Şapka Etek Herkes Elizabeth
- Safiye
- 27 Eylül 2020 - 11:26
- 3 dk okuma süresi
- -
- 4
Hayır, yanlış biliyorsunuz. Bugün 12 Temmuz değil ve tarih hiç de 2020 değil bugün 18 Mart ve tarih 2008. Ben bir öğretmen değilim, küçük bir kız çocuğuyum. Sınıfa gelen kutlamaların sesine doğru koşan kız çocuğu. Evet, coşkulu bir kutlama var ve o yıllarca dillerden düşmeyen Çanakkale Türküsü. Ne kadar da gururluyum, arkadaşlarım gülmezse Seyit Onbaşı benim diyeceğim. Müdür Bey günün anlam ve önemini anlatıyor. Yok, hayır anlatamıyor. Ben anlatmalıyım ve var olan tüm sesimle şiirimi okumalıyım. Ne kadar da güzeldi ve son şiir ile kapanış. Heyecanı hâlâ üstümüzde, koşarak sıralarımıza oturduk ders sosyal bilgiler tahminimiz Çanakkale destanının devamı geliyor. Sınıf nöbetçisi tahtaya ders ve konu diye not düştü:
Çanakkale Geçilmez
Öğretmenimiz sınıfın kapısından içeri girdi. Hüzün kaplamıştı yüzünü, yorgundu. Hatta yaşlanmış gibiydi şöyle tek tek gözlerimizin içine baktı. Umut vaadediyor muyduk bilmiyorum. Hepimiz bu kadar gururluyken o büyük bir hayal kırıklığı yaşıyordu. Arka sıralarda hâlâ Çanakkale Türküsü söyleniyor, bazıları hâlâ şiirlerini mırıldanıyordu. Öğretmenimiz derin bir nefes aldı tempolu bir şekilde verdi. Sonra tok bir sesle “Çocuklar!” dedi. Kimse pek oralı olmadı gibi daha sonra öğretmenimizin cılız sesi bütün muhataplarına gitti. Herkes öğretmen ne dedi duydun mu sorusunu soruyor. Evet, bende doğru duymuştum ve inatla içimden şiirimi geçiriyordum.
"Dur Yolcu... "
Öğretmenimiz daha bedbaht bir sesle tekrar evet Çanakkale geçildi, çocuklar dedi. Sınıfça adeta dilimizi yutmuştuk. Dilimde hâlâ şiirim. Ama kulaklarım farklı şeyler duyuyor. Öğretmenim devam etti dışarıdan anlatılan savaşlar doğru, mermi sayıları doğru, şehit sayıları doğru ama... Çanakkale GEÇİLDİ.
İçimde hâlâ şiirim.
Öğretmenim devam etti çocuklar: Biz kimlerle savaştık ve ne için savaştık?
İçimde hâlâ şiirim.
Bir karış toprak için değil. Üstündekiler için savaştık, bayrak için şeref için namus için minaredeki ezan için biz onlardan olmamak için savaştık. Biz İslam için savaştık. Bakın şu pencereden dışarı bir farkımız kalmış mı? Geçseler kapıdan ayrımıma varır mısınız? Şimdi onlardan ne farkımız var aynı kültürle yetişiyoruz aynı jargonları kullanıyoruz. Aynı ahlâk yapısındayız. Hatta benzemeyen yobaz, örümcek kafalı, ağzını açan iltica damgası yiyor.
İçimde sadece "Dur" var. Dur dur !
Öğretmenim gözünde biriken yaşla biraz rahatlamış gibiydi. Yükünü paylaşmıştı bizimle. Payıma ne düştü bilmiyorum ama bugün otobüse, trambüse binemiyor, parklarda gezemiyorum. Yatak odası mahremiyeti sokaklara dökülmüş. Çevremiz "Halis" Keriman Ecelerle dolu. Elizabeth'e rahmet okumaktan korkar oldum. Rahatsızlığını dile getiren hemen bağnaz oluyor. Hemde özel hayata müdahale ettiği için saygısız oluyor. Sözde aydınlar televizyonlarda cirit atıyor. Hatta anayasal düzene başkaldırı olarak yorumluyor. İslamiyeti yaşamaya çalışana engel olurken din ve vicdan hürriyetini evde unutan aydınlar (!) başörtüsünü, peçesini takan kadını öcü yapıyor, aşağılıyor, saldırıp başından örtüsünü alıyor ve buna ifade özgürlüğü diyor. Evet şiddete hayır, evet hakarete hayır, evet bağnazlığa hayır bunların hepsi başı açık, şortlu kızlarımıza hayırsa peçeli kızlarımıza da hayır hayır hayır... Artık Müslüman ülkesinde salyangozun pazarlığı yapılıyor. İşin garibi bunu sadece İslam karşıtları yapmıyor. Kendini müslüman gören herkes bir "türban" sorunsalı yaşıyor. Acaba neden?Öğretmenim zihnime düşüyor ve pencereden dışarıya dalıyorum. Dışarıya baktığım pencere hâlâ o sınıf penceresi mi bilmiyorum. Hâlâ kutlamalar var mı bilmiyorum. Ama ben küçük kız çocuğu değilim artık. İçimde şiirim "durun". Öğretmenim nasıl bir yük vermişti. Yükte hafif pahada ağır. Şimdi sıkılmadan söylüyorum. Ben Seyit Onbaşı omuzumda ağır bir mermi lâkin top arabası çok uzakta. Ocean 'ı güle oynaya içeri aldık. Tarih maalesef bugün.
Etiketler
Yazar Hakkında
Safiye
.
Yorumlar