Fikir Düşünce

Savaştayız Ama Soğuk-1

  • 7 dk okuma süresi
  • -
  • 3
Savaştayız Ama Soğuk-1

Merhaba değerli okurlarımız. Geçen gün kendime az bir şey irmik helvası yapmıştım. Bugün de bir çay demleyeyim, biraz lokum alıp tatlı yiyeyim, tatlı yazayım diyordum ki, o kadar acının arasında ne yediğimden tad aldım ne de tatlı şeyler yazmak üzereyim. Biliyorsunuz ki İzmir'deki depremden dolayı bir travmayı tekrar yaşadık, üzüldük, sebebiyet verenlere kızdık, tedbiri eksik tutanlara köpürdük, enkaz altından sağ kurtulanlara sevindik. Kurtulan bizmişiz gibi sevindik hem de, çalışmaları izlerken gerek üzüntüden, gerekse sevinçten ağladık. Depremin ve verilen can kayıplarının üzüntüsü yetmezmiş gibi, sosyal medyadaki beyin kayıplarının da bizi oldukça üzdüğünü söylemeliyim.

Birçok konuda, bir hayli doluyuz hepimiz. Benim gibi sosyal medya ile arasına sosyal mesafe koyanlar bilirler ki, gündem haberleri bu şekilde daha net ve daha açık okunuyor. Daha berrak ve oldukça geniş bir bakış açısıyla analiz edip yorumlayabiliyoruz. Sosyal medyanın çok aktif olmasa da yine oldukça zaman harcayan bir kullanıcısı olduğum dönemlerde, doğrusunu isterseniz bu sosyal medyanın iyi bir "kullanılanı" olduğumu bilmiyordum, bilemiyordum. Uzaklaştıkça bildim, bildikçe uzaklaştım. Bir dönem ben de belki sizler gibi "Allah diyen aslan" haberini gördüğümde, "Vaay be! Yaratanın kudretine bak sübhanallah!" falan diyordum. Ama sonraları, "Aman canım ne var bunda? Mülk Allah'ın değil mi? Ne dilerse yapar. Neye şaşırayım?" demeye başladım. Hatta zamanla, "Dur bakalım, Aslan gerçekten Allah diyor muymuş? Yoksa işin içinde Ali Cengiz amcanın bir dahli mi var?" demeye başladım. Ben başladım başlamasına ama, Ali Cengiz amcanın işleri bitmek bilmedi. Her gün bir oyununa bin kattı da geldi karşıma ekranlarda.

Ee tabi işin iç yüzünü fark etmek de yetmiyor. Bir zaman sonra da artık Ali Cengiz amcanın oyunlarına gelenlere "Aman yapmayın etmeyin, bu işin aslı öyle değildir." demekten bîtab düştüm. Her nerede yalan, yanlış, asılsız, bağlamından koparılmış, odağı saptırılmış bilgi ve haber varsa ben gidip birkaç kaynaktan teyit ettirip getiriyordum ve milletin önüne seriyordum. Büyüklerimden duyduğum çok güzel bir söz vardı. Derlerdi ki:

"Her ne kadar kademe atlarsan atla, geçtiğin mertebenin uzmanı olsan da yetiştiğinin acemisisin."

Ben de bu misal, aydınlandıkça, uyandıkça daha çok zorluklarla karşılaşıyordum. Bir ketenpereden kurtuluyordum ama rahat bir nefes alacağım yerde; daha berbat, daha çetrefil bir durumun içerisine giriveriyordum. Ne kadar zorlansam da fark ettim ki, elimde şaşmayan bir terazi varsa bunları zor da olsa, meşakkatli de olsa bu teraziden geçirdiğim taktirde kolaylığa erişirim Allah'ın izniyle. Nitekim öyle de olmakta. Bu terazi elbette karakterinizi belirlediği iddia edilen, o gün aşktan veya paradan ne kadar nasibinizin olduğunu saptayan aptal yıldız burçlarından değildi. Hucurat suresinin 6. ayeti bana hep referans oldu. Bin yıl önce de olmuştu, on yıl önce de oldu, bu günümde de oluyor ve yüz yıl sonra da insanlara referans olmaya devam edecek. Hani Kur'an sadece indirildiği tarihi kapsar diyen, aklın ve insafın kapsama alanı dışında kalmış cahil ve zalimler var ya. Onlara kapak olsun bu.

Ayette bir yerden bir haber, bir bilgi elimize ulaştığı taktirde onu "en ince ayrıntısına kadar" araştırmamızı, doğruluk ve sıhhatini teyit ettikten sonra onu kullanmamızı emrediyor. Ama biz buna nedense hiç itibar etmiyoruz. Allah'ın ism-i celilini bir aslandan duyunca hatırlayan bizler, iş kuru lafa gelince aslan kesilmekten de geri kalmıyoruz. Bu yazıda tek bir ricam var. O da lütfen dilinizdeki ve kafanızdaki tüm kuru lakırdıları bir kenara bırakın ve berrak bir zihinle okuyun. Değişik birkaç konu seçtim ve o konularda yine esip gürleyebileceğimi belirtmek istiyorum. "Neden sert olacak?" diye soran, soracak olan kardeşlerim de birazcık etrafa baktıklarında görecekler ki, ben bunlara çatmayayım da şiir mi yazayım?

Sosyal medyayı doğru kullanabilen birileri gerçekten var mıdır bilemiyorum. Fakat eğer varsa bunlar içerisinde ticari oluşumlar, firmalar veya yardım organizasyonu yapanları sayabilirim. Tabi bu arada sosyal medyayı iyi kullanmaktan ne anladığımıla da alakalı bir durum bu. Çok kişi beğeniyormuş, çok kişi takip ediyormuş; çok kişi onun o ortamda yazdıklarını, çizdiklerini, söylediklerini, gösterdiklerini diğerleriyle paylaşıyorlarmış... Bunlar bana göre ölçü değil. Sosyal medya veya sanal hayat ile gerçek hayatı orantılı olanlar takdire şayan. Her ne yapıyorlarsa. Fakat sanal ortamlarda eleştirmen, alim, bilim adamı, komplo teorisyeni olan insanların gerçek yaşamlarında karakter olarak ezik bir hayat yaşamaları bir başarı mıdır? Şunu kastetmiyorum:

Bir insan geçimini hamallıkla temin ediyordur ve sosyal medyada gerçekten aforizmacılık oynayanlara ders niteliğinde güzel şeyler yazıp, söyleyip güzel denilecek veya takdir edilesi şeyler yapıyor fakat gerçek yaşamında maddi olarak ve sosyal statü olarak bir yere varabilmiş değil. Varsın maddi olarak bir nasibi olmamış olsun, mal sahibi olmamış olsun fakat orada söylediklerinin aksi bir tutum sergilemiyorsa o kişi dengeli bir kişilik örneğidir. Maalesef toplumun büyük çoğunluğu bu tasvirden uzak.

Boş işler denilecek sosyal medya aktivitelerine hiç girmeyerek, "hoşuma giden şey doğrudur" anlayışıyla hareket edilmesi zaten büyük bir dert. Allah diyen aslan örneği biraz absürd, biraz mizahi uç bir örnek olabilir ama bu kafa yapısı bunlarla şekillendi. Bilgisayar programlarıyla yapılmış ve doğal olduğu iddia edilen fotoğraflar, yine Asyalı birisinin elindeki kağıdı efekt programlarıyla düzenleyip "Çinli bilim adamı İslam hakkında övgü dolu sözler söyledi, Japon sosyolog Osmanlı için bunu dedi, Koreli bilim insanları Fatiha suresinin olumlu etkilerini ispat etti..." gibi yığınla ben yalanım diye bas bas bağıran içerikler var.

Ben bu kafa yapısı ile alakalı daha önce bir şeyler demiş olduğum için bu konuda eleştiri yapmama tarafındayım. Fakat şu var ki; insanların hoşuna gideni doğru kabul etmelerinin yanı sıra, kendilerinin gerçek hayatta hoşlanmadıkları ve bunlarla yüzleşmekten korktukları taraflarının da sanal ortamda gerçek dışı davranışlarla sanal vücut bulmuş hallerini doğru kabul edip, gerçek kişiliklerinden kopmaları da gözden kaçmamalıdır. Bu da kişiye sanal ortamda aşırı denilebilecek bir özgüven ve cesaret verdiğinden, ağzı olan herkesin doğru veya yanlış, faydalı veya zararlı olacağına dikkat etmeksizin sürekli kendinde olduğunu zannettiği söz hakkını kullanması gibi bir sorunu beraberinde getiriyor.

Yahu söylemek zorunda değilsin. Yeterince beyinsiz olduğundan emin olduğumuz kişi var zaten. Gizli kalanları da bilmek istediğimizi mi zannediyorsun? Lütfen daha fazla açığa çıkmayın ki, zaten gördüklerimiz bize yetiyor. Ülkede veya dünyada her ne olursa olsun, bir kaç cümle söylemezse etinden et kopacağını zannedenler var. Buradan onlara seslenmek istiyorum:

"Korkmayın, üzülmeyin. Eğer susarsanız, kazanacak olanlar sizlersiniz!"

Ama illa da yok ben birkaç şey demezsem ölürüm diyorlarsa, ağızlarını bağlayacak değiliz. Sadece denk geldiğimizde ağızlarının kenarına kürek ile vurmak suretiyle tatbik edilecek bir tedaviye müstehak olacaklarını bildirmek isteriz. Bu ne yahu? Bir konu hakkında bir şey söylemek için o konuda ne düşündüğün yetmez! Bilgin olması lazım kardeşim. Herkesin bir fikri var ve mümkünse içerisinde dursun. Kimisinin beyni olmamasına rağmen bile fikri var, tabi orası ayrı.

Bunlardan bir kısmı söylediklerinin yani fikirlerinin kesin doğru olduğunu zanneden farecikler. Bunlar elbette tehlikeliler. Dediklerinin nereye, ne anlama geleceğini, ne gibi sorunlara yol açacağını bilmeyen cahil zavallılar. Bir kısmı ise "beni konuşsunlar da anama avradıma sövseler de olur" kafasında olan sükse delileri. İşte bunlar en tehlikeli kısım. Bunların dini, imanı, çizgisi, vizyonu, değeri, ahlakı, duru, durağı yoktur. Bunlar savaş çıkacakmış, olay çıkacakmış, millet birbirini kesecekmiş; önemsemezler. Sadece ortaya çok konuşulacak, insanları galeyana getirecek bir fos iddia atarlar ve çekilirler. İnsanların bir kısmı da onun kafasındaysa, ona tepki verenler ile onu savunmaya çalışanlar arasındaki çatışma nerelere kadar gidebilir bir düşünün.

Deprem sonrasında kurtarma faaliyetlerine dair yorumların bazıları zaten bizi utandırdı, yerin dibine soktu. "Feministlik" savunucularından bir et parçasının, bir dişinin, sosya medyada yazdığı şeyi hangi organıyla yazdığını merak etmekle beraber; yazdığı şeyi gerçekten inanarak, o fikri savunarak mı yazdığını da merak ediyorum. Kurtarma görevlisinin küçük kızı enkazdan çıkarırken öpmesini neredeyse namus meselesi haline getirmeye çalışan namussuzun yazdıklarını daha önce hissetmediğimiz duygularla okuduk. Bunun adı en basit tabirle kahpeliktir! Sana yardım eden, senin için uyumayan, bedenini yoran, duygularını ve sinirlerini yoran birisinin işini ne kadar gönülden yaptığını gösteren bir davranışını bu derece adice bir şekilde linç girişiminde bulunmak hem kahpeliktir, hem de en adi kahpeliktir.

Enkaz altındaki yavruyu kendi bebeği gibi, kendi kızı, kendi evladı gibi gören ve kendinden bir parçaymış gibi özenle ve şefkatle muamelede bunulan böyle bir insana bu derece adice hakaret nerede ve kim tarafından yapılmıştır daha önce?

Gerçekten bu kafaya, bu boş kafaya ve bu aşağılık kahpelere söyleyecek iyi seviyede sözüm yok. Bu kişileri ve eylemlerini ancak küfürlerle ve argo kelimelerle tasvir edebilirim. Ne mutlu ki, bunlar gibi adiler yüzünden bu şekilde ağzımı kirletmek zorunda değilim.

Yine bir başka et parçası, deprem çalışmalarında sadece erkeklerin bulunduğuna ve kadınların alet kullanabiliyor olmalarına rağmen faaliyetlerde aktif görev verilmediklerinden dem vurmuş. Ben buna ne diyeyim? Son derece önemli sorunlarımız, dertlerimiz varken, cinsiyeti erkek olmadığı için (daha argo bir şekilde söylemem gerekiyordu ama...) kendisini ilahe zanneden bu... (neyse...) bu zavallıların olayını anlamaktan ziyadesiyle uzağım. Konu burada açılıyor ama benim buradaki sürem bitiyor maalesef. Haftaya devam yazısında görüşmek üzere.

Etiketler
ABD soğuk savaş 3. dünya savaşı savaş makale güç dengeleri yeni dünya düzeni Corona covid-19 Çin Rusya Vietnam kültür zihin kontrolü emperyalizm Siyonizm İzmir izmirdepremi

Yazar Hakkında

Kemal Ağca

Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın

Yorumlar

  • 3 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap