Kadın İnsandır, Biz İnsanoğlu!
- Kemal Ağca
- 26 Temmuz 2020 - 13:17
- 6 dk okuma süresi
- -
- 0
Biliyorum.
Her zamanki gibi söylediklerim ya anlaşılmayacak ya da anlaşılacak ama acı ve ağır olduğu için hazmedilmeyecek. Neticede üzerime taşlar yağacak. Göze alıyorum...
"Son yıllarda..." diye başlamayacağım, zira kendimi bildim bileli bu döngü devam etmekte. Medya her zamanki gibi en etkileyici, ilgi çekici ve iç titretici manşetini atıp haber metinlerini yazarak satışlarını, tıklanmalarını, izlenmelerini artırmanın derdinde. Ve neredeyse her hafta "...nasıl kıydınız, küçük filandan acı haber, kan donduran itiraf, gençliğine doyamadı, eski koca dehşeti, eski sevgili terörü, bir genç kız daha..." türünden manşetleri görüyoruz. Peki neden görüyoruz? İnsanlarımız yeterince eğitilmiyor mu? Yoksa bu din mi bizi bu hale koyan? Hani hep denir ya, İslam coğrafyasındaki kadar kadına şiddet yok, çocuk tacizi yok, tecavüz yok... Sahi yok mu cidden?
Acı konuşacağım. Ölen her can sizin bu acıyı anlamadığınız için, bunu yok saydığınız için, isteyen istediği haltı yer kimse karışamaz dediği için ölüyor. İsteyen istediği ile her haltı yerse kusura da bakmaz sonucuna katlanır. Sadece o mu? Hayır ne yazık ki... Bütün toplum, bütün dünya öder bedelini...
Birilerini sallandırmadan önce ballandırdığınız sahte hayatları, insanlara yüklediğiniz sahte özgüveni bir görün önce. Hep deriz ya eğitimsiz bireyler, eğitimsiz toplum... Peki eğitim için ne yaptın? Ya da dur, eğitim nedir biliyor musun aslında? Hiç sanmıyorum...
İyi bir gözlemci olay anında karar vermez. Olayın öncesine, köküne iner. Derinlemesine araştırır ve gözler. Sıcağı sıcağına "Hepimiz Ermeniyiz" deyip de Türk bayrağı öpen andavallar bunu anlamazlar. "Terörist olsa bile kimsenin hayatını alamazsın" diyen mal da bunu anlamaz. Ama sen anla lütfen olur mu?
Bir kadın katledildi. Kim katletti? Bir erkek. İşte burada çamura battın. Ne katledilen sadece bir kadın, ne de fail sadece bir erkek... Katledilen aslında diri diri gömülen bir nesil, bir gelecek, bir nusret...
Katleden ise bir utanç, bir boşvermişlik, bir unutulmuşluk, bir zillet, bir illet, namluyu kendine çevirmiş bir ahmak...
Gelin bunların üzerinde konuşalım. Her zaman dostlarımla olduğum ortamlarda bahsettiğim bir hadise vardır. Ömer Seyfettin, ki bilmeyen yoktur. Kendisi genç yaşında bir kız lisesine öğretmen olarak atanır. Zaten 32 yaşında yani genç yaşında da hastalıktan dolayı vefat etmişti. O hep gençti... Bir arkadaşı da bu işe hayretini gizleyemez ve "Senin gibi genç bir adamı o genç kızların arasına nasıl verdiler?" der. Ömer Seyfettin kendisinden beklenecek bir cevap verir, "Ben onları genç kızlar olarak görmüyorum ki, geleceğin anneleri olarak görüyorum!"
Bu cevap her zaman içimi titretip kulaklarımı uğuldatmış ve gözlerimi yaşartmıştır. Meseleyi dini yönden ele almayacağım. Zira konu ile alakalı ilim ehli çok kişi her zaman konuştu ve konuşmaya devam ediyorlar. Ben de işin ehli değilim. Ben mantık ve vicdan yönünden ele alacağım. Kız çocuğu bir nesle gebe ise, bir nesli adam edecek bir hoca ise, bir anne adayı ise, bir istikbal mimarı ise bunu kim biliyor? Bilmeyen neden bilmiyor?
Gel şimdi! Birincisi ister kızın ister köpürün ama bunu diyeceğim; Açık saçık, öyle olmasa da çok albenili giyinmeyin lütfen. Zırvalamadan önce de beni iyice dinleyin. Eğitimsiz, sadece nefsi ile yaşayan bir erkek için böyle bir kadın sadece bir yatak odası dekorudur. Yanlış mıyım? E bu "erkek" sadece içgüdüsel hareket eden bir cinsiyetten ibaret olduğundan farklı düşünmesi beklenemez. "Dişileri" gördüğünde her hayvan ne yaparsa onu yapar. Bu erkek sadece bir cinsiyet olarak "erkek" olmaktan ziyade bir "kişi" olsaydı ona adam derdik. O bilirdi işte bir namus toplumun namusudur. Bir kadın yoldan geçerken bir nesil geçiyordur, bir umut ve bir gelecek geçiyordur. O bir gelecek mimarıdır. Ona öyle trene bakar gibi bakamazsın! Ona değil dokunmak, bir saçının telini görmen için onun bütün hayatında yanında olmayı, ihanet etmemeyi; yeme, içme, giyinme, barınma gibi bütün maddi ihtiyaçlarını hem de bir ömür karşılamayı, onun ailesine de aynı şekilde hizmet ve hürmet göstermeyi göze alacağını yani bütün hayatını ipotek altına koyacağını bilmen gerek. Sen bunu bilmezsen, bu bilince sahip olmayan bir "dişi" sana layık olur ancak.
Yolda laf atılmıştır, tacize uğramışsındır, hiç olmasa delici bakışlara maruz kalmışsındır. Ama yine de istediğini giyersin kimse karışamaz. Mesele ne giydiğin de değil zaten. Aslında suç sende değil. Yani büyük kısmı sende değil. İstersen çıplak gez banane. Sonuçlarına katlanırsın. Zoruna mı gitti? Üzgünüm. Yukarıda betimlediğim yaratıkların olmadığı bir evrende yaşıyor olsaydın bunu demezdim. Sen kendini tanıyacaksın önce.
"Sen bir devsin, yükü ağırdır devin..."
Kusura bakma anne... Daha önce çok söyledim. Anne diyorum çünkü değilsen de olacaksın. Ağır bir yük senin omuzlarında olacak, ve hala da taşıyorsun. Ne olur, bu kıymeti bilmeyenlere kendini meze etme...
Çok güzel bacakların vardır, pürüzsüz. O kısa şort, mini etek sendeki özgüveni depreştiriyor anlıyorum. Ama işte olay sadece senle ilgili değil ki. O kıyafetler sen daha güzel olasın diye değil, "erkekler" yani bir cinsiyet seni daha iyi görebilsin ve bazı duyguları tatmin edilsin diye üretiliyor. Sen aslında "kadın bir metaa değildir" diyenlerin en büyük sermayesisin... Lütfen o beynini kullan ve buna prim verme.
İstediğimle yatar kalkarım, kadınlar bir mal değildir diyorsun. Kadın bir mal değildir ona katılıyorum. Ama istediğinle istediğini yaptığında aslında o senin istediğin değil, senle istediği şeyi senin istediğinmiş gibi zannettirerek yapan cinsiyetin istediğidir.
Şimdi senin gibi bir "dişinin" yetiştireceği "erkek" çocuk büyüdüğünde annesi gibi düşünürse yandık. O da ben erkeğim istediğimle düşer kalkarım der. Zaten takılacağı kızlar da yine senin gibi düşüneceği için yine bir kısır döngüde kalacağız. Sonra o çocuk "ben kimsenin malı değilim istediğimle takılırım" diyen bir genç kızla uzun süre beraber olmayı isteyecek. Kıza verdiği değer aslında sadece onu dış güzelliğine, bazı iyi hallerine olacak. Bu yüzden onun gönlünü, duygularını, ruhunu önemsemeyecek. "Ya benimsin ya toynağın" diyerek bir asi at hoyratlığında tekmeleyecek... Bir hayat sönecek, bir nesil kararacak...
İşte o "erkek" çocuğun annesini de bir anne yetiştirememişti. Ona terbiye diye saçma sapan zırvaları vermişti. Belki de "Ben yaşayamadım kızım yaşasın hayatını" demişti. Bu belki de yaptığı en büyük hata idi. Çocuğun ninesini de yetiştiren anne belki çok büyük bir terbiye boşluğu bırakmamıştı ama verdiği ufak bir taviz iki kuşak sonra gencecik bir kızın hayatına mal olmuştu...
Babaya değinmediğime dikkat ettiğinizi biliyorum. Eminim ki okurken bunu öne sürüp aklınıza geleni ağzınıza, ağzınıza geleni de bana püskürtüyorsunuz. Haklı olabilirsiniz. Ben de haklıyım. Belki o kadınlar da haklı olduklarını düşünüyorlardı. Sorun şu ki herkes haklı ama kimse mutlu değil. Mutluluk hiç sorun olmadan yaşamak değil, mutluluk bir çok sorunun içinde bedel ödeyip feragat ederek mücadele içinde yaşamaktır. Bunu yanlış anladığımız için de "evlilik aşkı öldürüyor" zırvası çıktı. Hayır kardeşim, aşkı flört öldürüyor evlilik değil...
Rahmetli Neşat Ertaş derdi ki, "Kadın insandır, biz insanoğlu..."
Babaya bu yüzden değinmedim. Sen "dişi" olmayıp kişi ol ki, kişilikli "adamlar" yetişsin ve iyi birer koca ve baba olsunlar. Senin o ağır yükünü omuzlasınlar. Ne kadınları nefs uğruna katleden caniler olsunlar, ne de başka "erkeklerin" sadece nefsine hitap eden kız çocukları yetişsin. "Hür" olan, nefsine, içgüdüsüne, libidosuna artık her ne diyorsan ona köle olmayan insanlar yetişsin... İşte o zaman ne idam ne de başka bir cezaya gerek kalmayacak. Ama önce işe evindeki o lanet televizyondan, onun zehirli içeriklerinden başla olur mu? Sonra kendine bak ve ben koldan, bacaktan, göğüsten ibaret değilim diye haykır.
İş sende bitiyor anne! Bir kadının sadece "dişi" olmadığını bilen adamlar yetiştir ki aile düzelsin, toplum düzelsin, "insan" düzelsin... Bir zanaatkar işini tek başına idame ettiremeyeceğini, zanaatını yaşatamayacağını bilir ve çırak alır, yetiştirir kalfa yapar. Sonra o usta olur ve boynuz kulağı geçer. Ve ustasından daha iyi işlere imza atar. İşte sen o ustasın!
Bu çok ağır bir misyon, ağır bir yük biliyorum... Ama ben bu yükü seninle omuzlamaya varım! Ben ve senin yetiştireceğin geleceğin büyük adamları...
Etiketler
Yazar Hakkında
Kemal Ağca
Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın
Yorumlar