Kudüs…
- Erdem Çelebi
- 28 Mayıs 2016 - 23:35
- 5 dk okuma süresi
- -
- 0
Yahudi askerlerin postallarıyla kirlenen, ümmetin çoğunun bihaber yaşadığı Kudüs’e selam olsun… Selam olsun ilk kıblemize, peygamberlerin ayağının tozuyla yıkanmış dünyanın en kutsal mekanına, nebiler şehrine…
Çıktık bir gece ona doğru yola, tıpkı Hatem’ül Enbiya gibi, onun izini bulmak için. Mescidine gitmek nasip olmayanların ve gittiği halde içi orasının aşkıyla kaynayanların gönüllerini bir tutam serinletebilmek için.
Varıyoruz İsrail’e. Malum Kudüs’e yalnızca Ben Gurion Havaalanı’ndan ulaşılabiliyor. Gece Kudüs heyecanıyla uyuyamayan gönüller, İsrail’e iner inmez canlanıyor. Bu canlanmada elbet müslümanlara zalimliği sebebiyle düşmanımız olma gafletine düşen Yahudileri tanıma kaygısı da var. Havaalanında küçük bir ‘sorgulanmadan’ sonra Yafa’ya geçiyoruz. Yafa, küçük, sakin yaşanılası bir Akdeniz kenti. Burada iyice acıkan nefislerimizi yabancı olmayan bir restoranda bastırıyoruz. Restoranın Antepli bir ustaya ait olması, Abdülhamid saat kulesi ve Mahmudiye Ulu Cami de Yafa’da bizi evimizde hissettiriyor. İsrail’in bir kentinde olduğumuzu unutuyoruz adeta. Osmanlı’nın şehre kattığı (m)imari ruh, İsrail’in işgalini bastırıyor.
Otele yerleştikten sonra akşam namazını Mescidi Aksa’da kılacak şekilde çıkıyoruz. Mescidi Aksa’ya kadim Kudüs’ün kadim ara sokaklarından geçerek ulaşılıyor. Aksa’ya attığımız her adımda huzur buluyoruz ve ardından cesaret kaplıyor içimizi. Yahudi askerlerini görüyoruz sonra… Huzurumuz kaçıyor ama göğsümüzü daha da geriyoruz. İçimizi tarifsiz bir kin dolduruyor. Ve Aksa!.. Ben bu yazıyı yazmaya başlayana kadar onlarca defa Kudüs’ü ve Filistin’i insanlara anlatmaya çalıştım. Mescidi Aksa’yı nasıl anlatacağımı çok düşündüm. En sonunda kelimelere indirgenemeyeceği kanaatine vardım. Kalple bağlantı kurulan şeyler kalpte kalmalı, kelimelerin soğuk suratlarına hapsedilmemeli.
Filistinli Arap kardeşlerimiz ile çok iyi muhabbet bağları kurduk. Dil bilen kardeşlerimiz, Allah onlardan razı olsun, Arapça, İngilizce konuşarak çok daha büyük muhabbet ağları kurabilirken bizler de Türkiye’de okumuş Filistinli abilerden istifade edebildik. Onlar ne sağlam yüreklerdi ya Rabbim! Bizlere de o cesareti ve büyük düşünmeyi nasip et. Kudüs ve Filistinler bana şunu bir kere daha ve unutamayacağım şekilde anlattı: küçük düşünüyor, küçük meselelerle zamanımızı ve beynimizi öldürüyor, küçük meseleler için büyük ihtilaflara düşüyoruz. Halbuki bu adamların teknik yetersizlik ve niteliksizlikle Kudüs’ü kurtaramayacakları çok açık. Ve az çok ümmetin durumunu bilen biri Türkiye’nin, kendi içerisindeki meselelerle uğraşmaktan başını kaldırmaya fırsatı olmayan bu ülkeler arasında cevher gibi parladığını görecektir. Orada bulunduğumuz her gün şahit olduğumuz, Filistinlilerin Türkiye’den geldiğimizi duyduktan sonra ayrı bir sevgi göstermeleri de zannımca çok şey anlatıyor. Dükkanlarda, mescidlerde, tek odalı evlerde bile bir duvarın Türkiye bayrağına ayrılması bunu kanıtlıyor.
Filistin’de, Mescidi Aksa’da insanlar namazdan sonra hemen dağılmıyor. Özellikle sabah namazı bittikten beş dakika sonra bizdeki gibi cami bomboş kalmıyor. Mescidi Aksa’nın muhtelif yerlerinde ilgilere göre ilim halkaları, zikir halkaları, ilahi grupları oluşturuluyor. Cami’yi Efendimiz(sav) sünnetine göre kullanıyorlar. Tüm bunlar Filistin’de İslam’ın bilinçli olarak yaşandığını gösterirken diğer taraftan Filistinli kardeşlerin son derece bilinçsizce Algida ve CocaCola’yı tüketmeleri, üstelik neredeyse her dükkanda, heralde intihardan pek farklı olmuyor.
Hz. İbrahim’in kabrini ziyaret etmek için geldiğimiz El Halil’de şehrin içinden geçerek kabre geliyoruz. Şehirdeki fakirlik ve çaresizlik apaçık okunuyor. O kadar Yahudi askeri gördükten sonra orada Arap askerlerini görmek güzel olsa da kafilemiz anlamsız bir sevinç gösteriyor. Zira belanın en kötüsü içten gelendir. Filistin Kurtuluş Örgütüne ait olan o askerler siyonizme başkaldıran ve işgali protesto edenleri susturmak üzere İsrail Devletiyle işbirliği yapıyor. Kabre ziyaret etmek için geldiğimizde kapıların o sabah öldürülen bir Filistinli genç olduğundan kapalı oluşu yerel halk için çok sıradan bir durum izlenimi veriyor. Hz. İbrahim’in(as) kabri yaklaşık iki yüz İsrailli askerin elinde. Mescidi Aksa’nın kapılarında bekleyen İsrail askerlerine şahit olduktan sonra ikinci defa beynimizden vurulmuşa dönüyoruz. Bizi bir saat kapının önünde beklettikten sonra pasaport göstererek girmemize izin veriyorlar. Otobüsten indikten sonra etrafımıza Filistinli bileklik satan çocuklar toplanmıştı. Kafiledeki her birey -daha çok yardım olsun diye- kendince bir şeyler aldı. Bu bir saat içinde aldığımız onca bilekliğe karşı hala daha bileklik satmaya çalışan çocuklardan biri içeriye girmek üzereyken gözlerimin içine baktı ve sözde İsrail’in koruduğu yeri göstererek ‘go hell, İsrael’ dedi. Ne düşündü neye binaen dedi bilmiyorum. İşte bu bir yandan beni derinden yaralarken diğer yandan biraz düşününce sevindirdi ve ümitlendirdi. O yaştaki çocuk düşmanını biliyor, cesareti tam ve gözlerinde ‘… onlar kafirlere karşı çok şiddetlidir…’ ayeti kerimesinin mücessem hali okunabiliyordu.
Bu gezinin zaten ümmet bilinci olan kafiledeki her birey için uyanışın ve silkinmenin başlangıcı olacağı aşikar. Her müslümanın ortak davası olan Kudüs’ü dokunarak, koklayarak, damarlarında kan gibi akarak tanıdık. Aynı zamanda iki milyar insanın inandığı hristiyanlığı ve sayıları bir avuç olmasına karşın neredeyse bütün dünyayı örümcek gibi ağıyla sarmış, dünyaya kafa tutan yahudileri de yakından tanıma fırsatı bulduk.
Yeryüzünün taşımakta hicab ettiği, Allah’ın lanetlediği, rahmet Peygamber’i(sav) bile bedduasını alan ve gelmiş geçmiş en zalim kavim Yahudilerin, Filsitinlilerin topraklarını gasp edip onları sefalet içersinde yaşamaya zorlarken, kendilerinin refah seviyesinin çok yukarılarda olduğunu gözlemledik. Kiracı olarak girdiği evden süresi dolduğu ve parasını ödemediği halde çıkmaması üstüne ev sahibi Filistinliyi rahatsız ederek onu evini terk etmeye zorlaması, İsrail Devletinin Filistinlileri kıskaca almayı planladığı çember projesi, utanç duvarı bu gasplardan birkaçı. İsrail Yahudilerin ikamet ettiği yerlerde çimen bitmeyen yerden çimen bitirirken, Doğu Kudüs gibi Arapların ağırlıkta olduğu kenti çöp yığınlarıyla bırakmış. Beğendiği yerleri ise yukarıda bahsettiğimiz gibi hile ve desiselerle eline alması artık Kudüs’te olağan bir durum. Üzerinde bıçak dahi olmadığı ve saldırmadığı halde gençleri şehit eden, olur olmaz Mescidi Aksa’ya girişleri yasaklayan, korkaklığından küçücük çocukları tutuklayan kadınları vuran, işkencelere maruz bırakan zalim Siyonizm’in zulmünü anlatmak sizi bu satırları okuduğunuz rahat koltuğunuzdan kaldırıp bir şey yapmak konusunda gayret sarf etmeye ve en azından Şehit Ahmed Yasin’in o … yakarışının1 muhatabı olmaya sevk edecek mi bilmiyorum.
Pazar günü Mescidi Aksa gayri-müslimler için de açılıyor. Allah’ın mübarek kıldığı bu mekanı varlıklarıyla kirletmeleri insanın kanına dokunuyor. Diğer günlerde yakaladığımız huzuru bulamıyoruz. Yahudilerin dışındakiler turist olarak gezip fotoğraflarını çekip gidiyorlar Beytül Maktisimizden. Zalim olduğu kadar korkak olan Yahudiler ise tam donanımlı asker desteğiyle Mescidi Aksa’nın merdivenlerinde işgal planları yapıyor.
İsrail’in zulmü din, dil, ırk ayırt etmiyor. Vefa dedikleri duygudan haberleri yok. Aslında bakarsanız çıkarları söz konusu oldu mu herhangi bir duygudan bahsetmemiz gerekseydi o da nefret olurdu. Eğer öyle olmasaydı onları defalarca Kudüs’ten çıkaran, defalarca soykırımda bulunan ve dedelerini katleden hristiyanlarla ittifak edip, zamanında kendilerini binlerce kilometre uzaktan gelerek zulümden kurtaran, yıllarca adaleti altında yaşadıkları müslümanları katletmezlerdi.
Evet, artık bizim kendi küçük sorunlarımızdan ve vehnden kurtulup ümmetin kalbiyle ilgilenmemiz gerekli. Kendimizi ümmetin beyni olarak görebiliriz, hatta İslam Aleminin çoğu böyle düşünebilir, ama unutmayalım ki kalp yoksa beyin de yoktur.
Bugünün yarını mutlaka vardır. Yarın ise çalışanı için oldukça yakındır.
1. Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helâk olmuş ölüler!…. Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!
Yorumlar