Kalkın! ve Peygamberin Uğruna Öldüğü Şey İçin Ölün!
- Seyfullah Yılmazsoy
- 3 Ağustos 2017 - 15:25
- 5 dk okuma süresi
- -
- 0
Selamun aleyküm ve rahmetullahi ve beraketuhu. Salat ve selam Allah Rasulü’nün üzerine aline, ashabına ve kıyamete kadar ona tabi olacak olan samimiyet erlerinin üzerine olsun!
Değerli ve muazzez Müslümanlar! Bugün kudüsümüz üzerine kelam eylemeye çalışacağımız yazımızı ashab-ı güzin döneminde yaşanan bir hadise ile anlatarak ifade etmek istiyoruz. Allah rasulü (s.a.v) İslam’ın hakikatını dünyaya haykırmaya başladıktan ve kandil misali alemin çerağı olup karanlığı yokluğa mahkum ettikten sonra Mekkeli müşrikler (ve avaneleri) Rasulullah’a düşman olmuş ve sözlü yahut fiili düşmanlıklarını sergileme noktasında çok bonkör davranmışlardır. Hatta onun şahsı ve davası ile yetinmemiş, yolunda olan güzide karakterleri de bu sözlü ve fiili taarruza dahil etmişlerdir. Bu ashab-ı güzini İslam’ı rahat yaşayacakları bir yurt arayışına sevk etmiş, Allah’ın izni ile Necaşi (Allah ondan razı olsun) ‘nin yurdu Habeşistan’a hicret etmişler. Akabinde geri döndükleri zamanın sonrasında bir kez daha hicret etmişler ve en nihayetinde asıl hicret olan Medine hicreti izni verilince, İslam’ı daha mükemmel yaşama ve eziyet gören Müslümanlar’ın bu ezadan kurtulmaları için hicret etmişlerdir Alemlere rahmet olan Rasulullah’ın izni ve emri ile. Medine de ilk iş olarak Ensar ile Muhacir’i kardeş yapan Efendimiz, aynı ortamı İslam’a hizmet için paylaşanları kardeş kılmıştır ki birbirlerinin ve beraberinde İslam’ın mukaddesatını ve itibarını sanki kendi öz benliklerini koruyormuşçasına korusunlar! Bu arada İslam’ın yakasından düşmeyen parazit mesabesindeki etten kemikten ibaret olan sevgi yoksunları anlayışsız müşrikler ve yeni düşman olan yahudi mel’unlar, İslam’a ve Müslümanlar’a saldırılarını ve düşmanlıklarını daha da arttırmışlar ve yeni yeni entrikalar, oyunlar, projeler, hile ve desiseler geliştirmişlerdir (bugün de olduğu gibi). Bu düşmanlık savaşa dönüşünce, Bedr civarında savaşılmış ve Allah muazzez Müslümanalar’ı, hem de 313 kişiye 1000 küsür kişi gibi sayıca muadil olmayan bir halde iken küfre karşı Aziz ve galip kılmıştır. Bu günkü 1.5 milyar müslümandan çok olan o kutlu 313 kişinin zaferini hazmedemeyen küfür zihniyeti, intikamını alma adına bir sene içerisinde bir ordu tertip ederek Uhud dağı eteklerinde İslam ordusuna meydan okumuştur. Savunma savaşı yapmayı münasip görmesine rağmen ashabın genç mücahidleri ile istişare neticesinde saldırı savaşına karar kılan (aleyhisalatu vesselam) Efendimiz, ashabını konuşlandırmış ve okçular tepesinin önemine vurgu yaparak orayı özellikle müdafa edilecek alan olarak tayin etmiştir. Sonlarına doğru neredeyse zaferi garantilemiş olan bu savaş, Efendimiz’in dedikleri dinlenmediği ve okçular tepesi terkedildiği için o zamanlarda halen Müslüman olmamış olan Halid bin Velid (r.a) ‘in savaş dehası oluşu vesilesi ile sonraları hezimete dönüşmüş, öncesi zafer sonrası hezimet olan bir ortada kalma yani beraberlik ile sonuçlanmıştır . İşte asıl anlatmak istediğim olayın öncesinden zemin oluşturarak önüne gelmiş bulunuyoruz . Bu savaşta Efendimiz (s.a.v) ‘e simaen en çok benzeyen sahabi olan ilk muallim, göz bebeği ümmetimizin iftiharı, ashabın asil genci Musab bin Umeyr (r.a) şehit edilmiş, onu şehit eden kişi de : “Muhammed’i (s.a.v) öldürdüm” diye naralar atarak yandaşlarını sevince, düşmanlarını ise hüzne boğmuştur. Bu olaya muazzam derece de üzülen ashab-ı güzin adeta yaşayan ölüler haline gelmiş ve oldukları yere diz çökerek göz yaşlarına boğulmuştur. İşte tam da bu sırada çağımızda en çok ihtiyaç duyduğumuz, hatta ümmeti eski izzetli günlerine kavuşturmaya dahi muktedir bir söz ile haykırmıştır Enes bin Nadr (r.a) nedir o söz ?
“قوموا و موتواعلى مامات عليه الرسول” yani, “Kalkın! Ve Rasulullah’ın (s.a.v.) uğruna öldüğü şey için ölün!”
Ne muazzam bir teselli ne müthiş bir haykırış ne dehşet bir adapte etme. Kısaca özet geçerek bu hadiseye varma sebebim; öncesinde müslümanların müslümanlara karşı durum ve tutumu nedir? Bunu bilip akabinde Enes (r.a) ‘ın sözü ile günümüze ışık tutarak sahabi penceresinden bugünü değerlendirip, Müslümanların İslam’a ve müslümanlara yaklaşımını anlamak ve acizane anlatmaya çalışmaktır. Evet, alemlere rahmet Efendimiz (s.a.v.) ahirete irtihal etti. Ancak miras bıraktığı Aziz dava sağdır, bakidir elhamdulillah. Fakat bizler sahabi şuurunda olmadığımız ve islamın kişiye verdiği izzet ve şuuru yitirdiğimiz için davamıza yakışmıyor, bilakis onun insanlar nezdinde korkulacak bir şeymiş gibi algılanmasına önayak oluyoruz. Ashab muahat (Ensar muhacir kardeşliği) olunca din kardeşlerini nesep kardeşlerinden akrabalarından ayrı tutmamışken bizler, Suriye’den filistinden vesair Müslüman coğrafyalardan kaçarak bize sığınan kardeşlerimizi görmezden geliyor, yüz çeviriyor, zulme teslim ediyoruz. “Müslüman Müslümanın kardeşidir ona zulmetmez; onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamette onun bir sıkıntısını giderir. Kim de bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamette onun bir ayıbını örter.” (buhari/Mezalim-3) hadis-i şerif’ini göz ardı ederek kardeşlerimize mülteci diyebiliyor hatta, “Defolup gitsinler ülkelerine!” diyebilecek kadar basitleşebiliyoruz. Müslüman kıyımına üç maymunu oynayıp akabinde “İsrail’i kınıyoruz Amerika’yı kınıyoruz” diyebiliyoruz pişkin pişkin. Hatta ve hatta Müslüman ölümlerine kıyımlara sessiz kalmakla yetinmiyor onların malına, canına, ırzına halel getirenlerin ürünlerini ısrarla alarak onları zenginleştiriyor, Müslümanların üzerine adeta kendi ellerimizle gönderebiliyoruz. Efendimizi ve ashabını üç küsür yıl boykot eden müşriklerin gösterdiği kararlılığı gösteremiyor, bu zihniyetsiz merhametsizleri, bu mel’un topluluğu boykot edemiyoruz. Namusumuza iffet ve haysiyetimize halel gelmişken ve izzetimiz ayaklar altına alınmışken onların ürünlerini kullanmaktan rahatsızlık duymayan bizler, bir de üstüne üstlük onları medeniyetin adeta kendileriymiş gibi tavsif ediyor ve bu uğurda çaba sarf ederek alçaldıkça alçalıyoruz. Ve dahası var! Namusunu, izzet ve şerefini korumaktan aciz olan bizler, Kudüs’ümüz işgal altındayken, esir edilmişken, Müslümanlar ambargo altındayken ve günden güne Kudüs ve Müslümanlar yahudi hegemonyası altına istipdat ile sokulmaya çalışılırken rahat uyuyabiliyor, yiyip içebiliyor, gezip tozabiliyor, gülüp eğlenebiliyor ve gündem etmemenin utancını yaşayamaya biliyoruz! Bu utanç verici tabloya tarih hiç bir dönemde şahitlik etmemiştir! Bu zilleti ümmet hiç bir dönemde bu kadar kesif yaşamamıştır! İslam hiç bir dönemde bu kadar ayağa düşmemiştir! Bugün islamı anlatmayan, müslümanlara sahip çıkmayan, müminleri sevip onlara merhametli, kafirlerden nefret edip onlara mesafeli olmayan, Kudüs’ümüzü, iffetimizi, göz bebeğimizi gündem edip ah çekmeyen, esaretten kurtulması adına bir çaba sarf etmeyen, bunu yayarak şuur uyandırma adına bir teşebbüste bulunmayan, kardeşlerine mülteci gözü ile değil muhacir gözü ile bakmayıp, onlara ensar olmaya çalışmayan sözüm ona her Müslüman haindir! Allah’ın davasına, Rasulullah’ın mirasına, Kuran’ın yönlendirme ve terbiyesine ihanet etmiştir!
Allah’ım bizi muhacirlere Ensar kıl!
Allah’ım bizi Kudüs’ün esaretten kurtulması noktasında muvazzaf kıl! Allahım bizi küfre karşı intikamında memur kıl!
Allahım bizi tamamlanacak islam nurunda hadim kıl!
Ve Allahım bizi islamı anlama ve noktasında senin emrettiğin, Rasulullah’ın gösterdiği, ashabın tecrübe ederek miras bıraktığı çizgide olan “gerçek bir Müslüman” kıl!
Bir özet mesabesinde anlatmaya çalıştıklarım yüreğimin feryadı ve feveranıdır. Bu noktada bi-laistisna her türlü hata; noksan olan, kemal bulmamış olan nefsimden, her doğru da Alemlerin Rabbi olan Allah’tandır! Gayret bizden muvaffakiyet Allah’tandır!
Allah’ın dininin hizmetkarı olma temennisi ile selametle inşaallah.
Yorumlar