Nizamlar Üstü Nizam: İslam
- Seyfullah Yılmazsoy
- 1 Temmuz 2018 - 07:35
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
İslam’ı bilmeyip, bildiğini zannederek kelam sarf edenlerin, zannettiklerini İslam zannetmelerinin hüzün dolu tablosuna baktığımızda hissettiğimiz acı, İslam’ı yaşamayarak, yaşadığını İslam zannedenlerin hayat tablolarına bakarkenki hissettiğimiz acıya eşdeğerdir.
Zira her ikisi de bir yanılgı içerisinde savrulmakta ve bilinmezlik girdaplarında, ecel teri dökmektedir.
Bu iki güruhun farkında olanları da var olmayanları da. Yahut bilerek ve art niyet taşıyarak yapanı da var art niyetsiz olanı da. Ancak ortak paydaları, her iki grubun da zanlarından teşekkül etmiş olan düzensizliği İslam sanmalarıdır.
Zira birisi okumadan, bilmeden ve dahi bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olarak, kulaktan dolma bilgilerle İslam’ı eleştirmekte veya İslam’a azılı birer düşman olan batılıların yönlendirmeleri, medyanın düşmanlıkları ile bir İslam algısına sahip olmakta ve eleştiri oklarını insafsızca İslam’a yönlendirmekte.
Diğeri ise, beynini sıfır kilometre bir aksesuar olarak kullanmakta ve kullanırsa değeri düşermiş gibi bi titizlikle sorgulamaktan araştırmaktan ve öğrenmekten, tefekkür ve tedebbür etmekten imtina etmektedir.
İlk emri ” اقرا ” olan dinimizde her ikisinin de sunacağı “bilmiyordum” bahanesi geçersiz olarak kabul edilmekte ve “Size düşünecek kimsenin düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi? (fatır 37) ” ayeti muvacehesinde düşünecek ve akledecek kadar vakitlerinin olduğu kendilerine her fırsatta hatırlatılmaktadır.
Öncelikle belirtelim ki, İslam’ı bilmeden eleştirenle, bilmeden yaşayarak İslam’a laf getiren arasında neredeyse fark yok denebilir. Zira biri bilmeyip eleştirerek İslam’ın kadrine halel getirmeye çalışmakta (ki bunu asla yapamayacaklar), diğeri ise bilmeden yaşayarak yanlışlarını İslam’a mâl edip ona laf getirmekte ve insanları “Bu mudur İslam?” sorusuna sevk ederek İslam’dan fersah fersah uzaklaştırmaktadır.
Burada bir parantez açmakta yarar görmekteyiz. Kötü dindara bakıp dinden soğuyanlar, kötü zengine bakıp paradan soğumuyorsa eğer burada art niyet olduğu ve dinden uzaklaşılmaya çalışıldığı aşikarlık kazanır. Din birilerinin şahsi malı yahut şahsından müteşekkil değildir!
Din şahıslardan bağımsız olup onların tamamının üzerindedir. Bu yüzden birilerinin dini yaşayamaması veya kötü temsil etmesinin suçlusu din değildir, o şahıstır! Zira suçun şahsiliği vardır! Bu parantezi kapatarak meselemize dönersek de, İslam’ın müstesnalığının kulaktan dolma bilgilerle sarsılmayacağını veya yanlış zanlarla yaşanılan hayatın, İslam zannedilerek İslam’a halel getirilmeye çalışılmasının İslam’ın müberralığına zarar veremeyeceğini ve buna muktedir olabilecek hiç bir insan veya sistemin olmayacağını dile getiririz İnşaallah.
Her iki zümre de bilerek veya bilmeyerek bu yanılgıyı fark etmeli ve kendine ait olduğu sınıf muvacehesinde çeki düzen vermelidir.
Yani kişi, saydığımız ilk zümreden ise insafsızca eleştirdiği İslam sistemini düzgün kaynakları ile araştırmalı, asli lisanına vukufiyet kesbetmeli, meal ile Kur’an eleştirisi yapma cüretini göstermemeli ve insaf nazarını kuşanarak adım atmalı.
İkinci sınıftan ise, atalarının dininden vazgeçerek Allah’ın gönderdiği dine gelmeli, taklidi imanın makbul olmadığını bilerek tahkiki imana ulaşma mücadelesi vermeli, hayatını Kuran ve sünnet perspektifinde şekillendirmeli, tefekkür ve tedebbürden uzak düşmemeli, tevhidin hakikatini kavrama adına azami gayret sarf etmeli ve “La” dediği zaman neleri hayatından çıkardığına ve “İlla” dediği zaman hangi hükümlere kayıtsız şartsız râm olacağını ve hayatını bu çerçevede şekillendireceğini kabul ettiğini iyi bilmelidir!
İslam en üstün nizâmdır!
Birilerinin eleştirileri veya yanlış temsilleri ile değer kaybetmez!
Veya birileri ile (haşa) şeref kazanmaz.
Bilakis birileri İslâm ile şeref ve İzzet kazanır.
Biz İslam’a muhtacız İslam bize değil.
Rabbim bizleri insaflı ve tahkiki imana nail olan kimselerden eylesin.
Zafer yakındır istikbal İslam’ındır!
Yorumlar