Öykü

Sevabıma Engel Olma

  • 3 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Sevabıma Engel Olma

Küçüktü, dünya hayatının sınırlarını bilemeyecek kadar küçük, duyguları kirlenmemiş, kalbi fıtrat üzere, dünyevi kirlere bulaşmamış temizlikteydi. Anadolu’nun küçük bir köyünde ailesi ile birlikte yaşıyordu. Babasının genç yaşta bir kaza sonucu ani vefatı ile kanatları kırılmış, yarını, belirsiz günleri endişe ile bekliyorlardı. Genç yaşta babalarından yoksun olmanın hüznü, bütün kasveti ile üzerilerine çökmüştü, hayatın zorluklarına nasıl göğüs gerebileceklerinin yollarını arıyor ve dayanma gücünü Allah’tan istiyorlardı.

Yokluk Anadolu’nun her ocağında kendini hissettirdiği gibi onların ocağına da tütsüsünü vermişti. Bencillik hastalığına düçar olanlar etraflarına ışık veremeyecek kadar karanlıkta idiler. Yokluk içinde olanlar ise ellerinde duaları ile günü nasıl muhtaç olmadan geçirebileceklerinin derdindeydiler. Alınlarındaki terlerinden başka bir şeyleri yok idi. Alın terleri ile elde ettikleri kendilerine yetecek kadar olan bu yokluk hayatının yiğitleri, bir tas çorbayı paylaşabilmenin hazzını asla kaybetmek istemiyorlardı.

Çocukluk bu ya, başkalarının sahip olduklarında kendilerinin hakkı vardır gibi saf bir düşünceye sahipti. Hani başkalarının hakkı derken öyle büyük mülkiyetler değil, bahçede olan bir elma, bir avuç meyve, tarlada yetişmiş üründen küçük bir miktar…

Komşu diye bildiği birinin bahçesine birkaç elma almak için girdiğinde bahçe sahibinin delikanlı oğluna yakalandı. Korkudan olduğu yerde donup kalmıştı. Kaçacak cesaret bile gösterememiş, elindeki birkaç küçük elmaya bakarak birkaç yıllık hayatının en büyük pişmanlığını yaşamış ve o an orada olmamış olmanın ne denli güzel bir şey olacağına dair keşkeler eşliğinde birkaç defa iç çekmişti.

Bahçe sahibinin devasa oğlu ceza olarak şeytandan aldığı bir ders ile aşağılamaya dair bir yöntem düşündü. Büyük zalimler ezilmişler arasından çıkar derler ya, anında insanın aklı kalbini ele geçirebiliyordu demek ki…

– Bak ben uyuyacağım, sen de ceza olarak yüzüme sinekler konmasın diye elinle sinekleri kovacaksın dedi bahçe sahibinin oğlu ve elma ağacının gölgesinde sararmış yaprakların üzerinde uykuya daldı.

Evet, belki tokat yememişti ama köle gibi kullanılıyor olmanın acısı içini kemiriyordu. Kaçsa yerde ağaç yapraklarının hışırtısı uyuyan zalimin uyanmasına sebep olabilir ve o uyandığında kendisini dövebilirdi. Ne yapmalı dedi ve  biraz düşündükten sonra aklına bir fikir geldi. Eliyle yavaşça yapraklar arasında güvenli ve hışırtısız bir yol yapmaya karar verdi. Kâh bir eliyle sinekleri kovuyor kâh diğer eliyle yapraklar arasından küçücük ayaklarına tek şeritli küçük bir yol yapmaya çalışıyordu. Kolunun yetiştiği yere kadar yol yaptıktan sonra kaçmaya karar verdi. Son sinekleri de uyuyan zalimin yüzünden kovarak ayağa kalktı ve bir kedi çabukluğuyla fırladı yerinden. Bir daha o bahçeye elini değil gözünü dahi iliştirmedi. Şimdi o bahçe Kuran’da geçen bahçe sahiplerinin bahçesi gibi kurumuş kararmış bir vaziyette. Hatta Köyde elmalara el uzatacak çocuk dahi kalmamış.

Aradan yıllar geçti, ilk günahı işlediği yaşın birkaç katıydı yaşı. Başka bir ilçenin köyüne doğru arkadaşlarıyla gidiyorlardı. Gitmeye çalıştıkları köyden önce bir köyün içinden geçiyorlardı. Güzel bir dere; aşağı giden kocaman berrak bir su gördüler. Derenin kenarından; pantolonun paçaları dizlerine kadar katlanmış, ayağında kara lastikler ve omzunda küreği ile yetmiş seksenli yaşlarda, deredeki su kadar berrak yüzü ve kalbî duyguları kadar bembeyaz sakalıyla yaşlı bir amca yola doğru geliyordu. Cam kenarında oturuyordu, nedendir bilinmez ama gözleri yaşlı amcaya takıldı. Yaşlı amca elinde tuttuğu birkaç meyveyi araca doğru uzattı. Geçmişin ıstırabının baskısını yüreğinde hissetti, bir an durakladıktan sonra şoför arkadaşına:

– Dur, amca bize meyve verecek herhalde dedi. Aracı durdurduktan sonra amcanın yanına gitti. Selam verdi amca selamı aldıktan sonra nereden gelip nereye gittiklerini sordu. Nereden gelip nereye gittiklerinin izahını yaptıktan sonra;

– Amca herhalde bize meyve verecektin, onun için durduk dedi.

Amca:

– Evet, oğul size meyve verecektim dedi. Gitseydiniz sevabıma engel olurdunuz, -kafasını iki yana sallayarak- sevabıma engel olma hakkına sahip değilsiniz dedi.

Anadolu irfanı dedikleri bu olmalı dedi kendi kendine.

Yaşlı amcanın elinden meyveleri ve dilinden duaları alarak arkadaşlarının yanına döndü. Yüreğinde yeni sevinçler ve yeni tecrübelerle, kalbinin bando takımı eşliğinde uzak zamanlara doğru daldı. Elindeki elmanın tadı ile geçmişteki elmanın tadının aynı olmadığını hissetti.

Geçmişten yüreğinde taşıdığı o uzun ve hengâmeli ıstırabı yeniden gözden geçirdi. Oscar Wilde’nin ‘’Bencil dev’’ kitabı geldi gözünün önüne. İnsanlık bahçesinin birçok yerine neden bahar gelmediğinin sebebini daha iyi anlıyordu. Şimdi daha iyi anlıyordu ki: “İnsanın kalbine bahar gelmedikten sonra yaşadığı çevreye asla bahar gelmiyor.”

Etiketler
Anadolu Bahçe Elma İlk Günah Sevap

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap