Kaç Çocuğun Katilisin?
- Müge Şimşek
- 28 Nisan 2018 - 08:12
- 4 dk okuma süresi
- -
- 0
Bugün eve girmeden önce bahçede çok hoş giyimli bir kız çocuğu gördüm. Keyfi o kadar yerindeydi ki anlam veremedim. Zıplıyor, ayakkabılarına bakıyor ve ısrarla onlardan ses çıkması için çabalıyordu. Kaldırdı başını ve yukarıdaki annesine seslendi.
“Anne bak yeni ayakkabılarımı giydim. Çok güzel olmuş değil mi? Çok güzel!”
Annesinin herhangi bir cevap verip vermediğini duymadım. Ama zaten ufaklığın çok da umurunda değildi. O andan itibaren apartmandan girmiş olduğum için çocuğun mutluluğuna daha fazla şahit olamadım.
Merdivenleri ağır ağır çıkarken elbette rotayı kendime çevirdim. Kalbime şu soruyu sordum. “Söyle bakalım hatun. En son yeni bir şeye sahip olduğunda ne kadar mutlu oldun? Şu çocuğun mutluluğunun kaçta kaçı kadardı sevincin?” diye. Cevap veriyorum ya da vazgeçtim, vermiyorum. Çünkü utanıyorum. Sonra rotayı diğer insanlara çevirdim. Belki onlar adına bir cevap verebilirsem kendimi biraz olsun tatmin edebilirdim. Yine sordum. “En son çevrendeki hangi insanın sahip olduğu yeni bir şey için ya da herhangi başka bir sebep için bu kadar mutlu olduğunu gördün?” diye. Yine hüsrana uğradım. Bu darbe daha büyük oldu.
Çünkü fark ettim ki büyükler mutlu olmayı unutmuştu. Büyüdüklerini sanıyorlardı ama yürekleri küçücüktü. O kadar küçüktü ki küçücük mutluluklara bile yer yoktu onların kalplerinde. Mutlu olmaları için çok büyük şeylere ihtiyaç vardı. Onları da kalplerine sığdıramadıkları için mutluluk asla ulaşamadıkları bir hazineydi.
Hepimiz suçluyuz, içimizdeki çocukları öldürdüğümüz için. İçimizdeki çocukları öldürmelerine müsaade ettiğimiz için. Şimdi hepimiz utanmalıyız cevabını veremediğimiz sorular için.
Eğer küçükken sahip olduğumuz güzellikleri büyüdüğümüzde kaybetmişsek bilelim ki her güzelliğin bir katili vardır. O güzellikleri ya biz öldürmüşüzdür ya da birilerinin öldürmesine izin vermişizdir.
Son kaldığım mahallede çok fazla çocuk vardı. Her gün oradan soğuk soğuk geçmektense onlarla birazcık sohbet edip, gülüşüp öyle geçiyordum eve. Sonra bir gün bir paket şeker aldım. Her gün evden çıkarken bir avuç alıyordum ve onlara ikram ediyordum. Sizi temin ederim bana bakışları değişmişti ve beni bekliyorlardı. Gerçekten de bütün yoğunluğuma, yorgunluğuma ve stresime rağmen dünya beş dakikalığına güzelleşiyordu. Peki, ben bu iyiliği sadece o çocuklara mı yapmıştım? Elbette hayır. Ben bu iyiliği ilk önce içimdeki çocuğa yapmıştım. Hem de sadece bir paket şeker ile. Çünkü bir çocuğu mutlu etmek için pahalı şeylere gerek yoktur. Bir gülümseme, merhamet dolu bir öpücük ve belki birazcık şeker.
Sevgili babam ise bayramlarda çocuklara şekerin yanı sıra balon alırdı. Bizim ev bayramlarda mahalledeki en güzel evdi onlara göre. Şu sesi mutlaka duyardık. “Şu eve gidin, orda bir amca var balon veriyor.” diye.
Kısacası kolay. Hem kendimizi mutlu etmek hem ufacık yavruları mutlu etmek gerçekten çok kolay. Yüzlerindeki bir gülümsemenin sebebi olup içimizdeki çocuğu coşturmak kolay.
Çocukların, anne ve babalara Allah(cc) tarafından hediye ve emanet edilen, çamurdan yeni çıkmış ve işlenmesi gereken bir elmas olduğunu düşünürdüm hep. Ama şimdi öyle değil. Dünyaya bir çocuk gelmişse eğer o hepimize emanet ve hediye. Hepimiz ondan sorumluyuz.
“Hadi canım!…” diyeceksiniz şimdi. Ama öyle.
Sokakta gözlerini sana dikmiş bir çocuğa gülümsemekten acizsen hem onun gülümseyen yanının hem de içindeki çocuğun katilisin.
Camide koşturan çocuğa kızıyorsan hem onun ibadet edecek olma ihtimalinin hem içindeki çocuğun katilisin.
Koşarak kucağına gelen çocuğuna bir öpücüğü çok görüyorsan hem onun baba sevgisinin hem içindeki çocuğun katilisin. Ki burada biricik Efendim’ in (s.a.v) hadisini söylemeden geçemeyeceğim yüksek müsaadenizle:
“Aişe(r.a)’ dan rivayet edildiğine göre, bir Arabi Peygamber (s.a.v)’ e gelip dedi ki:
– Çocuklarınızı öper misiniz? Biz onları öpmeyiz.
Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:
– Allah senin kalbinden merhameti çıkardıysa ben ne yapabilirim?” (Buhari)
O zaman ekleyelim sen merhametinin de katilisin ve merhamet etmeyene merhamet olunmaz.
Şimdi lütfen cevap ver: “İçindeki çocuk başta olmak üzere kaç çocuğun katilisin?”
Şöyle düşünüyorum da her çocuk işlenmesi gereken bir elmas ise ve biz bütün insanlar olarak onlardan sorumluysak bunun ilk yolu kendi içimizdeki çocuğa seslenmekten geçiyor kanımca. Şimdi o çocuğa seslenin lütfen! Sizi duyana kadar bağırın ona. Eğer ses vermiyorsa çok tehlikeli. Üzgünüm ama onu öldürmüşsünüz ya da öldürmelerine sessiz kalmışsınız. Ama daha çok üzüldüğüm bir şey var. İçimizdeki çocuk öldüğünde başka çocukları, başka çocuklardaki güzellikleri de öldürüyoruz. Eğer hala umut varsa o ufaklık için işe ona sarılmakla başlayın. İçinizdeki yavruyla hemhal olun. Onunla hasret giderin. Sonra göreceksiniz hayatınızdaki değişiklikleri ve güzellikleri. Nedendir bilmem Suavi’ nin Tükenme şarkısı geldi aklıma. Ne zaman dinlesem, ne zaman tükendiğimi hissetsem dinlediğimde umut dolar içim. Hemen sarılırım içimdeki çocuğa.
“Kapıyı aç bulutlar girsin.
Gülmeyi bilen çocuklar geldi.
Tükenme!
…
Koş!
Aç kapıyı.
Yeni umutlar getirmiş, gülmeyi bilen çocuklar.
Bak!
Çocukların elinde güzel günler var.”
En güzel ve umutlu günleri içimizdeki çocukla karşılamamız dileğiyle. Kalplerinizi kalbimle birlikte emanetleri zayi etmeyen Allah (c.c)’ a emanet ediyorum ve kalbimin orta yerine kurduğum salıncakta sallanmaya gidiyorum.
Sağlıcakla kalınız…
Yorumlar