Edebiyat Toplum Aile

Son Çırpınış

  • 3 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Son Çırpınış

Sevgili tanıdık her kimse,

Üzgünüm. Tıpkı beş yaşında ailemden uzakta iken olduğu gibi. Kırgınım. Aynı o yıl insanların sırf sevmek için, “Ailen seni bırakmış işte, geri gelmeyecekler.” diye bana sataşıp her defasında benden, ” Hayır, işleri var! Bana bakamazlardı, anneannem bakıyor o yüzden. Hem benim için çalışıyorlar.” cevabını alarak başımı okşayıp arkalarında kalbi paramparça küçük bir kız çocuğu bıraktıklarını bilmeden gittikleri günkü gibi.

Hiçbir zaman büyümek istemedim. Kalbimi her defasında kıran insanlar gibi olmak istemedim. Geride aklı soru işaretleriyle dolu, yüreği buruk bir çocuk bırakmak istemedim!

Ben yarım metrelik bir yükseklikten o küçücük bedenimi yerle buluşturup da çenemi yardığımda, o sinirle etraftaki arkadaşlarıma bağırıp gitmelerini istedikten sonra, onların arkalarına bile bakmadan gidişini izlerken, “Ne yani gidiyorlar mı? Ama sinirliydim.” derken içten içe, işte o gün öğrendim ” Git! ” desem de bana “Gidemem, bana ihtiyacın var!” diyen birinin olması gerektiğini. Evet sonrasında hatalar yaptım fakat bana büyümekten bahsetmeyin lütfen!

Hayatta her defasında, “Bu da geçer, neler geçmedi ki.” dedikçe daha derin düştüm. Düştükçe daha da büyüdüm. Beklemenin yetmeyeceğini çok sonra anladım. Bazen hareket gerekti.

Bir şey daha anladım zamanla tabi. Yıllar yılı daha da kırıldım mesela. Büyüdükçe, “Neden?” sorusuna cevap veremedikçe daha çok örselendim. Küsseydim susmazdım ama ben kırıldım, kırıldıkça sustum.

Çok zaman kaybettim, yeri geldi insanları üzdüm, kırdım. Ama geçen zaman içinde bir şeyi de çok iyi öğretti hayat. Konuşmadıkça azalmazmış hiçbir yara. Zira geçen tek şey zaman olurmuş. Ve bir başka öğreti ise “Hayat kısa!” idi. Hayat birini üzmeye değmeyecek kadar , hayat durup dinlenilmeyecek kadar, hayat belki de “Ne de olsa yarın var, günler çuvala girmedi ya!” diyerek ertelenmeyecek kadar kısa.

Hem “Ana gibi yâr olmaz, Bağdat gibi diyar.” , “Cennet annelerin ayakları altındadır.” veya “Baban giderse başı dumanlı dağın gider / Atan gider, sırtın gider. / İki kapılı bu handa / Menzile erişen yolun gider. ” diyenlerin bir bildiği olmalı öyle değil mi ?!

Neyse işte, başta da ifade ettiğim gibi üzgünüm. Fakat bu üzgünlüğümün bir şey ifade etmeyeceğini de biliyorum. “Belki de eder.” umuduyla yazıyorum sadece.

Özür dilerim. Yalnızca özür…

Zaman geri gelmiyor, durup dinlemiyor, arkasına bakmıyor, sen yarı yolda nefesin tıkanmış bir şekilde düşerken yere, umrunda olmuyor.

Yaşayamadığım çok şey var, hatırlamadığım şeyler olduğu gibi. Bir o kadar da acı bir durum var ki o da ilk hatırladıklarım arasında ebeveynlerimin bulunmaması.

Mesela bir park çıkışı babamın elinden tutarak zıplaya zıplaya evin yolunu tuttuğumuzu ya da biraz öne alalım zamanı; parktan gitmemek için anneme yalvardığımı, onun da bana bir şeyler vaad ettiğini hatırlamıyorum.

Annem mutfakta yemek yaparken onu izlediğim bir manzara yer almıyor zihnimde maalesef. Yahut babamın omzunda oradan oraya taşındığımı da hatırlamıyorum.

Ama ilk bisiklet sürme deneyimimde yanımda olmadıklarını, benden bilmem kaç kilometre uzakta olduklarını, babamın bisikletin arka kısmından tutmadığını, annemin “Haydi kızım, yaparsın sen!” diye seslenmediğini biliyorum.

Aynı şekilde ilk kazamda da yanımda değildiler. Düştüğümde ağlayarak gidip dakikalarca naz yapacağım bir annem olmadı. Sokakta benim ağladığımı gören de olmadı, evde ağladım. Sanki böyle güçlü kalacaktım (!)

Aslında aileme de üzülüyorum. Onlar da beni göremedi fakat benim kadar dert ettiler mi bilmem.

Eskişehir’ e kar yağdığında kırk gün gitmeyişini hatırlıyorum. Dört yaşında o heyecanla dedemle beraber kardan adam yapıp kırk gün boyunca her gün biraz heyecan, biraz korku ile hiçbir şey yapmadan balkona koştuğumu göremediler örneğin, kardan adamın erimediğini gördüğüm zaman gözlerimde beliren ışıltıyı ve yüzüme yerleşen gülümsemeyi de göremediler.

İstanbul’ dan edilen telefonlar ve bu telefonlarda bahsi geçen ” …….. zaman sonra geliyoruz.” sözleri vs….

Yaşanmamış ve daha sayamadığım bunca şeye inat, yaşananlara tutunup devam etmem gerektiğini öğrendim, ben bu değildim, bunun için büyütülmedim.

“O tren kaçmadan yetişmeli!” diye haykırdı iç sesim.

İşte tam da bu yüzden,

ÖZÜR DİLERİM….

Kırık kalpli küçük kızdan onu affedecek yüreği büyük insanlara..

(Bir genç kızın günlüğünden alıntıdır.)

Etiketler
aile büyümek çocuk

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap