Kristal Kılıç
- Hilal-i Ahmer
- 19 Eylül 2016 - 12:59
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Üç atlı tozu dumana katarak ilerliyordu.Yıldırım gibi köyleri, kasabaları hatta şehirleri geçmişlerdi. Atları ve kendileri yorulmuştu. Kolay değildi üç gündür durmadan, dinlenmeden at sürmek… Ama ulu bir amaç uğruna çıkmıştı yollara Sungur Bey, Sultan’a mühim bir haber götürüyordu, durmamalı, dinlenmemeli gerekirse ölmeli ama bu haber mutlaka sultana ulaşmalıydı…
Birden bir ses duydular…
- Sungur Bey: Sessiz olun galiba yetiştiler bize. Alptekin hemen şu mektubu Sultanımız’a ulaştır !!!
- AlpTekin: Ama beyim ya siz? Sizi bırakamam! Ben de sizinle kalmak, bu soysuzlarla vuruşmak istiyorum.
- Sungur Bey: Yiğit kardaşım, bu görev bizlerin hayatından önemli, o mektubun Bizans’ın eline geçmemesi gerek, inşallah biz sana yetişiriz, haydi uğurlar ola!
AlpTekin bey yola çıkmıştı. Rüzgar gibi ilerliyordu. Ama hâlâ aklı Sungur Bey’deydi, ama ona bir söz vermişti. Son nefesine kadar beyinin yanında islam için savaşacaktı. Şimdi beyinden ayrı kalmak onu üzüyor, ruhunu sıkıyordu. Gün açmaya başlamıştı, Edirne surları uzaktan görünüyordu…
Sungur Bey, geride kalarak beklemeye başladı, ağaçların arasına gizlendi. Uzaktan bir toz bulutu görünmeye başlamıştı. Ve onlarca asker üzerlerine geliyordu… Bunlar Sungur Bey’i yakalamak için takip eden Bizans birliğiydi. Nasıl da fark edememişlerdi. Kostantine’den beri peşlerinde olmalıydılar. İyice yaklaşmışlardı, artık yüzleri bile neredeyse seçiliyordu. Evet bu Bizans’ın meşhur komutanı Titus Flavius Vespasianus‘du.Yüzünde şeytanca bir gülümseme mevcuttu. Sungur Bey birden bir aslan misali o korku bilmez dedikleri Titus’un önüne dikildi. Titus birden atını durdurdu. Şaşırmıştı, kimdi bu karşısına dikilme cüretini gösteren adam? Birden korktuğunu hissetti. Evet titriyordu, karşısındaki adeta bir şeytandı.Yılardır korkulan hep Titus olmuştu. Ama şu an farklıydı. Onlarca adamına rağmen Titus korkuyordu…
Sungur Bey Haykırdı….
– Dur!! Hey, siz burdan geçemezsiniz. Burası Osmanlı toprağıdır. Ya baç’ınızı verin, ya da defolun gidin!
Titus hayretler içindeydi. Kim di bu adam, neden ondan korkuyordu, acaba kendisini tanımıyormuydu. Kafasını bu sorular meşgul ederken birden kendine geldi.Kulak tırmalayan bir sesle:
– Se sen kim oluyorsun da karşıma çıkma cesaretini gösteriyorsun, dedi. Yı yıkıl karşımdan bu gün can almak istemiyorum. Hadi defol !!! Sana defol dedim, ne bakıyorsun öyle…
Sungur Bey gülümsemeye başladı.
– Bana bak Titus, senin karşında Bizans’ın köleleri yok. Burası Osmanlı toprağı.Ya sen haddini bilirsin yahut ben bildirmesini bilirim. Titus ilk defa böyle biriyle karşılaşmıştı. Korku bilmeyen, zalimlikte sınır tanımayan yüreği, birden korkmaya başlamıştı. Neler oluyordu ona, neden böyle hisetmeye başlamıştı. Karşısındakinin sıradan biri olmadığını ilk görüşte anlamıştı ama ne farkederdi ki, geri dönemezdi, koruması gereken bir şanı vardı. Ayrıca İmparator’a hesap vermesi gerekecekti. Kararını verdi Titus; savaşacak, canı pahasına o mektubu ele geçirecekti. Birden kılıcını çekti, adamları da aynı hareketle kılıçlarını çekti. Sungur Bey’e doğru bir hamle yaptı.
Sungur Bey, çok kıvrak bir hareketle Titus’un vuruşunu savuşturdu. Artık söz bitmiş kılıçların konuştuğu saatlere girilmişti. Düşman yaklaşık 15 kişi kadardı, düşman askerleri bir bir düşüyor, kokuşmuş ruhları türk çeliğiyle bütünleşiyordu. Yarım saatlik yorucu bir kavgadan sonra, Titus kaçmayı başarsa da yanında bulunan askerleri cehennemin sıcak ateşiyle buluşmuştu… Sungur Bey ve HamzaAlp, AlpTekin Bey’e yetişmek için yeniden yola koyuldu…
(Devam Edecek…)
Etiketler
Yazar Hakkında
Hilal-i Ahmer
Az okuyan, çok düşünen kimi zaman da yazan garip bir insan...
Yorumlar