Yazmak mı İstiyorsun? Buyur Kardeşim
- Kemal Ağca
- 11 Ağustos 2018 - 06:34
- 4 dk okuma süresi
- -
- 0
Her şeyden önce yazmaya gönül vermiş birisi, “Ne yazayım?” sorusunun cevabını bulmuştur demektir. Ne yazacağınızı biliyorsanız bize “Nasıl yazmalı?” sorusunun cevabında yardımcı olmaktan başka bir söz düşmez şüphesiz. Bir önceki yazımda “demek” ile ilgili birkaç kelamım olmuştu. İster sözlü ister yazılı olsun, her ne anlatılmak istenirse ilk önce ne yapılır, buyrun birlikte bakalım...
Her şeyden önce bahsettiğimiz gibi bir konumuzun olması gereklidir. Sırf yazmış olmak için yazmak, laf olsun diye konuşmaktan farksızdır. Değersiz ve etkisizdir. Yazmak duygu işidir, bilgi işidir ve en sonunda da beceri işidir. Beceri isteyen her iş gibi yetenek ve dahası çaba gerektirir. “İki lafı bir araya getirmek” diye bir deyimimiz vardır. İş ki bunu becermektir.
Nasıl Konu Seçilir?
Yazmak için seçilecek konu, yazacak kişi ile tabiri caizse kardeş olmalıdır. Misal; ilgi duyulan bir mesele, sevilen ya da etkilenilen bir düşünce, bir anı, bir olayı hikayeleştirmek için etkilenilmiş bir yaşanmışlık... Futboldan hiç hazzetmeyen birisi futbol hakkında yazmamalıdır. Kısaca söylemek gerekirse konu seçimi yaparken sizi birkaç dakikalığına da olsa düşünmeye iten bir şey olmalıdır. Üzerine sizin bile düşünmediğiniz bir şeyi bir başkası neden okuyup zaman kaybetsin ki? Her şey gibi yazmak da samimiyet ister, sevgi ve şefkat ister, değer görmek, okşanmak ister. Bunun yanısıra etrafımıza baktığımızda, yolda yürürken, evde çayımızı içerken, televizyonda bir filmi izlerken, bir şenlik, kavga, pazar yeri, toplumsal ya da ulusal bir olaya tanıklık ederken; yazmayı kalbimize koyduğumuz andan itibaren adeta binbir konu önümüze serilir. Bunları fark edip değerlendirmek de iyi bir gözlem gerektirir. Bu nedenle yazmak isteyen kişi, gözlem yeteneğini de kendisinde barındırıyor olmalıdır. Kötü gözlem; eksik anlatım ve yanlış bilgi aktarımına sebep olur. Bazen görüyoruz; bir meseleyi anlatayım derken komik duruma düşen yazar müsveddeleri var. İşte yazmaya gönül vermiş birisi buna mutlaka dikkat etmelidir. İyi bir konu seçimi için toplumu ve olayları, olayların etkilerini, duygu ve düşünceleri çok iyi analiz etmek, üzerinde kafa yorup düşünmek, hayal kurmak gerektirir. Bütün bunları yaparken de asla ve asla aceleci davranılmaması gerekir. “Tamam bunu yazacağım.” deyip de yarım sayfa yazdıktan sonra bıkıp çöpe attığım yazılarım çok oldu. Sonrasında, “Bu konuyu beğenmedim...” cümlesi de elbette dudaklarımdan döküldü. Konu seçmek biraz da eş seçmeye benzer. Kafa yapınıza veya göz zevkinize hiç uymayan birisi ile bir ömür geçirmek istemezsiniz.
Seçtiğim Konuyu En İyi Şekilde Nasıl İşlerim?
Kimi zaman zorlu, kimi zaman da şıp diye geçtiğimiz bu konu bulma sürecinden sonra elbette o konu hakkında birkaç kelam etmek gerekir. Zaten elimize kalemi bir konu hakkında düşüncelerimizi ve bilgimizi arz etmek için almadık mı? Bu cümledeki “...düşüncelerimizi ve bilgimizi...” kısmının altını özenle çiziyorum, çünkü sanırım bu kısmı sırf bunları irdeleyerek değerlendireceğiz. Üzerine belki dakikalarca, belki saatlerce, belki günlerce ve hatta aylarca düşünüp seçtiğimiz konu hakkında da yine bir miktar düşünmemiz gerekiyor. Ve bu noktada “Ne yazacağım?”dan “Nasıl yazacağım?”a geçiyoruz. Yazmanın bir çok farklı kolu, birçok farklı tür ve üslubu vardır. Her yazı türünün de yine kendine has üslubu vardır. Konumuzu belirledikten sonra vereceğimiz ikinci karar da elbette hangi türde yazacağımızdır. Misalen benim şu kalem aldığım, sizlerin de değer verip okuma lütfunda bulunduğunuz yazı bir düz yazıdır. Kendi içindeki türü “deneme”dir. Üslubu ise öğretici üslubundadır. Haşa bir şey öğretmek elbette bizim haddimiz değildir; yazının tür ve üslubunu daha iyi anlatabilmek adına bahsettiğim bir ayrıntı.
Her ne yazılacaksa yazılsın, vazgeçilmez bir kuralımız var; bilgi. O konu hakkında bilgi sahibi olmamız, değilsek araştırmalar yapıp az da olsa bilgi sahibi olmamız lazımdır. Şiir yazmak isteyen birisinin mutlaka psikoloji bilgisi ve empati yeteneği olması gerektiğini söylesem? Psikoloji bizim deyimimizle halet-i ruhiye ihtisasıdır. Köyünden dışarıya çıkmamış, okuma yazmayı bile zor öğrenmiş, üniversite ve okul yüzü görmemiş nice değerli şairimiz var. Demek ki bunlar okullarda öğrenilmiyormuş. Psikoloji ilmi ilk önce kişinin kendi halet-i ruhiyesini keşfetmesi ile öğrenilir. İnsanları, çiçekleri, hayvanatı, olayları düşünüp gözlemleyerek, kendi tahayyülatında yorumlayarak şaheser denecek şiirler çıkarır ortaya. Merhum Aşık Veysel hangi üniversite mezunuydu? Ruhu hedef alan, insanların duygularını titretmek ve etkilemek için yazılan şiirler hep bu yüzden etkileyicidir. İlerleyen zamanlarda daha ayrıntılı değineceğiz bunlara.
Seçtiğiniz konu bir insanın kendi iç dünyasındaki bocalamalardır mesela. Bunun hakkında bir şiir yazmak istediniz. Teknik kuralları, uyak, kafiye vs şeyleri bir kenera bırakalım. Yeterli kelime dağarcığınız da var. Fakat bu konuyu bir şiirde nasıl ele almalı? Neserinden başlamalı? İşte bilgi burada gereklidir.
Peki, bu konuyu diyelim ki şiir değil de bir deneme şeklinde yazmak istiyoruz. Belki de bir hikaye. Bir insanın iç dünyasında bocalama dediğimiz şey ne ola ki? Fikir karmaşası, kararsızlık, korku, endişe ve daha birçok şey. Böyle bir konuya “Bence...” diye de başlayabilirsiniz. Ama “Bence...” diyebilmek için bile o konuda bir bilgi birikiminizin olması gerekli. Sizde olmayan paranın sizin hayalinizdeki miktarı kimseye fayda vermez. Bu sebeple yazmaya başlamadan önce yapacağımız şeylerden biri de her ne kadar bilgi sahibi olduğumuzu düşünsek de o konu hakkında bir araştırma yapmak, gözlemde bulunmaktır.
Konunuzu belirlediniz, seçtiğiniz konuyu hangi türde yazacağınıza karar verdiniz, karar verdiğiniz türün hangi üslubunda yazacağını seçtiniz ve o konu hakkında biraz da araştırmaya girip bilgi topladınız. Sonra ne mi yapıyoruz? İnşaallah bir sonraki hafta bütün bunları detaylı şekilde işleyip, neyi nasıl yazacağımızı ve hatta ne kadar güzel yazılar yazacağımızı hep birlikte göreceğiz.
Ellerden kalem düşmesin. Tek bir kuralımız var;
“Pes etmek yok, yazmaya devam!”
Bir sonraki yayın gününde buluşmak dileği ile...
Etiketler
Yazar Hakkında
Kemal Ağca
Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın
Yorumlar