Fikir Düşünce

Yola Dair

  • 3 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Yola Dair

Kande gelir yolun senin ya kande varır menzilin,Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvân imiş.Niyazi-i Mısri

“Bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik.” diye tarif ediyor Türk Dil Kurumu yolu. Kelimenin köklerini kazdığımızda “yorı-”(yürümek) kelimesi çıkıyor karşımıza. Yol ve yürümek aynı kökten türüyor. Öyle ya kökünü bilmezsek kelimeyi nereden getirir nereye götürürüz Allah bilir. Basit bir kelimenin dahi kökünü, türediği ilk kelimeyi bilmeden anlamlandırmakta acizlik çekiyoruz. Ya hayat, onu ne edelim? Bir kelime bile köksüz değilken, hayatın kökünü nerden kazalım? Nerden kazıp bulalım da anlamlandıralım? Acizlik… Acizlik de bizim kökümüzde var sanki. Sübhanallah…

Niçin ola ki bu yol? Nerde başlar nerde biter? Niçin başlar; niçin biter? Sorular çoğalıp sorun olmadan bittabi bu soruları cevaplamalıdır. Soru güzeldir; cevap bulabilen ve dahi arayan için. Niçin cevap ararız? İnsan da sorudan ibarettir de ondan. Yol bahsinden insan bahsine geçtim; geri dönmek üzere. Çünkü yol insansız, insan yolsuz olmaz. Usulü budur bu işin; usulsüz de vusul ol(a)maz.

Nasıl bir çiçeğin var olabilmesi için bütün bir evrenin varolması elzem ise, bir insanın varolabilmesi için de bütün bir hayatın varolması gerekir. Çünkü şey tabiata doğarken insan hayata doğar. Bu nedenle insan, tabiata bağlı beşeriyeti yanında, insan olmak bakımından metafizik bir varlıktır. Metafizik bir varlık olduğu için de her şeyiyle bir sorudur.

Soru varsa cevap olmalıdır. Cevap için yürümelidir. Yolda… Cevapta yolda, soru da… Yolda olmak yürümenin asıl sebebidir. Yolda olmak demek yolla olmak demektir. Her yol adamı oldurur mu? Yoksa yolun bazısı öldürür mü? Bak şimdi zaten soru çoktu, bir de yol çoğaldı. Acaba gerçekten öyle midir? Yol çok mudur? Yoksa yolcu çok, yol tek midir? Aklım ilkinden, gönlüm ikincisinden yana. Sahi öyle dememiş miydi Muhibbi: “Kimi ar’ar dedi kadd-i dildâra kimi elif, Cümlenin maksûdı bir ammâ rivâyet muhtelif” [Yârin muhteşem endâmını görünce bazıları ardıç ağacına benzetti, bazıları da elif harfine. Aynı şeyi söylemek istiyorlar tabii ama üslûp alimde başka câhilde başka; herkes meşrebince ifâde ediyor; öyle ya “Üslûb-i beyân, ayniyle insân!”]

Yolun başı ve sonu aynıdır. Başladığın yer, bitireceğin yerdir. Dairevi düşünmek zorundayız. Ondan değil mi ki yaşlıların ve çocukların iyi geçinmelerinin sebebi; ilkinin yolunun bittiği yerde ikincisinin yolu başlıyor. Neşe onların hakkıdır. Öyledir. Öyle durur. Kaygı ve soru da bizim payımız. İlk adımladığım noktayı bulabilirsem bitireceğim noktayı da bilebilirim.

Yürüyorum yolda. Varmak için… Öyle ya yol varsa yolun Sahibi de var. Yolun da yolcunun da Sahibi. Yol da yolcu da O’nun için var. İnsan ya yolcunun adı, “nesiye”dir adının da bir kökü: Unutan. Unutan olur da Hatırlatan olmaz mı? Yolda olduğunu unutan için yolda olduğunu ve yolla olmak zorunda olduğunu Hatırlatan. Öyleyse hemen hatırlayıp “Kanden(nereden) geldiğimi” yola düşmeliyim. Yoksa yolda düşerim.

Düşünce bazen de düşünce başlar. Yolda düşmeden başlamalıyım düşünmeye. “Düşmeden yürüyebilirim” iddiasında bulunursam da düş görmüş olurum. Yürüyüpte düşmeyen mi var? Öyleyse düşman olmamalıyım düşmelerime. Düşüren, Düşündüren ve Düş Gördüren (menzil)e varmak uğruna. Kendine gel(e)meyen insan, nereye gitse gurbettedir.

Öyleyse zahirdeki çamurlarıma ve yaralarıma bakıp aldanmayın. Çamur da yara da Yol’un Sahibi Yâre yolda secde etmekten…

Etiketler
Çamur Niyazi Mısri Soru Yol

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap