Pembe Pardesü mü?
- Meltem Ortakcı
- 3 Mart 2018 - 07:34
- 6 dk okuma süresi
- -
- 0
Kadınların güzel giyinme, süslenme, güzel olduğunu birilerinden duyma istekleri Allah-u Teala’nın bahşettiği doğal fıtrattan kaynaklanmaktadır. Zaten bunda herhangi bir beis de yoktur. Hatta Allah-u Teala kıyafet ile ilgili ayetlerde “güzel giyinin” diye emreder. Mescidlere güzel ve temiz kıyafetlerle gitmek, Efendimiz aleyhisselam’ın da özellikle üzerinde durduğu ve özen gösterdiği hususlardandır. Zaten hiç kimse de kadına “sen kadınsın ve bu sebeple kötü giyinmek zorundasın” demiyor. Ancak günümüzde tesettür emri bu şekilde algılanıyor olacak ki; tesettürlü kadınlar bir şeylerin aslında öyle olmadığını kanıtlamaya çalışan tuhaf bir vehimle, Allah’ın emri olan tesettürü Allah’ın “yapmayın” dediği şekilde yapmaya meylediyor. Çünkü ayet-i kerimede geçen “bol giyinin” emrinin, “Aman kulum bak dar giyinmeyesin” demekle aynı olduğunu bildiği halde dar giyinmeyi tercih ediyor. Yine “Örtülerinizi yakalarınızın üzerine indirin” ayetinin de “Aman kulum o başındaki örtüyü kafanı bile hareket ettiremeyeceğin şekilde boynuna dolama sakın” demekle aynı olduğunu bal gibi bildiği halde, tam da o şekilde boynuna dolamayı tercih ediyor. Peki bizi bunları bildiğimiz halde yapmaktan alı koyan nedir? Aslına bakarsanız bunun sayılabilecek birden fazla sebebi var ama dilerseniz şimdi birkaçına değinelim.
Öncelikli sebep nefis ve beğenilme arzusu. Mesela Allah’ın Kur’an’da emrettiği haliyle örtündüğü taktirde evde kalacağına inanan ve güzel olmadığını düşünen ciddi bir güruh var maalesef. Sanki evleneceği kişinin kalbi de ona örtünmeyi emreden Allah’ın elinde değilmiş gibi… Bu noktada örtünmekte sıkıntı çeken hanımlar nişanlandıklarında ya da evlendiklerinde sırf eşleri ya da nişanlıları kıskanıyor diye hastalıklı bir sevinçle kıyafetlerine çeki düzen verebiliyor. Bu, haşa “Allah’ım sen istediğinde yapmıyorum ama her an benden alabileceğin bu adam için istediklerini yaparım.” demenin farklı bir boyutu oluyor aslına bakarsanız. Yani insan zaten emredildiği gibi örtünmüşse ve karşısındaki insan da psikolojik bir tedaviye ihtiyaç duyacak kadar kıskanç değilse, ortada en azından kıyafet için müdahale gerektiren bir husus olmayacaktır, olmamalıdır. Bu konuda yine sıklıkla şahit olduğumuz bir başka veryansın da “Böyle örtünmek bana hiç yakışmıyor, çirkin oluyorum.” şeklinde oluyor. Burada da dile gelenin maalesef nefsimiz olduğunu söylemek mecburiyetindeyim. Bu ve bundan sonraki tüm tespitler benim çok iyi örtünüyor olmamdan kaynaklı değil; iyi bir psikolojik analiz yapabiliyor olmamdan kaynaklı… Zira bu ve benzeri konularda, zaman zaman beni de dürten bir parmak canımı acıtabiliyor. Çünkü hepimiz insanız ve imtihan gereği nefis taşıyoruz zaten o nefis yok olduğunda da üzerine su dökülen, ruhuna fatiha hediye edilen bir merhume olmuş olacağız; hatun kişi niyetine… Herkesin nefsi ile mücadelesi başka başka konularda olabilir. Kiminin namaz ile, kiminin haram ile, kiminin de yalan ile başı dertte olabilir ama biz şu an tesettüre müdahale eden nefis için konuşuyoruz. Ve bunu yenmenin yegane yolu nefsin yapmayı istediği şeyin tam tersini yapıp, onu terbiye etmeye çalışmaktan geçmekte aslına bakarsanız. Mesela nefsimiz azgın bir ejderha gibi dile geldi ve “Hemen o pembe, kemerli dar pardösüyü al, sana çok yakışacak.” dedi. İşte tam bu noktada konuşanın nefsimiz olduğuna uyanıp satıcıya “Zaten pek de beğenmemiştim, pembe pardösü mü, evlerden ırak!” diyerek orayı terk etmek yapmamız gereken olacak. Ve bunu yüksek sesle yapmanızı öneririm çünkü insan beyni bunu kendi ağzından yüksek sesle duyduğunda daha hızlı ikna oluyor. Uzmanların sigarayı bırakmaya çalışanlara her gün yüksek sesle “Ben sigarayı bırakacağım.” demelerini salık vermesi de tam olarak bundan.
Bu noktadaki bir başka husus ise mahalle baskısı da diyebileceğimiz İsmet Özel’in de deyimiyle kahrolasıca bir put olan ‘elalem ne der’ dürtüsü! “Aman yavrum gençsin sonra kapanırsın”, “Ömrünün en güzel zamanlarında biraz daha renkli şeyler giysen ya kızım”, “Böyle karalara bürünürsen seni alan olmaz demedi deme”, “ Bu feracenin içine senden üç kişi daha sığar” , “Bol giyindiğin için şişman görünüyorsun”, “ Zor olmuyor mu böyle”, “ Ay canım böyle terlemiyor musunuz ? (suratta acıma ifadesi )”, “ Azıcık makyaj yap da yüzüne renk gelsin (zombi olarak geziyoruz çünkü) bu ve bunlar gibi harflerin, kelimelerin yetersiz kalacağı kadar çok söyleme maruz kalıyor olmak insanı ister istemez ‘galiba yanlış yapıyorum, belki de abartıyorumdur’ diye düşünmeye sevk ediyor.
Ama öyle değil! Bu kadar çok itirazın, eleştirinin tek bir açıklaması var: Allah’ın izniyle doğru yoldayız. Hayatımızın belki de ileriki yıllarında bir daha asla görmeyeceğimiz bu insanların bu tuhaf tepkilerinin sinirlerimizi yıpratmasına izin vermemeli ve tüm bunları bizi yaratan Allah için yaptığımızı kendimize sık sık hatırlatmalıyız. Böyle durumlarda sizi sakinleştirecek, sinirlerinizi yatıştıracak ve tüm bunlara neden sabırla katlandığınızı size hatırlatacak bir işaret edinebilirsiniz kendinize. Mesela ben gerçekten sakin kalamayacağımı ya da kalp kıracağımı anladığım an sakince şah damarımı yoklar, hasbünallah derim. Bu bana sadece Allah’ın her zaman benimle olduğunu hatırlatır çünkü. Siz de bunun gibi bir yöntem seçin ve bu sizin sırrınız olsun. Hem “Allah’ın ipine sıkıca sarılın” ayetindeki sıkıca sarılmanın bir yolu da bone ve iğne kullanmaktan geçiyordur belki de kim bilir! Ve ancak o ipe sıkı sıkı sarılırsak her yerde fellik fellik aradığımız o iç huzura kavuşacağızdır belki de.
Gayet açık olan örtünme ayetlerini hayatımıza tam anlamıyla geçiremememizin bir başka sebebi de moda kavramı. Evet oldukça sevimli gibi görünse de şimdilerdeki tesettürü bu hale getiren en önemli sebeplerden birisi bu moda. Peki ne yapıyor bu moda da gelip sizin, benim odamızdaki gardıroplarımıza müdahale edebiliyor? Önce herkes tarafından taktir görmüş önemli(!) şahsiyetleri istediği kılığa sokuyor sonra da geri kalan -asla prangaya gelemeyen aykırı ruhlu kişiler müstesna- herkesi aynı şeyleri giymeye mahkum ediyor, ve bunun için bizden dünyanın parasını alıyor. Bunlar için beyin yakan çeşitli pazarlama stratejileri de kullanılıyor elbet. Uluslararası büyük giyim firmalarının her ülkenin en sevilen oyuncusunu reklamlarında oynatmasından tutun da dünyanın her yerindeki mağazalarında kendilerine has aynı kokuyu kullanmalarına kadar hemen her şey modanın kıskaçlarının birer parçası. Örneğin bir kez o kendine has kokularla bezenmiş A mağazasından sizi çok mutlu eden bir kazak alıyorsunuz. Sonra başka bir zaman o mağazanın önünden tekrar geçtiğinizde burnunuza çalınan o koku beyninizi uyarıyor, size o mutluluk hissini hatırlatıyor ve kendinizi bir anda tekrar A mağazasının içinde buluyorsunuz. Beyin-koku ilişkisi. Ne dahice!
İşte bu moda algısı da ülkelerden ülkelere evrilirken bazı farklılıklar oluşturuyor. Sonra ver elini başörtüsünün önünden hususi olarak çıkarılan tutam tutam saçlar, bilekleri mutlaka gösteren pantolonlar, yahudi markası eşarplar, iki yüz elli metre öteden duyulan topuk sesleri… Bize şimdiye dek hep modanın bir stil, bir ruh olduğu yansıtıldı. Ancak kimse de çıkıp “Müslüman kadın stil sahibi olamaz diye bir şey yok kardeşim” demedi. Ben diyorum. Siz dünyanın en stil sahibi kişisi olabilirsiniz. Çünkü gerçek stil insanın ruhundadır. Ve insan o özel ruhu ancak hak eden insanlara göstermelidir. İçimizdeki o stil sahibi serseri ruhu her daim diri tutmalıyız. Bu ruh bizi manen var eder, zulme baş eğmemize engel olur, şahsiyet sahibi olmamızı sağlar. Ama bu ulvi ruh, çulla çaputla olacak şey değildir. Zihinlerimiz, ve kalplerimiz her türlü moda dayatmasını alt edecek güçtedir ve buna inanmak hepimizin boynuna borçtur. Yüreğimizde taşıdığımız iman da başımızda taşıdığımız ayet de Allah’ın emridir. Her an bedenimizde Allah’ın bir lafzını muhafaza ediyor olmanın hassasiyetiyle örtülerimizi başımızda taşımalıyız. Her sabah o örtüyü takarken hep aynı heyecanı hissedebilmek için dualar okumalıyız. Onu yıkarken, ütülürken, başımıza iğnelerken aslında manevi bir güçle yoğrulduğumuzu her daim aklımızda tutmalıyız. Mesela derse geç kalmış bile olsak onca iğreti bakışa rağmen kendimize köhne bir tuvalet aynası bulup Allah’ın ayetinin şanıyla şanlanmalıyız. “Sizin en hayırlınız, görüldüğü zaman Allah’ı hatırlatandır” hadisindeki Allah’ı hatırlatan olmaya her gün bir daha, bir daha yemin etmeliyiz. Hem kadın hem Müslüman olmanın şanlı sorumluluğunu her daim sol cebimizde bir madalyon gibi taşımalıyız. Bu emrin bir eksiklik ya da eziklik değil de aksine bir ayrıcalık, bir şeref olduğunu aldığımız her nefeste, attığımız her adımda tekrar tekrar hissetmeliyiz. Bu dünyadan insanların söylediklerine aldırmadan geçip gitmeliyiz. Çünkü unutmamalıyız ki elalemin ne dediğiyle ilgilenmeyip Allah’ın ne dediği ile ilgilenmeyi yolumuza katık ettiğimiz o gün daha mutlu olacak, daha mutlu öleceğiz.
Yorumlar