu.
Hem toprağın bu rengine hem de tabutun yeşiline küsmüştüm o gün. Kahverengiye bu kadar kırılmamıştım hiç. Yeşil de hiç bu kadar karanlık olmamıştı ki.
Son kez avuçladım toprağını. Sanki son kez elini tutuyormuşum gibi. Keşke mümkün olsaydı bu. Son bir kez elini tutmak, merhametine sarılmak imkansız olmasaydı. Bir kere… Sadece bir kere sesini duymak için neleri feda etmezdim.
Her gelişimde ilk günkü burukluk doluyordu bedenime. Şimdi olduğu gibi… Kıvranıyordu ruhum. Parçalanıyordu kalbim oradan kalkarken.
Gidiyordum artık. Arkamı döndüm ve bir kez daha yalnız bıraktım onu o koca kabristanda. İçimi yakmıştı bu son ayrılık. Kor olup bedenime yayılmıştı acısı. Onu burada yapayalnız bırakmak zorunda olmak kesiyordu nefesimi. Bedenimi sarsıyordu onunla aynı şehirdeyken bambaşka iklimlerde olduğumuzu bilmek. Toprağından ayrılmak bile acı veriyordu.
Ama ölüm buydu işte. Her ziyaretinde bir kez daha yaşarsın ayrılığı. İçin yanar, o bir kere öldüyse sen bin kere ölürsün onu orada bırakıp onsuz dönerken evine. Oysa bir şey gelmez elinden. Her seferinde dağılıp yeniden parçalanmaktan başka.
Yorumlar