Fikir Düşünce

Sözde Aile Kurumu ve Kadın Figürü

  • 5 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Sözde Aile Kurumu ve Kadın Figürü

Basit bir soruyla başlayalım konuya. “Aile nedir?” Evet soru tam olarak bu. Fakat cevap verirken ufak bir ayrıntıya dikkat etmenizi istiyorum. Kalıplaşmış bir aile tanımı yapmanızı değil, gerçekten şu an aileye karşılık gelebilecek özgün bir tanım yapmanızı istiyorum. Mesela benim tanımıma göre, “Günümüzde aile: Çalışan ebeveynlerini sadece günün kısıtlı bir zamanında görebilen, bakımı anneanne-babaanne veya bakıcılara emanet edilen çocuklardan oluşan toplumun en çok hasar görmüş yapısıdır.” Peki böyle bir tanım yapmama aile kurumundaki ne tür değişimler sebep oldu, bunlara da kısaca değineyim. Öncelikle aile kurumunun toplum ve insanlık için hayati önem arz ettiğini belirtmem gerekiyor; çünkü aile toplumun yapıtaşıdır. Aynı zamanda devlet yönetiminin de minyatürüdür. Hatta İslam toplumları devleti aile medeniyeti üzerinden tanımlayıp devleti “Müslüman toplumun ailesi” olarak kabul etmişlerdir. Aile kurumu en temel haliyle son derece önemli bir kurumdur. Dolayısıyla aile kurumunda meydana gelen değişimler sadece aile bireylerini değil, toplumu da etkilemektedir. Ailede birincil üye olan anne ve babanın asıl rollerini kısaca hatırlayıp ardından da değişen rollerine değinerek devam edelim. Hani Anadolu insanımız her fırsatta dile getirir ya “baba evin direğidir” diye. Evet baba evin direğidir. Kur’an-ı Kerim’e göre erkek ailenin yöneticisidir ve ailesinin geçiminden sorumludur. Bir baba olarak da çocuklarını hayata hazırlamakla yükümlüdür. Anne için ise, Hz. Peygamber (sav) kadının kocasına Allah’ın emaneti olduğuna vurgu yapmıştır. Aynı zamanda “Cennet annelerin ayakları altındadır.” (İmam Kuzâî, Müsned eş-Şihâb, c.1, s. 189) buyurmuştur. Yani anne evin tertip ve düzeninden sorumlu olup kutsal ve birinci vazifesi olan annelik ile mesuldür. Bunlar olması gereken anne ve baba rolleridir. Bir de batı dayatması modernite ile gelen ve ailenin özüne darbe vuran değişimler mevcut. Bunlar bir iki paragrafla özetlenecek konular olmadığı için hepsini anlatamayacağım maalesef. Bu değişimlerden aileyi belki de en çok etkileyen faktörü ele almak istiyorum.

Kadının İş Hayatına Girmesi, Çalışan İdealist Anne Modeli:

Moderniteye göre kadın; ezilen, hor görülen, hakları elinden alınmış, erkek tarafından köle gibi kullanılan kişidir. Buna bir çözüm bulmak gerekmektedir ve getirilen çözüm de “eşitlik(!)” prensibidir. Yani kadın da erkek gibi ev dışına çıkıp çalışan, kendi ayakları üzerinde duran, iş hayatında yüksek makam/mevki sahibi olabilen, erkeğin yaptığı her işi yapan ve bulunduğu her ortamda bulunan biri olmalıdır. Kadının iş hayatına atılması işte böyle bir serüvenle başlamıştır. Bu başlangıç aile yapısının bitişinin ilk işaretleriydi aslında. Nasıl mı? Açıklayayım; önce kadına “Özgür olmalısın ev hapsinden kurtulman gerek” denilip ev dışında uzun vadeli işlerde çalışması sağlandı. Erkek  ve kadın birlikte işe gidip gelmeye başladı. Ee çocuklar? Onlar da ya anneanne-babaanne himayesine bırakıldı ya da bakıcı tutulup ona emanet edildi. Çocuklar anne ve babalarını  ise günün belli saatlerinde yorgun ve bitkin olarak görmeye başladılar. Sevgi saygı temeline dayanan aile yapısı yerini çıkar ilişkisi ve yüksek mevki idealine bıraktı. Annenin şefkat ve merhametinden yoksun büyüyen çocuk, annenin kazandığı parayla sevgi şefkat yuvası olarak görülen kreşlere gönderilmeye başlandı dolayısıyla çocuğun mesaisi de anne babayla beraber çok küçük yaşlarda başlamış oldu. Çalışan anne doğal olarak ev işlerine de zaman bulamaz hale geldi. Ama karamsarlığa kapılmaya gerek yok değil mi? Çünkü çözümü yine modernite de buldu. Kazandığı parayla evinin işlerini yaptırmak üzere temizlikçi kadın tutup kendisi dışarda çalışırken başka bir kadın da evinde çalışmış oldu.

Kısır döngü bunlarla da bitmedi. Kadının idealleri arttıkça kriterleri de arttı. Evlilik ve aile yapısı içi boşalmaya başlayan basit bir kurum halini aldı. İslam kadının ayaklarının altına cenneti sermişken o, modernitenin önüne serdiği dikenli pembe hayallere kapıldı. Ayakları üzerinde durmak kadın için bir mecburiyet arz etmeye başladı. Erkek evin geçiminden (buna karısı da dahil) sorumluyken eşitlik prensibi ile birlikte her ikisi ortak(!) bir sistemin içinde buldu kendini. Halbuki esas olması gereken eşitlik değil eşdeğerlilik olmalıydı. Yani kadın ve erkek birbirinin ortağı/rakibi değil tamamlayıcısı olmalıydı. Oysa denklem çok basitti. Örneğin birbirinin aynısı olan iki ayakkabı düşünün işlev görebilirler mi? Her şey zıddıyla kaim olduğuna göre birbirinin aynısı olan iki ayakkabı birbirinin zıttı (çifti), tamamlayıcısı olmadıkları sürece bir işlevleri olmayacaktır. Tıpkı ayakkabı misali eşlerin aynı (eşit) olması değil birbirinin tamamlayıcısı olması gerekiyordu.(*) Bu fıtratın bir gereğiydi ama malesef modernitenin eşitlik prensibi kadın ve erkeğe daha cazip geldi.

Çocuk bakımı ve terbiyesi annenin birinci vazifesi iken çalışan anne çocuğuna ayıracak vakti bulamaz oldu. Sadece vakit sorunu ile de kalmadı. Sağlık sorunları birbiri ardına gelmeye başladı. Kadınların yoğun tempo ile devam ettikleri iş hayatı kalp hastalıkları ve ruhsal  sorunlar başta olmak üzere birçok sağlık sorununu da beraberinde getirdi.  Dolayısıyla kazanılan para bir de sağlık bütçesine ayrılmaya başlandı. Aile kurumu en büyük darbeyi modernitenin inşa ettiği kadın figüründen aldı. Diploma  ve yüksek mevki hırsı, sevgi ve saygıdan daha ağır bastı. “Ekonomik bağımsızlık” kriteri dayatılan kadın her an boşanmaya gidebilecek duruma geldi. Birlikte bir gelecek kurmak olan aile, “Anlaşamazsak ayrılırız!” temeli üzerine kurulmaya başlandı. Aslında kadın farkında olmasa da bu sistemden en olumsuz etkilenen kendisi oldu.

…

Bir konuya daha kısaca yer vermek istiyorum. Burdan İslamiyetin kadının kendini geliştirmesine karşı olduğu fikrine kapılma olmasın. İslamiyet asla kadının cahil kalmasını uygun görmemiştir. Aksine bir anne olarak kadının en güzel şekilde kendisini geliştirmesi gerekmektedir. Fakat bu demek değildir ki diploma alsın, senelerce namahrem ortamlarda eğitim görsün, yüksek mevki sahibi olsun… Kadın mahrem alanlar olduktan sonra istediği her ilmi öğrenebilir öğrenmelidir de zaten. Kendini her alanda yetiştirmelidir. Çalışması gerekiyorsa ailesini, çocuklarını ihmal etmeyecek şekilde, eşinin izni dahilinde, helal ortamda çalışmalıdır.

…

Söyleyecek daha çok söz var aslında fakat ben burada bir nokta koymak istiyorum. Belki başka bir yazı konusu içinde tekrar devam edebiliriz.

(*)Genetiğiyle Oynanmış Kavramlar ve Aile Medeniyetinin Sonu, Prof. Dr. Saffet Köse, Mehir Vakfı Yayınları(4. Baskı)

Etiketler
aile Eşitlik Kadın Kadın figürü modernite eşdeğerlilik çalışan anne

Yazar Hakkında

Ümmü Gülsüm Şavran

Bir yanım hüzün bir yanım umut...

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap