Hazan Vadisindeki Meczup
- Nur Akboz
- 5 Ağustos 2017 - 10:47
- 1 dk okuma süresi
- -
- 0
Her nefesin, ruha bahşettiği bir hayat. Tılsımlı Asâ’sıyla mutluluğu toplayan bir meczup varmış. Yedi ufka akan insan selini gördükçe, kâh sofrasına acıyı katık eder, kâh mesut gözyaşıyla ağlarmış.
Hazan Vadisinin Meczubu demişler adına. Karamsar gölgelerden, gölgesiz sevgiler çıkarırmış.
Hazan Vadisindeki Meczup, ağlamayan gözlerin haliyle garip. Bir girift insanlardan, bir de dönmeyenlerin özlemiyle muzdarip.
Bağdaş kurup oturmuş bir günün şafağında, öteleri seyreder. Kim bilir ne kadar düşünür, içinden neler söyler…
Usulca yaklaşıp iki kelam istedim. Mutlaka bir tutam umudu vardır dedim, kırmadı.
Bulutları aralayan iki cümle söyledi:
”Bazen küçük umutlar, mutluluğun büyüğünü biriktirirler. Ama basit bir hevesle yola çıkanlar, mutluluğun da küçüğüne razı olmalıdırlar.”
“Peki” dedim. Muhabbet vadisine kaç arşın yolumuz var?
“Aynalara sor!” dedi. Aynalar zamanı gizlice yoğururlar. Aynalara sor! Onlar benden daha ihtiyarlar.
Acıdan iki büklüm yüreğini kuytularda saklardı hep.
Yine öyle yaptı…
Yamalı duygularını yine içine yağdırdı. “Zerre mecâl varsa, ayaklarında, durma!” demişti Meczup.
Gitmeliydim, tozlu aynalardaki Han’a çıkan yolu bulmak için…
Etiketler
Yazar Hakkında
Nur Akboz
Belki de hiç anlatamayacağım öldüğümüzü. Adına 'yaşamak' denen bir serüvenin içinde baharı beklerken bile, Güze sevdalı bir ölümle yürüdüğümüzü..
Yorumlar