Fikir Düşünce

Yazların Hiç Tükenmediği Bir Ömür

  • 2 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Yazların Hiç Tükenmediği Bir Ömür

Kulun rabbiyle olan ilişkisini mevsimlere benzetirim hep. Kulun kendisine gelmesini onu bulmasını bekler ilkbahar gibi. Bekler kulunu ilkbaharda ağaçların yağmuru beklediği gibi. Kulunun onu bulabilmesi için sebepler ortaya koyar. Bekler onu hasretle, sevgiyle ve büyük bir sabırla. Sonra öyle ya da böyle bulur kul rabbini yaz olur. Ağaç yağmuruna kavuşur, yağmur varlığının amacına. Artık güneşin doğup günü uzun süre aydınlatma vaktidir. Hasat mevsiminin en verimli olduğu dönemdir bu dönem. Kulun kalbinin en dolup taştığı, rabbinden başka kimseyi kalbine dokundurmaya kıyamadığı vakittir. Yatar rabbini arar; kalkar rabbini arar. Günde beş vakitlerin yetmediği, bu yüzden gece kalkıp en sevdiğini özlemle, gözyaşıyla kucakladığı hayatı boyunca hatırladıkça keşke yine olsa diyeceği bir dönemdir. Ama her yazın bir ilkbaharı olduğu gibi sonbaharı da vardır. Rabbin kulunu yavaş yavaş bir başına bıraktığı sonbahar vakti geldiğinde kul yağmura yakalanmıştır artık.

Ve kış;

Bu mevsime pek ısınamaz kul. Ama bu durumun mevsimin soğukluğundan mı yoksa ince giyinmesinden mi olduğunu kavrayamaz bir türlü. Döner durur, durur düşünür bir çıkar yol bulamaz kendince. Küser bir dönem rabbine. Haber vermeden, nereye gittiğini söylemeden, bir veda bile etmeden gittiği için. Çünkü en büyük yalnızlıktır rabbin kulunu kendi başına bırakması. Bunu kuluna kızdığı ya da kulu yanlış yaptığı için yapmaz rabbi. Kulunu bir başına bırakırken bile onun iyiliğini düşünen bir rapten bahsediyorum. Kulunun kendisine en yakın olduğu dönemde onu kendiyle bırakıp vefasını seyreder belki de. Kulu vefalı mı sevgisinde sürekli mi onu ölçer. Kul neye uğradığını şaşırır. Çünkü rabbinin eksikliği herhangi bir şeyin eksikliği gibi değildir. Bu eksikliğe bırakın anlam yüklemeyi isim bile veremez. Kızgınlık der olmaz, kırgınlık der olmaz, unutmuşluk der yakıştırmaz, yoğunluk der konduramaz… Oysa bilmez ki rabbi kendini kulun efendisi gibi görmez, dostu gibi görür. Ona, hayatında görüp görebileceği, tanıyıp bağlanabileceği, sevip kopamayacağı her şeyden yakındır. Bir başına bıraktığında bile gözünü ondan ayırmayan bir dost. Yanlış yaptığında vicdanını sızlatan, çağrısına kulak vermediğinde kalbinde bir burukluk yaratan…

Kışın uzun sürmemesi, ilkbaharın hemen gelmesi kula bağlıdır artık. Vefasını göstermesi lazımdır kulun yaza kavuşabilmesi için.

Hadesten uzaklaşıp kalbini ve kendini kirleten her şeyden arınıp, rabbin istediği bir hale bürünüp ona dönmesi lazımdır. Vaktin gelmesini bekleyip dilini, düşüncesini, yüreğini yani niyetini pırıl pırıl yapması lazımdır. Çünkü onun büyüklüğünü dile getirip karşısında dimdik durabilmesi buna bağlıdır. Kıyam edebilmek en zor olandır. Kul,  rabbinin karşısında dimdik durabilmek için emrolunduğu gibi dosdoğru bir hayat sürebilmelidir. “Emrolunduğu gibi dosdoğru olabilmek “ Âlemlerin efendisinin beni yaşlandırdı dediği ayettir bu ayet. Kul kıyam edebildiyse şayet kıraat artık en kolayıdır elbet. En güzelidir onun önünde eğilmek, büyüklüğünü duruşuyla da ifade edebilmek.

Ve secde:

Yazın güneşin en tepede olduğu, kâinatı en çok ısıttığı; yani kulun rabbine en yakın olduğu, bir kereyle yetinmeyip ikinci kez tekrarladığı andır secde etmek.

Ama her şeyden önemlisi yazların hiç tükenmediği bir ömür sürebilmek…

Etiketler
Ömür Kış Secde Yaz

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap