Nefsimizin Ebabilleri
- Gülsüm Yeşilova
- 7 Ağustos 2016 - 15:29
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
Allah herkesin içini en iyi bilen, duyan ve görendir.Bu yüzden kulların dünyada başıboş olması bir yana, yoğun ilgi ve alakaya muhatab oldukları dahi söylenebilir.Bu ilginin muhatabları Allah’a kul olduğu sürece insan olabilmenin ve insan kalabilmenin tadına varacaklardır.Kalbim temiz diyerek Allah’a olan görevlerini yerine getirmeden, ona itaat etmeden yaşayan insanlar, özgürlük diye nefsinin esirliğini yapmaktadırlar.Oysa ki asıl özgürlük Allah’a kul olabilme bilincine varanlardadır, onlar da değil!
İnsan kalbi de toprak misali “nadas”a muhtaçtır.Nadas: Toprağın verimini artırmak için yapılan, temizleme ve havalandırma faaliyetidir.Nasıl ki; ekinlerin verimli olabilmesi için temiz bir toprağa ihtiyacı varsa, insanın da; asıl özgürlüğün Allah’a yakınlık olduğunu anlayacak bir kalbe ihtiyacı vardır.Nasıl ki; yağmur yağan bir toprak daha verimli oluyorsa, Allah aşkı yağan; o aşk ile yoğrulan bir kalp de o denli verimli ve bereketli olmaktadır.
İnsan’ın kalbini zararlı ve boş duygulardan arındırması için onu dinlendirmesi, doldurması için de önce boşaltması gerekir.Tarla misali olan gönlüme neler ekmeli, ne yeşertmeli diye tefekkür etmelidir İnsan…Sonsuz bir gökyüzü altında Güneş’le eriyip yok olmak,çöp olmak mıdır özgürlük? Yoksa gül olmayı tercih ederek, güneşten renk alıp, yaprak açıp, güzel koku salmak mıdır diye düşünmeli… Hangisi? İşte, kıymetsizinin kolay ve aksinin ise dikenli olduğu iki seçenek…Peki, sonrasında canımızı acıtacak, pişmanlık verecek olan nefsin kısa vadeli zevklerine aldanmak mı kâr’lıdır bizim için, yoksa Allah için bütün imtihanlara sabırla yanıp, uzun vadede huzura, saadete gark olmak mı? Hangisi diye düşünmeli…
Özgürlük diye adlandırılanların tümü sonu koca bir pişmanlık değilmidir? ALLAH ‘ı bilen kendini bilir, kendini bilen ise insan olmanın, müslüman olmanın şerefini yaşar.Attığımız her adımda Allah’ın rızasını gözetebilmeliyiz.Bunu yaparken de sadece cennet için değil, tek bir uzvumuzu bile yaratma, yaşatma gücüne sahip olamayışımızın acizliğini hissederek; sahibimizi memnun etmek için yapmalıyız.
Her günün umut olduğunu hatırlatan Güneş’in doğmasını, dinlenmemiz için yaratılan geceyi, sevdiklerimizi ve daha saymakla bitiremeyeceğimiz onca güzel nimeti kendisine borçlu olduğumuz Rabb’imize karşı büyüklük taslamak ne haddimize bizim…”İhlas suresi”nde Allah kendini “Samed” olarak tanıtmaktadır.”Samed”: Her şeyin kendisine muhtaç olduğu, kendisinin ise hiçbir şeye muhtaç olmadığı zât demektir.Allah bize ve kulluğumuza muhtaç değildir.Bu yüzden Allah’ın bizden istediklerinin, yalnızca bizim menfaatimize olduğunun en güzel kanıtı “İhlas suresi”dir.Bizi böylesine düşünen bir Rabb’e sahipken hâlâ özgürlük diye adlandırdığımız ama aslında bizi dört duvar arasına sıkıştıran, beraberinde huzursuzluk getiren isteklerimizin peşinden mi gideceğiz? HAYIR. Bir çalışan bile amirine karşı verdiği ödünleri görmezden gelirken, bize karşılıksız nimet veren, herşeye gücü yeten, böyle güzel bir dini bize rehber eden Rabb’imiz için vazgeçtiklerimizden sızlanacak değiliz ya?
İnsanı dünya üzerinde o kadar incinmesine rağmen ayakta tutan tek şey yine Allah’a olan inancıdır.Özgürlük diye peşinden gittiğimiz nefsi duyguların sonunda yaşadığımız o azaptan, o yangının ortasından, bizi çekip alan da Rabb’imin sonsuz merhametidir. Biz her aynaya baktığımızda Rabb’imin büyüklüğünün eserini görmek yerine hep eksikler arıyoruz.Sonsuz şükre durmak yerine ,keşke şöyle olsamlarla boğuluyoruz.Suretimizde takılıp kaldığımız kadar yüreğimizi görmüyoruz, siretimiz ise yüzüne bakılmayan mahzun bir çocuk bu sebeple… Hep daha güzel hep daha ön planda olmak peşindeyiz nedense… Oysa zaten hepimiz birer inciyiz, Rabb’imin bir tanesiyiz.Bu yüzden Rabb’imizin bizden istedikleri bizim iyiliğimizedir.Evet, hepimiz insanız hepimiz nefsimizle ağır imtihanlar vermekteyiz.Önemli olan nefsimizin kölesi olmadan Allah’a inancımızın kulluğumuzun daha ağır basıp, o imtihanları başarı ile verebilmemizdir.Esirliği özgürlük olarak sindirip normalleştiremeyiz.Müslüman’lar korkmadan hakkı savunmalı ve “HAK”ka layık olmak için yaşamalı ki, hakiki özgürlüğe kavuşabilsin. Mehmet Deveci’nin de dediği gibi;
” Dünyayı sırtından indirince daha hızlı koşarsın bak kuşlara… ”
Sonsuz gökyüzünü bahşedene sahipken , Kendinizi nefsinizin kafesinde esir etmeyin.Biri yem atacak da doyacağım diyerek insanlara kul olmayın.Başınız sadece rükuda eğilsin ki, ruhunuz özgürlüğe kavuşsun.Çünkü asıl özgürlük ALLAH’a itaatle başlar.”Amenna ve Saddakna” diyebilirsek kuşlar kadar özgür olabilir, kuşlar kadar hafifleriz.İnşAllah bu dünyadan göçerken de kanatlarımız tellere takılmadan hasretini çektiğimiz sevdaya kavuşuruz.-Amin-
Rabbimiz!Kabeyi yıkmaya giden Ebrehe’nin ordusunu bozguna uğratığın gibi, sen bizim nefsimize de gönder ebabil kuşlarını.Ve ebabiller gibi sadece senin rızan için hiç kanatlarımızı kapatmadan yorulmadan hızlı bir şekilde gerçek özgürlüğe uçabilelim…
Yorumlar