Öykü

Yalnız Masa'nın Hikayesi

  • 2 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Yalnız Masa'nın Hikayesi

Sözleşmişlerdi adamla kadın, bozkırın ortasında ki yalnız ağacın altında buluşmak üzere. Vakit geldiğinde kadın oradaydı. Elinde, kurumuş yapraklarını ince ince ufaladığı buğday dalları. İlk gün adam geç kalmıştı. Kavuştular, bakıştılar, sarıldılar ve ayrılık hasretine ağladılar. Gurbete gidecekti adam. Yıllar sonrasına yine sözleştiler, aynı ağacın altında kavuşmaya. Yıllar geçmek bilmedi. Ufalanacak dallar da bitti.vakit geldi. Elinde kahverengi kemerli valizle beklemeye durdu adam yalnız ağacın altında. Bu sefer kadın geç kalmıştı. Yine de geldi kadın. Ağlamaklıydı. Yaz mevsiminde göz yağmuru düştü bozkıra. Kollarını açtı adam. Kavuştular, bakıştılar ama sarılmadılar. Çaresizlik esaretine ağladı kadın. Ardından koşarak geldi minik bir yavru. Adam sessizdi. Sırtını ağaca dayadı. Ağlamaklı oldu. Bir yaprak düştü avucuna süzülerek.

Gölgesi sıcaktı ağacın. Keşke teni yansaydı. Kavruldu adam. Gölgesi de karanlıktı yalnız ağacın. Sadece gölgesi mi karanlık? Karardı dünyası adamın. Bir ihtimal dedi, komşu çocuğudur, yeğendir dedi. Her ihtimali denedi zihninde. Düşünmek istemedi en kötüsünü. Ayakta kalması gerekti. Dünyanın en suçsuz en masum ve adama ait olmayan en güzel sesle seslenerek yapıştı çocuk kadının eteğine. Nasıl seslenişti ama. Koca dünyaya kafa tutmuş adama diz çöktüren, biriktirdiği yılları alev alev yakan, koca ağacı kurumaya mahkum eden bir ses. Halbuki çocuğun dediğini adam dese, yüreği ısınan, başı okşanan, merhamete kavuşan adam, bu sefer yıkıldı olduğu yere. Bir “Anne” düşünebilir misin yılların katili olsun. Aşkın değil ha; özlemin, vuslatın, yalnız ağacın katili. Kadın konuşamadı hiç. Ağladı. Yavrum dedi, döndü ve gitti. Adam ağladı, yalnız ağaç ağladı. Şimdi iki yalnızdılar. Ölecekti adam hissetti. Yalnızlığın acısını yaşadı. Döndü ağaca ve dedi ki “yalnızlık kötüdür. Ölüme götürür. Acı çektirir. Çürütür içten içe. Bari sen de acı çekme.” Kesmeye başladı yalnız adam, yalnız ağacı. Her darbe bir hatıranın intikamı dercesine. Ağlamaklı adam hiç dikkat etmedi. Aldırmadı devrilişine yalnız ağacın. Gölge küçüldü, ağaç büyüdü. Yalnız adam, yalnız ağacın gölgesine gömüldü.

Köyün oduncusu geldi parçaladı yalnız ağacı. Kadının yaprakları parçalaması gibiydi. Güzel bir masa yaptı yalnız ağaçtan. “Yalnız masa” koydu adını. Yıllar sonra bir adam geldi. Seyyahtı. Satın aldı masayı. Koydu evinin balkonuna. Yüzünü bozkıra döndü seyyah. Çayını koydu, daktilosuna kağıdı yerleştirdi. Yalnızlığı yazmaya başladı. Yazdı, bitirdi kitabını. Son kağıdın tam ortasına “Anneme ithafen” yazacaktı. Tam “Anne” yazdı ki bir gölge sardı şehri. Gölgesi. Şehir karardı, yağmur yağdı. Seyyah anlamadı olanları. Sonraları öğrenecekti, gölgenin yalnız ağacın gölgesi, yağmurun ise göz yağmuru olduğunu. Yine sonraları öğrenecekti, anne dediği kadının, zamanında “anne” diyerek  kadının eteğine yapışan o küçük, masum kız çocuğu olduğunu.

Seyyah katil bir sesin oğluydu. Aşkın değil ha. Özlemin, hasretin ve vuslatın katili.

Etiketler
Efendi Dergi Masa seyyah

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap