Toplum Aile

Kadın mı Üstündür Yoksa Erkek mi?

  • 4 dk okuma süresi
  • -
  • 4
Kadın mı Üstündür Yoksa Erkek mi?

İnsan öyle bir varlıktır ki kendi hüsranı pahasına hırsı doğrultusunda gitmekten imtina etmez. İnsanın bu kötü hasleti neticesinde dünya üzerindeki varlığı her zaman bir tehdit altındadır. Bu tehdidin sebebini ve suçunu gerek tabiat üzerine, gerek parazit olarak yaşayan canlılar üzerine, gerek bu canlılara benzer şekilde kendi yaşamlarını sürdürmek için insanların hasta olmasına neden olan bakteri ve virüslere ve hatta bir hayal ürünü olan dünya dışında başka bir gezegende yaşadığı hayal edilen canlıların üzerine atıyoruz. Oysa ki bize düşman mı gerek bizden başka?

İnsanın bu körelmez hırsının ve kibrinin kaynağı da yine yaratılışında var olan bir sebepten kaynaklıdır. Dolaylı olarak; Allah insanları yeryüzüne kendisini temsil edecek bir halife olarak yaratmaya karar verdiğinde melekler bu durumu idrak etmek amacıyla bir soru sormuşlardı, bilginin ve gücün tek sahibi olan Allah (c.c.) bu masumane ve saf bir şaşkınlıktan ileri gelen suale bir cevap vermişti. İşte bu sual, cevap ve hilafet meselesine ilişkin olarak; Allah'ın büyüklüğü, yaratma kudreti, sevk ve idare etme, tasarrufta bulunma hakkı kısmen insana verilmiş oldu. Melekler bu güç ve tasarrufun düzgün kullanılmazsa nasıl bir yıkıma neden olacağını çok iyi bilmekteydiler. O yüzden hem böyle bir gücü barındırıp hem de içinde hırs, kibir ve isyan barındıran bir canlının neler yapabileceğini tahmin ederek Allah'a, "Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" diye sormuşlardı. Allah (c.c.) onlara, "Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim." buyurmuştu. (Bakara suresi 30. ayet.)

Allah-u teâlâ elbette biliyordu ki onun bildiğini melekler bile bilmiyordu. Sonradan bize gönderilen peygamberler ve kitaplardan öğreniyoruz ki bunun gayesi insanda üretme ve ürettiğini kullanma becerisi olmazsa o yüce makamı tam temsil edemezdi. Eğer insanda kibir olmasaydı, en büyük düşmanı olan İblis ve onun yolunda yürüyenlere karşı yüce makamı savunamazdı. Yine insanda isyan özelliği olmasaydı bu yüce makama savaş açan veya açacak olanlara direnemezdi. Nefs, heva ve hevesleri olmasaydı zorluklarla başa çıkmaya bir nedeni olmazdı ve mücadelesinin bir mükafatı olmazdı. Bir çamaşır makinesini kullanıp fişini çektikten sonra tebrik edip ona ödül veriyor muyuz? Ama bir av köpeğine vurulan avı yakalayıp getirdiğinde ödül veriyoruz. Makine programlıdır ve o programın dışında bir şeyi yapamaz, yapmayı isteyemez. Fakat köpeğin dürtüleri, içgüdüleri vardır. Nefsi kuvvetli ve eğitimi yeterli değil ise getirmesi gereken avı yiyebilir. Eğer köpek bu dürtü ve içgüdüsüne hakim olmayı öğrenmişse ona bir ödül verilir. Tıpkı Allah'ın insana nefsine hakim olup isyan etmediğinde vadettiği cennet gibi. İnsanın sahibi Allah, köpeğin sahibi de Allah'ın katından bir temsil ayrıcalığı ve donanımına sahip olarak "halife" olarak gönderilen insan...

Dikkat edildiyse kadın demedik, erkek demedik; insan dedik. Şimdilerde dünyanın hemen hemen her yerinde yeni sayılamayacak bir sorunun, yeni sayılabilecek bir çeşidi ile uğraşmaktayız. Bu sorun öyle bir hale bürünmüş ki neredeyse insan nesli bu sebeple yok olacak endişesini bize hissettirmekte. Kadın olan veya erkek olan insanlar uğradıkları bir zulümden, haksızlıktan veya bir şımarıklıktan dolayı kendi cinsiyetinin daha üstün olduğunu, diğer cinsiyet mensuplarının zulüm ve haksızlık yaptığını ileri sürerek bir isyan içerisinde bocalıyorlar.

Fakat ortada bir masa var. Bu masanın parçaları çivilerle birbirine tutturularak bir bütün haline gelmiş ve çok büyük faydalar sağlıyor. Bu çiviler masayı oluşturan tahta parçalarına bir çekiçle çakılmışlar. Şimdi çivilerin çekiç darbeleri nedeniyle zulüm gördüklerini, haksızlığa uğradıklarını ve isyan ettiklerini düşünelim. Bu çiviler ya çekiçten kaçacak ya da çekicin darbeleri doğrultusunda o tahta parçasına düzenli şekilde girmeyerek, eğilip bükülerek bu tutturma ve tutunma işlemine karşı koyuyorlar ve ortada tahtalardan bir araya gelip fayda sağlayacak olan bir masa, sandalye veya herhangi bir faydalı eşya vücut bulamıyor.

Benzer şekilde çekicin de çiviler üzerinde bir üstünlük iddiası olduğunu, istediği zaman vurduğu darbelerle istediği çiviyi istediği tahtaya çakmaya hakkı olduğu iddiası olduğunu düşünelim. Bir masayı yapmak için planlanan parçaların, planlanan yerlerine çakılması gereken çivilerin rastgele çakıldığında ortaya bir aletin, bir eşyanın çıkamayacağını anlamak zor olmasa gerek.

Çekiçle çivi arasında bir denge söz konusudur. Bu denge de bir denklik kavramını barındırır. Eğer çekiçle çivi bu denge dahilinde çalışırlarsa, ortaya çok güzel eşyalar; masalar, sandalyeler, gardıroplar, iskemleler ve daha nice faydalı şeyler çıkar. Erkek ile kadın arasındaki dengeyi gözeterek; birinin diğerine üstün olmadığını, ikisinin de denk olduğunu, ikisinin de ortaya çıkacak yeni nesillerin selameti ve sıhhati için taşıdıkları bazı görevlerin olduğunu bilirsek, işler şimdi olduğu gibi karmaşık olmayacaktır.

Siyah insanın beyaz insandan, çekik gözlü insanın yuvarlak gözlü insandan, zekası çok olan insanın zekası engelli insandan, kadın olan insanın erkek olan insandan, dolayısı ile "insanın insandan" ne bir üstünlüğü ne de bir aşağılığı söz konusu değildir. İlla ki bir üstünlük söz konusu ise, bu ancak insan olmanın yükümlülüklerine karşı riayete göre belirlenebilir. Zira insan, Allah'ın verdiği vazifenin gereklerine uyduğu ölçüde insandır. Eğer bu çizgiden çıkarsa ya hayvan olur ya da şeytan.

Ben burada kadının görevi şudur, erkeğin görevi şudur diye haddimi aşan bir hükümde bulunmayacağım. Zira her insan fıtratından ileri gelen yatkınlığı ile neleri yapması gerektiğini bilebilir. Benim diyebileceğim tek şey şu olabilir:

"İnsan olmak adına yaşamalı, insanlık uğruna ölmeliyiz!"

Etiketler
Kadın erkek Eşitlik denklik Özgürlük Adalet mihenk ölçü aile Baba Anne

Yazar Hakkında

Kemal Ağca

Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın

Yorumlar

  • 4 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap