Liste

Mutfak İlmihali

Mutfak İlmihali

İnsanlık tarihi kadar eski bir gerçeklik var, o da şu: Hayatımızı idame ettirmenin yegane yollarından birisi mutlaka ama mutlaka yemek yemekten geçiyor. Diğerleri ise uyku ve oksijen... Hayat bilgisi kitaplarının hayatta her şey yolundaymış ve her zaman da yolunda olacakmış izlemini veren rengarenk sayfalarından bugüne dek tekrar tekrar anlatılan bu gerçekliğin bugün tam olarak neresindeyiz peki? Yemek yiyoruz elbet hem de her gün... Ama ben daha keskin bir gerçekliğin peşinde yazıyorum bunları... Evet yiyoruz. Afiyet de olsun üstelik fakat asıl soru şu: "NE YİYORUZ?"

İsrafın haram oluşu naslarla kesinlik kazanmış bir durum olduğu için çöpe yemek atmıyoruz, ihtiyacımızdan fazlasını almıyoruz, malımızı ve paramızı israf etmiyoruz; evet. Peki Allah-u Teala'nın bize başlı başına bir mucize olarak emanet ettiği vücutlarımız? Vücutlarımızı israf etmekten neden aynı hassasiyetle kaçınmıyoruz?

Yazının bu kısmı için iki tane düstura değinip bu kısmı noktalandıracağım. Birincisi: İnsan vücuduna zarar veren her şey haramdır.  ("Kendi kendinizi tehlikeye atmayın." Bakara/195; "Kendi kendinizi öldürmeyin." Nisa/29 ayetleri ve birçok Hadis-i Şerife isnat ile icmaya dayanan bir düsturdur.)

İkincisi: "Ne yersek ona dönüşürüz."

Bugün birçok insan iç huzurunu kaybetmiş olmasından, sürekli yorgun ve uykusuz olduğundan, kronik depresyona düçâr olduğundan dert yanıyor. Birçok anne de çocuğunun hiperaktif olduğundan ve uyumadığından; hatta bırakın uyumayı bir yerde beş dakika dahi oturmadığından dem vurup duruyor. İşte tam olarak burada yediklerimiz büyük önem kazanıyor. Çünkü yediğimiz şeyler sadece midemize değil ruhumuza da dokunuyor. Maneviyatı çökmüş, artık ibadetlerinden zevk alamayan, diline bir zikir dahi dolayamayan, bir münafıklık alameti olmasına rağmen namaz kılmakta zorlanan bir insan haline gelmiş iseniz neler yediğinize ve neler izlediğinize en azından bir süre dikkat etmenizi öneririm. Aradaki fark inanın sizi de şaşırtacak...

Peki her şey iyi hoş da nasıl yapacağız bunu, hele ki bu devirde diyecek olursanız da buyurun yazının devamına gidelim. :)

  • 1 - Ne yediğimizi bilmiyorsak bildiğimiz şeyleri yiyelim!

    Evet yediğimiz birçok şeyin içeriğine hakim değiliz ancak işe evde yapılabilecek ürünlerin hazır alımını durdurarak başlayabiliriz. Örneğin yoğurdunuzu kendiniz yapabilirsiniz. Çünkü uzman görüşü kaba tabirle "hazır yoğurt yiyeceğinize hiç yoğurt yemeyin daha iyi" şeklinde. Yoğurt yapmak için süte ihtiyaç duyacaksınız ve onu kaynatırken de kaymak üretmiş olacaksınız. Bunlar basit örnekler gibi görünebilir ama bakın alışveriş listenizden iki madde eksildi bile... Bu bir süre sonra hayat tarzınız haline gelecek ve bir müddet sonra hazır ürün tüketiminiz ciddi manada azalacak. Bu da sizi çok daha mutlu, daha enerjik ve daha sağlıklı bir insan yapacak. Denemesi bedava... :)

  • 2 - Nasıl alışveriş yapalım?

    Bu maddenin en önemli kısmı şu: Asla açken alışverişe çıkmayın. Çünkü insan beyni açken sevip sevmediğini ayırt edemeden cazip görünen her şeyi ister. Bu da daha fazla parlak ambalajlı ürün demek... Bir ürünün paketi ne kadar cafcaflıysa vücuda vereceği zarar da o kadar fazla olacaktır. Nureddin Yıldız Hoca bir sohbetinde şöyle der: "Ambalajı içindekinden pahalı olan bir ürünü asla almayın." Ve ekler: "Aldığınız cipsin içindeki patates elli kuruşluk ama siz o parlak ve gösterişli pakete iki lira veriyorsunuz işte bu zarardan başka bir şey değildir." İşte bu ve bunun gibi çoğaltılabilecek birçok örnek maalesef her gün girdiğimiz market raflarında bizleri bekliyor.

    Bir başka husus ise; aldığınız ürünlerin içeriklerine mutlaka dikkatle bakın. Hepsinin karınca duası gibi yazıldığının ve bu yöntemin çok fazla vakit alacağının farkındayım ama bırakın alışverişiniz yirmi dakika süreceğine kırk dakika sürsün. Unutmayın, hiçbir şey sizin sağlığınızdan ve ahiretinizden daha kıymetli değil. Zaten bir süre sonra ürünlerin içeriğini az çok tahmin edebilecek hale geleceksiniz. Örneğin üzerinde kırmızı jöle olan bir kek gördüğünüzde bunun içerisinde karmin (gıdalara kırmızı renk vermek için kullanılan bir böcek türü) olduğunu öngörecek ve o reyonun önünden ışık hızıyla geçeceksiniz.

  • 3 - Nedir bu E-Kod?

    E-Kod sistemi Avrupa Birliği'nin başlattığı bir uygulama olup ülkemizde yeni sayılabilcek bir kullanım geçmişine sahiptir. Mesela eskiden sadece MSG (monosodyum glutamat) yazıyorken artık bir de E621 yazıyor. Peki bunca kodu aklımızda nasıl tutacağız diye soracak olursanız da bu konudaki yasal düzenlemeden kısaca bahsetmek isterim. Şu anki mevzuata göre ürünlerde yalnızca kod kullanmak yasal değil. Yani firmalar şayet E 621 kodunu kullanmışsa mutlaka MSG ibaresini de belirtmek zorunda. Aksi halde durumu tüketici haklarına ya da ilgili bakanlığa bildirebilir ve yaptırımını talep edebilirsiniz. 

    Peki bu kodlarla yaşamak çok mu zor? 

    Dünyanın en kolay işi olduğunu söyleyemem elbet ama açıkçası atla deve de değil. İnanın insan kodlara hakim olarak, yediklerine ve içtiklerine Allah rızası için dikkat ederek ya da mesela İsrail ürünlerini boykot ederek de pek tabi yaşayabiliyor. Kimse ölmüyor ve açıkçası sanıldığı ve lanse edildiği gibi yaşam standartlarınızdan ciddi tavizler vermek zorunda da kalmıyorsunuz. Hatta bunu bir prensip olarak hayatınıza geçirdiğinizde kendinize olan saygınız da artıyor. Üstelik bu durum kendinize ve imanınıza duyduğunuz saygının bir tezahürü olduğundan etrafınızdaki insanlar tarafından da bir süre sonra kabul ediliyor ve bu duruma saygı duyuluyor. Mesela sizin oturacağınız sofraya içki koymaktan çekindikleri gibi kola ya da ihtiyaten harama yakın olduğuna inanılan şeyleri de koymaktan çekiniyorlar. Ya da koydular diyelim, o zaman da sizin için şöyle diyorlar: "O bunu yemez/ içmez." İşte bunu duyduğunuzda inandığınız din ile yaşadığınız hayat arasındaki makasın daralmaya başladığını hissediyorsunuz. Ne diyelim, Allah ölmeden o makasın kapandığını görmeyi de nasip etsin inşaallah.

  • 4 - Peki nedir bu kodlar?

    Bu kodlar ürünlerin çerisinde bulunan katkı maddelerini ifade etmek için kullanılmaktadır. E kodu alan tüm katkılar EFSA (Avrupa Birliği Gıda Güvenliği Kurumu) tarafından incelenen ve onaylanan maddelerdir. Ancak bu katkı maddelerinin neredeyse hepsi sentetiktir ve büyük bir kısmının helal olma durumu şüphelidir. E100'den E1250'ye kadar oldukça geniş bir yelpazesi olan bu kodları en kaba haliyle yediye ayırmak mümkündür:

    E100-E181 : Renklendiriciler 

    E200-E290: Koruyuular

    E296-E385: Asitlik düzenleyiciler

    E400-E495: Emülgatör ve Stabilizörler

    E500-E585: İncelticiler

    E620-E640: Lezzet arttırıcılar

    E900-E1520: Tatlandırıcıları ifade eder.

  • 5 - En Zararlı Katkı Maddeleri Hangileri?

    E210* (Benzoik asit): Koruyucu olarak kullanılır. Fırın mamulleri, peynir, sakız, çeşni, dondurulmuş mandıra ürünleri, yumuşak tatlı gibi gıda ürünlerinde ve kozmetik ürünlerde kullanılır. Astıma , sinirsel bozukluğa, ve çocuklarda hiperaktiviteye neden olabilir. 

    E211* (Sodyum benzoat): Koruyucu olarak kullanılır. Et ve süt ürünleri, çeşniler, fırınlı mamuller, şekerlemeler ve ağız yoluyla alınan ilaçların birçoğunda kullanılır. Kurdeşene neden olabilir ve astımı ağırlaştırabilir.

     E220 (Sulfur dioksit): Koruyucu olarak kullanılır. Kömür katranından elde edilir. Tüm sülfürlü ilaçlar zehirlidir ve kullanımı sınırlandırılmıştır. Amerika’da, FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) çiğ meyve ve sebzelerde kullanımını yasaklamıştır. Astım nöbetlerini azdırdığı, böbrek fonksiyonları zayıflamış kişilerde metabolizmayı zorladığı, B1 vitaminini yok ettiği bilinmektedir. İçecekler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, sirke ve hazır patates ürünlerinde kullanılır. 

    E249* (Potasyum nitrit): Koruyucu olarak et ürünlerinde kullanılır. Nitritler nefes daralması, baş dönmesi ve baş ağrısı ile sonuçlanabilecek rahatsızlıklara sebep olduğu gibi potansiyel kanserojendir. Bebek ve küçük çocukların gıdalarında kullanılması kesinlikle yasaktır. 

    E250* (Sodyum nitrit): Koruyucu olarak kullanılır. Hiperaktiviteye ve benzer yan etkilere neden olabilir, potansiyel kanserojendir ve birçok ülkede kullanımı sınırlandırılmıştır. 

    E252* (Potasyum nitrat): Koruyucu olarak kullanılır. Hayvan artıklarından veya bitkilerden elde edilir. Gübre üretiminde ve etin korunmasında kullanılır. Hiperaktiviteye ve diğer yan etkilere sebep olabilir, potansiyel kanserojendir ve birçok ülkede sınırlandırılmıştır. 

    E264 (Amonyum asetat): Koruyucu olarak kullanılır. Bulantı ve kusmaya neden olabilir. 

    E270* (Laktik asit): Koruyucu olarak kullanılır. Asitlik düzenleyicidir. Tatlılar, salata sosları, bebe mamaları ve şekerlemelerde kullanılır. Bebeklerde sindirimi oldukça zordur. 

    E281 (Sodyum propiyonat): Koruyucu olarak kullanılır. Migren ağrılarına sebep olabilir. Unlu mamullerde kullanılır.

    “*” Bitkisel veya hayvansal kökenli olabilir. Alkolle muamele edilmiş veya edilmemiş olabilir.Bu sebeple (şüpheli) kabul edilen katkıları gösterir.

  • 6 - Hiç olmazsa bunları gördüğünüzde yolunuzu değiştirin!

    - ASPARTAM: Bu ürün birçok maddede tatlandırıcı olarak kullanılır ve hudutları zorlayan yan etkileri vardır. Bazı zayıflama ilaçlarında kullanılması ancak bu maddenin metabolizmayı yavaşlatarak aslında daha fazla yağ depolamaya sebep olması da işin ironik kısmı...

    -MSG (E621): Monosodyum glutamat ve çin tuzu olarak da geçer. Neredeyse tüm fast food ürünlerinde bilhassa da patates kızartmalarında kullanılır. Paketli birçok üründe kullanılmasının yanı sıra en çok cipslerde kullanılmaktadır. Bağımlılık yaptığı kanıtlanmıştır. Ciddi organ tahribatına sebep olmaktadır.

    -YÜKSEK FRUKTOZ MISIR ŞURUBU: Kötü kolesterolü hızla yükseltir ve kansızlığa sebep olur.

    Ketçap, krema, kola, gazoz, şekerleme, hazır çorba, çikolata, gofret, puding, hazır kek gibi özellikle çocukların sıkça tükettikleri besin değeri olmayan besinlerde bolca kullanılır.

    -KARMİN (E120): Bu bildiğimiz böcek! Gıdalara kırmızı renk vermek için kullanılır ve doğal şeker pancarı kullanıldığı özellikle belirtilmemiş olan kırmızılı tüm ürünlerde muhtemelen kullanılmıştır. ( Çilekli süt, çilekli sakız, çilekli ya da orman meyveli pasta vs.) Hanefi mezhebine göre haramdır.

    -SODYUM SÜLFiT( E250): Genellikle şarküteri ürünlerinde kullanılır. Aklınıza gelebilecek hemen her kırmızı et ürününde ( salam, sucuk, sosis vs.) bolca mevcuttur. Lösemi riskini ciddi seviyelerde artırır. Özellikle çocukların dikkatle kaçınması gerekir. Bu zararlar E220, E222, E223, E224, E225 ile E249, E251, E252 diye belirtilen kodlar için de geçerlidir.

    Peki bu ne demek oluyor? Bu artık "Haydi pizza söyleyelim" demek yerine; "Haydi pizza yapalım" dememiz gerektiği anlamına geliyor.

    Not: Evde italyan ustalara taş çıkaracak kadar iyi pizzalar; Kayserili kasaplara taş çıkaracak kadar iyi de sucuklar yapabilirsiniz. 

    Pizzanızda salam ve sosis de olmayıversin, hiçbir şey olmaz. Bunların da evde yapılma yöntemi vardır belki ya da ileride çıkacaktır ama en azından şimdilik ben bilmiyorum. Siz öğrenirseniz bizimle de paylaşırsınız artık. :)

    -SÜLFÜR DİOKSİT:  Bu da bildiğimiz zehir! Sülfür grubunun birçoğu için geçerli olan bu gerçeklik Amerika'da bile çiğ sebze ve meyvelerde kullanımı yasaklanmıştır. 

    Fermente ürünlerde bulunur. Çok ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilir.

    -KARRAGENAN (E407): Kıvam arttırıcı olarak kullanılır. Etilen klorohidrin oluşumu sebebi ile yüksek kanserojen, ülser ve zehirlenme riski taşımaktadır.

    JELATİN (E441): Hayvansal kökenlidir. Çoğunlukla domuzdan elde edilir. 

    Jelatinlerin neredeyse hepsi yurt dışından ithal edilmektedir. Bu durum da domuz eti kullanılmış olma ihtimalini bir hayli artırmaktadır. Çünkü domuz etinin diğer hayvanlara göre hem bakımı daha kolaydır, hem daha hızlı ürer hem de vücudunda diğer hayvanlara göre misliyle fazla yağ bulundurur. Bu da domuz kullanılmış olma ihtimalini artırır. Zor bir ihtimal ama velev ki domuz kullanılmadı diyelim işte o zaman da yurt dışında besmeleyle kesim yapılmış olma ihtimaliniz azlığı hatta neredeyse hiçliği ortaya çıkacaktır.

    Bu sebeple özellikle jelatinden uzak durmak en hayırlısı olacaktır. Jelatinden uzak durmak demek; jelibon, marshmallow ve jöleli gıdalardan da uzak durmak demektir. Ve evet, buna iki bisküvinin arasındaki nefis marshmallowlu sandviç de dahil!

  • 7 - Peki Şüpheli Derken Neyi Kastediyoruz?

    Bu konu hakkındaki dayanağımız şu hadis-i şeriflerdir:

    "Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe etmediğini yap." (Buharîi Büyü 3; Tirmizîi Kıyâme 60.) buyurmaktadır.

    "Şüphesiz helâl da bellidir, haram da bellidir. (Fakat) bunlar arasında (helâl mi, haram mı olduğu belli olmayan birtakım) şüpheli şeyler vardır; ben bu konuda size bir misâl vereceğim (bu konuyu size bir misalle anlatacağım) Şüphesiz Allah (c.c) (girilmesi yasak olan) bir koru kurmuştur. Biliniz ki, Allah'ın korusu haram kıldığı şeylerdir. Şüphesiz hayvanlarını korunun etrafında otlatan kişi, her an oraya dalabilir ve şüphesiz şüpheli şeylere dalan kişi de (harama) her an esaret edebilir.” (Buharî, İman 39)

    Yani Efendimiz (asm), biz mü'minlerin şüpheli olan, zanna düşüren şeylerden kaçınması gerektiğini özellikle salık vermiştir. Evet, Kur'an'ı Kerim'de geçen yemesi haram şeylerin sayısı oldukça azdır: Kan, domuz eti, leş, alkol. Ancak bunun dışında kişinin vücuduna ya da maneviyatına zarar verecek bu ürünlerden kaçınması ya da en azından kaçınmaya çalışması da takvasından ve mü'min kalitesindendir. Bunu namaz gibi, oruç gibi Allah rızasını gözeterek hayatımızın merkezine koymalı; ancak bunu şeytanın ifrat ya da tefrit ağına düşmeden itidal ile sağlamaya çalışmalıyız. 

    Sadece Allah rızasını gözeterek yaptığımız taktirde aldığımız nefes, attığımız adım, yediğimiz yemek ve dahi içtiğimiz su bile bir çeşit ibadete dönüşecektir biiznillah.


  • 8 - Peki ya çocuklar!

    İşte bu yolda karşılaşacağınız en zor engel: Çocuklar. Çünkü onları bu yeni yeme alışkanlığına ikna etmek hiç de kolay olmayacak. Hele ki elinden cipsler, kolalar düşmeyen çocuklar iseler... Ama endişelenmeyin bunun da denenmiş ve başarıya ulaşmış birkaç yolu var. Ancak bu noktada ekstra mesai yapmak zorunda kalacakları için annelere; çocukların türlü oyunlarına ve duygu sömürülerine direnmek zorunda kalacakları için de babalara çok iş düşüyor.

    Bir alışveriş merkezine gittiniz ve çocuğunuz cips almak istedi. Onun bu isteğini reddettiniz ve ağlamaya başladı. Başlangıçta bunun olmama ihtimali çok düşük zaten ki sizi alt edebilmek için ther yolu deneyecektir o yüzden sakin olun ve çocuğunuzun ağlama silahını size karşı kullanmasına asla izin vermeyin, unutmayın her şey onun sağlığı için ve ebeveyn olan sizsiniz! Ona bu marketten hazır bir cips alamayacağınızı ancak isterse ona evde istediği gibi bir cips yapabileceğinizi söyleyin. İlk başta asla sizin cips yapabileceğinize inanmayacaktır ama eve gidip sadece onun için cips yaptığınızda -ki internetten bir çok kolay tarife ulaşabilirsiniz, üstelik on beş dakikanızı bile almayacaktır- bir sonraki alışveriş için ikna olma süresi daha da kısalacaktır. Bİr sonraki alışverişte daha kısa, bir sonrakinde daha kısa derken bir gün bir de bakmışsınız onu ikna etmek zorunda kalmıyorsunuz.

    Önemli bir başka husus da şu: Ona karşı dürüst olun ve sizin yapacağınız cipsin hazır almak istediği cips kadar lezzetli olamayabileceğini ama bunun bir anne cipsi olduğunu ve yalnızca ona özel olduğunu anlatın. İlk birkaç denemede direnebilir ama inanın siz kararlı durduğunuz taktirde bir süre sonra cips almaması gerektiğini öğrenecek ve ısrar etmekten vazgeçecek. 

    Bir başka husus: Ona "Eve gidince yapacağım" diyerek söz verdiğiniz şeyi yapmayı asla ama asla ertelemeyin. Eğer çok zor bir durumda iseniz de ondan izin isteyin; unutmayın ki çocuk olması duyguları olan bir insan olduğu gerçeğini değiştirmez. Aksi halde bu tutum size olan güvenini zedeleyecektir.

    Kola ve jelibon gibi ürünler tartışmaya ve teklife kapalı ürünler olarak evinizin en önemli kuralları arasına katılmalı. Ayrıca bu ev kuralları evin her üyesi için -evet, baba da dahil- geçerli olacak ve siz içtiğiniz taktirde çocuğunuza kola içmeyi asla yasaklayamayacaksınız. 

    Bunun dışında evde sadece cips değil; çikolata, süt burger, süt dilimi, kurabiye hatta sürpriz yumurta bile yapabilirsiniz. Hepsi farklı çocuklarda denenmiş olup hepsinden olumlu tepkiler alınmış hatta sevinçten bağırılmış, tepinilmiş, yapan kişi teşekküre boğulmuştur. :)

    Yeter ki biraz emek vermekten kaçınmayalım ve çocuk sevindirmenin de bir ibadet olduğunu unutmayalım. Bir çocuğa verilen bir bardak su bile emektir ve bir gün mutlaka karşılık verir.

  • 9 - Ve Son Olarak…

    Bu süreçte sabrı yanınıza katık etmeyi unutmayın. Şeytan her daim ensenizde durup sizi bu yemek cihadından vazgeçirmek için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Sabredin ve Allah'a sığının. Zafer asla hayal değil!

    Bu yeme içme değişikliğini hem kendiniz hem de nesilleriniz için yaptığınızı unutmayın. 

    Özellikle kadınlar! Şu an ya annesiniz ya da Allah'ın izniyle bir gün anne olacaksınız. Şu an yediğiniz şeyler bile çocuklarınızı bir şekilde doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyecek güce sahip. Kendiniz için, sağlığınız için derken söylediklerim çok da etki etmiyorken işin içine çocuklarınızı sokunca akan sular nasıl da durdu değil mi? Peki bu Allah'ın annelik duygusunu doğuştan fıtrat olarak kadınlarının içine koymasının hikmeti değil de ne? Hanımlar, biz bunu başarabilecek güçte yaratıldık. Ve o gün bu gün; asla yarın değil! Kendiniz için değilse bile çocuklarınız için, bu ümmet için bir şey yapın, haydi! 

    Ve erkekler! Eşleriniz, anneleriniz ya da belki kızlarınız bu konuda yeterince hassas olmayabilirler. Ya da hassasiyetlerini hayata geçirecek gücü veya cesareti kendilerinde bulamıyor olabilirler. Ya da çocuklarınız bu süreçte onları çok zorlayabilir. Bu gibi durumlarda devreye siz girmeli ve kadınların duygusal buhranlar sebebiyle bu cihattan vazgeçmelerini engellemelisiniz. İnsan bazen bildiği şeyleri tekrar tekrar duymak ister. İşte burada da size çok iş düşüyor. Ailenizin sadece nafakasından değil aynı zamanda İslam üzere bir hayat sürmesinden de sorumlu olduğunuzu unutmayın.

    Allah yar ve yardımcınız olsun.

    Selam ve dua ile...

Etiketler
ilmihal

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap