İdlip Ölüyor Görmüyor Musun?
- Seyfullah Yılmazsoy
- 29 Eylül 2018 - 11:02
- 6 dk okuma süresi
- -
- 0
Selamun aleyküm,
Allah nasip ederse bugün İdlip’e dair bir şeyler yazmaya gayret edeceğiz.
Zira bu mesele içler acısı bir hal almaya başlamasına rağmen hala gerekli bir adım atılmamış ve bu zulme dair bir kamuoyu yeterli ölçüde oluşmamıştır.
Her saniye bir başka azılı kafir tarafından işgal edilen, bomba denemeleri yapılan, silahlar adına deneme tahtası konumuna indirilen Suriye, yok olmanın eşiğine geldi. Şam, Halep, Der’a derken İdlip de bu zulümden payını aldı ve hala zulüm tüm şiddetini arttırarak koruyor. Fosfor bombaları, ateşli silah türlerinin hepsi, asidik etki veren patlayıcı silah türleri, açlıktan inleyen çocuklar, feryadı arşı saran ama bir türlü duyulmayan uzuvları kopmuş mustazaflar, iffetlerine göz dikilen kadınlar, onların gayri meşru çocuklarını taşıdığı için ölmeye çalışan İffet abideleri ve ellerinde, ölen evlatlarını izleyen gözü yaşlı ana babalar… Zulüm şiddetini korumakla kalmıyor, her saniye daha da şiddetleniyor. Küçücük bebekler daha kundakta iken kara toprakla tanıştırılıyor. Bir çok çocuğun uzuvları kopuyor da anestezi olamadan ameliyatlara girmek zorunda kaldıkları için acı eşikleri zorlanıyor ve ölüyorlar. Görür halde iken göremiyor, yürür halde iken yürüyemiyor ve yaşar halde iken yaşayamıyorlar.
ABD’li köpekler ayrı bir zulüm haritası oluşturmuş, öyle zulmediyor. Rusya’nın aşağılık itleri farklı bir harita çizmiş öyle zulmediyor. Şia münafıkları ise kafirlere rahmet okutacak bir harita ile zulmediyor oradaki muazzez Müslümanlara. İsmi Ömer diye, Ebubekir diye dayak yiyen bir çok tanıdığım oldu. Ölmemek için kaçtığını söyleyen ve adaşlarının gözleri önünde öldürüldüğünü söyleyen bir çok tanıdığım oldu. Orada bir Müslüman ölürken ideolojik bir saplantı ile haysiyetsizlik yapacak kadar aşağılık bir seviyeye düşen şia köpekler, bu çirkin eylemleri ile ve fitne saçan atılımları ile kafirden de şedit bir zulüm kuşanmışlardır.
Bütün bu saydıklarımız ise kafir ve münafıkların kendi kahrolası davalarını yayma ve kendi kutsal amaçlarını ihya etme adına sarf ettikleri gayrettir, tabiri caizse ulvi amaçlardır.
Peki bu saydıklarımız bütün dünyanın gözü önünde özellikle de Müslümanların gözü önünde olurken dünya ve İslam ümmeti ne yapmaktadır?
Dünya; Tayland’da mahsur kalan 12 çocuğa göz yaşları dökmekte, ABD’nin bilmem hangi eyaletinde ölen bir kişi için ayağa kalkmakta, İngiltere prensinin oğlunun yere düşerek dizinin kızarmasına dayanamamakta ve 11 Eylül gibi entrikalarla “islamofobi” oluşturma gayreti içinde olarak ölen Müslümanların tabiri caiz ise hak ederek öldüğüne yönelik bir kanı oluşturmakta ve bunun arkasına sığınarak Orta Doğu’yu kan gölüne çevirip Arap Baharı yaşatmaktadır.
İslam ümmeti ise çok önemli(!) meseleleri ele alıp çözümler aramakta ve Suriye’nin yok oluşunu içtiği kahrolası coca colasını yudumlayıp zehirden beter bir itrail malı tüketerek izlemekte ve ara ara ahlayıp vahlayarak çok samimi bir Müslüman(!) imajı çizmeye çalışmaktadır.
Avrupai bir yaşam benimseme çabasından vazgeçmeyen İslam ümmeti kelamlık tartışma girdaplarında savrulmakta, İslamda kadının yeri tartışılmazken, birkaç feministi tatmin etme adına bu meseleyi tartışmakta, kendilerince indirilen ve uydurulan din ayrımı yapan ilim yoksunu echellerin güya İslam adına hadisi şerifleri gömme gayreti içerisine girmesine fikir hürriyeti demekte ve bütün önemli meselelerini profan aklın onayına sunarak Avrupa hayatının nesnesi olma gayreti gözetmektedir.
Üç maymunu oynamaktan bir an bile ger durmayan ülkemiz ve ümmetimiz, tarihin gördüğü en rezil utanca düçar olduğunun dahi farkında değildir.
Orada insanlar ölürken boş meselelere takılmakla kalmayıp üstüne üstlük haysiyetsizlik yapacak kadar düşen kimi kiralık beyinler de “tüh burada da sağ kalan Suriyeliler ülkemize gelecek” deyip İslamdan ve insanlıktan nasıl da fersah fersah uzaklaştığını gözler önüne sermektedir.
Uyarının fayda etmediği ve Müslümanlığın kardeşlik olduğu gerçeğinin tafar etmediği ülkemiz ve ümmetimiz Suriye’nin ve İdlip’in ölümünü izlemekten başka da bir adım atmaya meyilli görünmemektedir.
Ben bu satırları yazarken dahi bir İdlipli ölmekte, bir başkası açlık çekmekte, bir başkası yaralarının ağrılarının şiddetine tahammül edemeyerek inlemekte, bir ana evladına ağıt yakmakta, bir baba kaybettiği ailesinin yerini dolduran intikam ile öfkesini bilemekte, bir kadın iffetine halel getirilmesine engel olamamanın utancı ile içten içe ölmekte ve bir çocuk ölürken “Sizi Allah’a şikayet edeceğim!” diyerek can vermektedir.
Biz ise kör, sağır, dilsiz olup dördüncü maymun olan klavye mücahidliği yapmakta ve bu dehşet verici manzara karşısında kısa süreli ürpermemize rağmen, asil bir öfkeye bürünmeyip intikam ateşini kullanmamaktayız.
Hatta bırakın çözüm üretmeyi, bu zulmü dahi yayma gayreti içerisine girmemekteyiz.
Birçok popüler olmuş İslami(!) sayfaya baktım. 100 binden başlayıp 900 küsür bine kadar farklı farklı takipçiler olan bu sayfalar, İdlip ölürken çok kıymetli(!) çay edebiyatlarına devam etmekte, tek kavgalarının abdest kavgası olması temennisini dilden düşürmemekteler! (Ki namazı hakkı ile kılan bir kişi böyle bir atalet ve basiretsizliğe düçar olamaz.)
Toz pembe tavırlarından taviz vermemekte ve çiçeği böceği diline pelesenk ederek aptal şakalarla zihinleri darmadağın etmektedir.
Üstelik bunlara dair bir eleştiri geldiğinde de “Bunlar İslam’da olan şeyler, herkes bir tarafından tutuyor biz de bu tarafından tuttuk.” diyerek kendilerince haklı olduklarını zannetmekte ama Müslümanların bir vücudun azaları gibi olduğunu ve birine bir şey olduğunda bundan hepsinin etkileneceğini unutmaktadırlar.
Böyle bir potansiyelleri varken bu zulmü yaymama sebeplerine “İnsanlar böyle şeyler görmek istemiyor” gibi aptal bir bahane sunup “like” endeksli bir perspektif sergileyenlerde maalesef ki mevcuttur.
Başının örtüsü zorla çıkarılarak dünyaya teşhir edilen Müslüman bir İdliplinin hazin öyküsünü dile getirmeyip, “namazda iken eteğine takılmayan bizden değildir” gibi aptalca ve tahfif içerikli sözler paylaşan bu zihniyet üstelik gerçek İslam’ın(!) tek varisi ve mümessili olduğu zannına kapılmaktan da bir an olsun geri durmamaktadır. Halbuki İslam kardeş olmayı emreder. Halbuki İslam bir vücudun azaları gibi olmayı ve bir âza rahatsız olduğunda bütün vücudun etkileneceği bir bütünlüğe sahip olmayı emreder.
Halbuki İslam zulme sessiz kalmayı engellemeye yollar aramayı ve zulmü yaymayı emreder.
Halbuki İslam basit edebiyatlardan uzak durarak gerçeği hayatın merkezine alıp Müslümanca bir perspektife sahip olmayı emreder.
Ama ne Müslümanlığımız Müslüman gibi ne de insanlığımız insanca!
İslamdan da insanlıktan da uzak bir hayatın rezilliğinin utancı içerisindeyiz. Ne yetkililerimiz kınamaktan başka alternatif üretiyor, ne popülerlerimiz like kaybetme ihtimalini göze alıyor ne de samimi(!) Müslümanlarımız bu zulmü dillerine pelesenk ederek yayıp bir kamuoyu oluşturuyor.
Oysa bir kadının eşarbını çıkardı diyerek üç yahudi kabilesini perişan eden peygamberin ümmetiyiz.
Oysa 70 hafız sahabisini pusuda öldüren kişilere, bir ay beddua edip onların kahrını dilemiş bir peygamberin ümmetiyiz.
Oysa şahsına yapılan saldırılara karşı muazzam sabırlı olmasına rağmen, İslama yapılan ve müminlere yapılan saldırılara sabrı tükenen, alnı damarlanan ve asil bir öfkeye bürünen peygamberin ümmetiyiz.
Ne ara kafirlerin medet dilediği ve başlarındakinin zulmünden kurtulmak için yardım istediği iyi insanlarken, Müslümanların bile ümitlerini yitirdiği umursamaz insanlara dönüştük?
Ya Rabbi! Suriye’yi esaretten kurtar.
Ya Rabbi! İdlip’i esaretten kurtar.
Ya Rabbi! Ümmetimi gafletten kurtar.
Ya Rabbi! Ümmetimi bu utançtan kurtar.
Ya Rabbi! Bizi intikamına memur eyle!
Hicri 1440’ı ittihad-ı islama vesile eyle. Orta Doğu’nun kanının durmasına, Suriye’nin yeniden hayat bulmasına, ümmetimin eski izzetli günlerine kavuşmasına vesile eyle.
Ya Rabbi! Bizi intikamına memur eyle!
Ya Rabbi! Bizi intikamına memur eyle!
Ya Rabbi! Bizi intikamına memur eyle!
Allahümme amin.
Yorumlar