İnsan Garip Varlık
- Fatmanur Yıldız
- 24 Eylül 2017 - 20:21
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
Bir pencere var kafamızda. Daha doğrusu iki. Aleme açılan. Bir de başka bir pencere var ki göğsümüzde, “kalp”. Kafa gözümüzle değil. Kalbimizle ne kadar görebiliyorsak o kadar insanız yani. “Kör olan gözler değil sinelerdeki kalpler” o sebeple. Hani kör olursa bir gün kalbimiz, hissetmeye başlarsak dünyanın isiyle kararmış artık göremiyor oluşunu… vah ki vah. Âh’larımız da âh etsin o zaman. O et parçası bizi halden hale sokan. Hayvandan daha aşağı oluşumuz onu tamamen kör kuyulara, nefsin kuyularına atışımızdan değil mi? Ona -kalbimize- muhalefet yaşamasak ‘insan’ kıvamına gelir miyiz?
“İnsan garip varlık…” çokça söylediğim söz. Ellerim çenemde garipliği garipsediğim. Kalbiyle, bizim tabirimizle “kendisiyle” konuşmalı insan. Konuşmuyorsa daha büyük bir gariplik var demektir. Garipseyen öyle düşünüyor. Ne çok “garip” lerim var?! Bak yine konuşuyorum!
Uzun zaman kalbiyle konuşmayınca sadece “ben” kalıyor insana. Kalbiyle konuştukça “biz” olduğunu kavrıyor, insanlaşıyor varlık.
Kalp de konuşurmuş eğer duymasını bilirsek. Bazen kızdığı dahi olurmuş.”Ne çok ihmal ettin beni!.. Ne çok dinlemedin! Kelamların en çok benimle çıkması gerekirken, dudağından “ben” li elbiseler giydirdin cümlelerine.”
İnsan denen varlık hesaplaşır da kalbiyle. “Bugün yaptığın işlerin ne kadarını kalbinle yaptın?” diye sorduğu gibi güzel insanların… Şöyle bir hesaba çekse ya kalbimiz bizi, çekse de insan olsak ya… “Benimle konuştun mu bugün? Sızıları mı duydun mu? Kalbinle mi baktın dostuna? Susuşun, anlamsızlığın boşluğuna mı düştü yoksa, kalbini dinleyerek mi sükut ettin? Kalbinle mi seyrettin sabah pencereni açtığında gördüğün her şeyi? Kalbinle gördün mü; çay bardağından süzülen buğunun arasından sana merhametle bakan bir çift gözü? Kalbini koydun mu bir çoçuğun, bir yetimin, kimsesizin ellerine? Onu sevindirecek tek şeyin “insanca” kalbinle ettiğin sıcacık bir tebbesüm olduğunu anlayabildin mi? Gördün mü? Duydun mu? Dokundun mu? Hissettin mi?…” Kalbini hissettiğin anlarda daha bir “insan” oluyor değil mi garip varlığın?… Ve merhamet. En mühimi. İnsanı insan kılan mayalardan. Yine konuşuyoruz. “Öyle sözlerde, kuru edebiyatlarda kalan değil; kalbine nakış nakış işlediğin… Onunla güzelleştiğin, onunla insanlaştığın…” diyerek azarlıyor sanki beni kalbim.
Kızdığın insana dahi merhamet… Asıl zor ve hakikatli olan…
Bu betonlar uzaklaştırken bizi merhametin toprak bağrına, nasıl insan kalalım dedi garipseyen.
“Göklerin merhamet dolu olduğuna inanıyorum” diyor ya üstad. Onu görecek göz, gönül nerde?… Göğe baksak, görebilsek gönlümüze devşirilir mi dersin o merhametten bir zerre?
Âh merhamet… İnsan olmanın özü merhamet. Öz demişken özümüz kaldı mı? Öyle ya özümüz kadar insanız… Sonra toprağa yakın olduğumuz kadar.
Bir de “kusuru hoş görmek” diye çiçeğimsi bir tarafı var şu insanlığın. Zirve noktası desek fazla olmaz. Hani hoş görmeyi beceremiyorsak bari görmesek, örtsek. Kusurlarıyla sevsek ya. Fazla mı insan oluruz?…
Bir husus daha! Öfkeye gem vurabildiğimiz kadar insanız. O aklı ve kalbi kör eden öfke sisini sûkunetle dağıtabildiğimiz kadar.
Şimdi ettiğim her kelâmı sorgular da kalbim; “Sen, der, kelâmlarının hakkını verebilecek misin ey?” Susarım çoğu zaman. Belki hakkını verebildiğim bir an olur da, ben de konuşabilirim kalbimle mahcup olmadan.
Mahcubiyet de insanlığa dahil diyor bak kalbim. Kalbini dinleyen şairin dediği gibi; “mahcup ve duru”… Neresindesin sen bu yolun, bu insanlığın ey… Hep kendi kendime konuşmalarla yazdım bu yazıyı evet haklısın. Sorular, garipseyişler, hesaplaşmalar… Sende de olmuyor mu böyle? Bu dert uğramadı mı köyüne?
Haydi sen ordan sor ben burdan sorayım da, bulalım kaybolan insanlığımızı.Belki ses verir.Belki çok uzaklara gitmemiştir.Sormazsak farkında olamayız ki insanlığımızı yitirişimizin. Geç kalan adam oluveririz.
“Bir gün elbet karşısında olacaksın kaçtıklarının. Dua et o gün henüz mahşer olmasın.” dizelerini hatırladın mı sende bizim -kalbim ve ben- gibi?
…Sahi insan(!) hiç insanlığından kaçar mı?
Yorumlar