Yaşamadın Sen
- Sema Aydoğan
- 14 Şubat 2021 - 14:58
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
Bazı ölüler var, bazı... Ben onların öldüğünü, öldürüldüğünü düşündükçe, ben onların sersefil hayatını okudukça, utanırım ne kadar az şükrettiğimden. Utanırım ağladığım gecelerden, utanırım; an olur, aldığım nefesten...
Geceler olur gündüz, gündüzler sanki gece. Var fıtratta hüzün, bilirim. Bilirim yarın kederlere gebe. Yarınlar, şaşmayan adresi elemin.
Yıllar, yüzyıllar, asırlar geçti. İnsanlık koştu ha koştu, öldü ha öldü. Durdu mu dünya? Sustu mu kainat? Bir mazlum sürünürken yerlerde, bir anne tekmelenirken ayaklar altında bir an bir an olsun durdu mu dünyanın döngüsü?
Niceleri, nice insan gitti boynu bükük. Gittiler dillerinde "Hakk!" nidalarıyla. Gittiler hak dediler, hukuk dediler, özgürlük dediler... Bir davaları vardı, bir inançları, bir tutkuları, tutundukları bir dal vardı kainatta. Öyle değil midir? İnsan tutunur bir ağaca, bir kitaba, bir çocuğa, bir davaya, huzuru her an bulduğu inancına... İnsanı var eden, dünyaya açıldığı penceresi değil midir? Nefes aldığı bir sığınak yok mudur kimsenin bilmediği? Kimi geceyi bekler kimi gün doğumunu. Kimi geçmiş zamanlara tutunur, kimi gelecek güzel günlerin umuduna.
Gri kentlerin, bir soluk benizlileri bir de renkli ruhları vardır. Bulanmak istemezler soluk renkliler silsilesine. O koca koca apartmanların kuytusunda boğulanlar, pencerelerini açtılar mı dünyaya, çektiler mi içlerine havayı, bir köyün havası gibi değildir ama olsun, onlar için var olmanın huzurudur pencerenin o buğulu yüzü.
Sancıyor içim, sancıyor zaman zaman. Parmaklarım dokundukça o mısralara, o hüznü hissettikçe kalbim. Ben işte tam da o vakit sızlayan, pare pare olup yanan o kalbe sarılmak isterim. O çıkmazlarda kalan, o kederle yoğrulmuş başı okşamak, okşamak isterim. Ben, o zamanlara gitmek, haykıramadıklarını duymak isterim. Ne zormuş meğer, gönlü rahata erip bu dünyadan göçmek. Ne zormuş. Biz, yitiriyoruz canı, cananı, mahzun bir gülüşü. Merhametin zerresini dahi bulamadığımız bir çağ bu. Ya daha sonrası? Kırık dökük her yanımız, keşke diyorum keşke kırılan bir eşya olabilseydi sadece. Toplardık o zaman bütün parçalarını. Tamiri mümkün olmayan kalplerin kırıkları peki? Ne çok gönül paramparça gitti bu dünyadan, ne çok.
Bu havayı mı tattı kalbi, o sürgün ruhların? Gökyüzüne kavuşamadan, bahara varamadan, çiçeğe duramadan yazdıkları o şiirler, o romanlar şimdi nasıl da dilimizde... Şimdi nasıl da kulaklarımızda bir şarkı oldu o mısralar?
Ne düşünceler ne fikirler ne davası dünyanın ne özgürlüğü insanın... Hiçbiri, hiçbiri olmamalı insanın aldığı nefes. Hiçbiri olmamalı yaşamının sonu... Akif'i mi anayım Mısır'da vatana hasret, Sabahattin Ali'yi mi söylesin dilim olmayan mezarına dahi varamadığım, Nazım'ı mı dillendireyim vatan vatan diye vatanından ayrı düşen... Yanı başımızda iken sarılmadıklarımızın, örttük üstüne toprağı... Üzüldük, ağladık, kahrolduk. Elden yitirdik varı, yok ettik. Var iken yok oldu, yok iken var etmeye çabalar olduk. Kadri bilinmeyen insanları; görmedikleri, duymadıkları, toprağa karıştıkları zaman dilimize alıverdik. Bu muydu insanlık? Bazen tarif edemezsin hislerini, yalnız yaşarsın, anlatamazsın lal olur dilin. Kelimelerin tükenir hani. Tam da öyle bir çağdan sesleniyor kalbim.
Onlardan yüzyıllar önce, onlardan yüzyıllar sonra. Nedir değişen? Acımız azalmıyor, peyderpey artarak biniyor sırtımıza acının ağırlığı. Hiç dinmiyor gözlerde yaş, bitmiyor dünyada savaş, gitmiyor ayaklarım yavaş, ne canda kaldı telaş ne gövdede bir baş...
Bazı ölüler var, bazı. Dokundu mu parmaklarım o mısralara, aktı mı gözlerimden yaş? Sanki yapabileceğim en büyük şey buymuş gibi, gönlüm teselli mi buluyor? Ne yazık, bulmuyor. Ne gönlüm teselli buluyor ne o kitaplara baktıkça içimdeki acı bitiyor. Bitmesin de, öyle değil mi? Acı duymak, bu da bir şey midir? Belki sadece bir şey...
Etiketler
Yazar Hakkında
Sema Aydoğan
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Kitapsever Hislerini kağıtlara dökmeyi seven Hayata rağmen hayatı seven biri. Ankara🍀
Yorumlar