Meşe Yaprağıyla Hasbihal
- Özlem Cingöz
- 6 Şubat 2017 - 18:16
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
-Sevdiğim ilk adama…
Koşarak gittiğim o yol çetindi, yorucuydu. Özlemime koşuyordum, firkatten yanan gönlümün vuslatına koşuyordum. Bâd-ı hazan savuruyordu dünyadan vazgeçip kendini toprağa bırakan , kurumuş yapraklarla beraber zihnimdeki dünyalık düşünceler. Bir büyük sırra ortak oluyordum sanki kapıdan içeri girerken. Herkes sükût etmiş, sırrı kimse ele vermiyordu. Bir çeşme görüyordum. Ab-ı hayatla bir nebze olsun kendimi arıtıyordum dünyalıktan.
İçimde hüzün bulutları, gözlerimde o bulutlardan yağmayı bekleyen onlarca gözyaşı… Gönlümde buruk bir vuslat sevinci, dilimde dualarla varmıştım oraya. Kavuşmuştum ona. Anlatacaklarım vardı çokça… Ne çok derdim vardı paylaşamadığım ne çok kalp kırıklıklarım vardı kimselere anlatamadığım ve ne çok gözyaşım vardı gözlerimde kuruyup da giden. Ağlamak istediğim omuzlara gelmiştim ben. Hani çok ihtiyacım vardı ya ona, hani ona sarılıp hiç ses çıkarmadan omzunu ıslatırcasına yağmur gibi ağlamak istiyordum ya… Tam vaktiydi işte. Ben ona gelmiştim.
Onca derdim geldi aklıma. Onsuz geçen yıllarımda yaşadığım onca sıkıntı ve onca hayal kırıklığı… Bir bir anlattım sonra. Tek tek sana… Üzüldüm dedim, çokça üzüldüm. Kelâmlarım dilime dolanıyor, lügatimde olan kelimeler yetmiyordu anlatmaya içimdekileri. Birkaç meşe yaprağını aldım avuçlarıma. Sonra… Sineme götürdüm. Sarıldım, o kurumuş yapraklara. Sonra koklayarak öptüm, öptüm…
Bir kuru yaprak vardı avuçlarıma aldığım ve hiç bırakmadığım… Kokladığımda onun gibi kokan bir kuru yaprak… Gözyaşlarımla ıslatıp yeşertmeye çalıştığım… Öpmelere doyamadığım bir meşe yaprağı vardı. Derdimi anlattığım bir yaprak… Ve beni sükûtla dinleyen, hep dinleyen bir yaprak vardı orada. Tam da orada, onunla… Gitmek istemedim. Dünyalıktan uzak bir yerdeydim işte. Meşe ağaçlarının yaprak şakırtısı eşlik ediyordu firkatten yanan gönlüme. Kuşlar benimle birlikte ağlıyor, toprak tevazu gösterip gözyaşlarımı saklıyordu gözlerimden düşen yaşları kimsenin görmesini istemediğimi bilir gibicesine. Ben bütün dünyalıktan sıyrılmış sadece dertlerime birkaç damla da gözyaşımı akıtarak oturuyordum dizinin dibinde. Hani küçükken yaptığım gibi işte…
Bir kuru yaprak vardı elimde. Yanağıma götürdüğüm bir yaprak… Doya doya baktığım ve sonra yine dayanamayıp kokladığım bir yaprak vardı sen gibi kokan. Hasrettim sana, Özlem’dim ben ve seni özleyendim. Özlemekten daha ziyade hasret çeken… Lügatimde noksan olmazdı bu kelimeler. Ben hep sevdim, çok sevdim ve firkat düştü nasibime. Sonrası malûm, bir ömür hasret dedim bir ömür özledim. Şimdiyse bir kuru yaprakla yaptım hasbihâlimi. Vakit dardı, hadi artık gidelim sesleri yankılandı kulağımda. Ben bu hasbihâle devam etmek adına bir kuru yaprağı sakladım avuçlarıma. Lâkin her şey o mekândaymış. Hasbihâlin büyüsü de özlem de…
Hasbihâl bitti, yaprak sükût etmiyor şimdi susuyor sadece gönül koymuşçasına susuyor. Ben anladım ki her şey o mekândaymış. Hiçbir masivayı kabul etmeyen o mekânda… Ve ben anladım hasbihâlin en güzeli sükûtmuş.
Hadi artık gidelim vakit geç oldu seslerine aldırmadan bir kez daha baktım sana, elimdeki yaprağa… Sükûtuma duamı ekleyip içimden gönderdim sana.
Vakit geç oldu anla ve bana gönül koyma. Olur mu?
–2015/Sonbahar
Yorumlar