Zulmün Adı: Zehra
- Mehmet Akbulut
- 2 Nisan 2017 - 18:02
- 1 dk okuma süresi
- -
- 0
+Aç mısın hanım abla?
-Açım.
+Bir şeyler alayım mı sana yiyecek?
-Kendin bilirsin.
+Ne alayım, ne yemek istersin?
-Sen bilirsin?
+İsmin ne senin?
-Zehra.
+Kaç yaşındasın Zehra?
-Dokuz.
+Nerelisin?
-Suriyeliyim.
+Annen, baban yok mu?
-Annem evde kardeşimle beraber.
+Baban nerede?
-Suriye’de.
+Yaşıyor mu, biliyor musun?
-Bilmiyorum.
+Sakın dilenme Zehra. Hiç kimseye el açma. Allah seni gözetir. Hiç kimseden isteme. Allah’tan iste. Hep dua et.
+Şeker ister misin? Şeker vereyim mi sana?
-Yok abi, şekerim var. Biri verdi.
Hayat insana her yerde ders verebiliyor. Zehra’yı Fatih’te bir sokak arasında bir kaldırım kenarında gazete kağıdı üzerine oturmuş, halsiz, gözleri dalmış bir şekilde kaldırımı izlerken buldum. Dilenmiyordu. Yoldan kimin geçtiğiyle ilgilenmiyordu. Ellerini hiç kimseye açmıyordu. Ama gözlerinde ki donukluktan aç olduğu belli oluyordu. Önce Sadece karnını doyurmak için onunla konuştum. Yemek yemek için bir yere gitmeyi önerdim. Kabul etmedi. İnsanlara güveni tamamen kaybolmuş gibiydi.
Sonra babasını sordum. Yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyordu. Evet belki, fiziken dokuz yaşında Zehra ama hepimizden daha büyük. Bizlerin Babaları sağ veya vefat etmiş veya en kötüsü hasta ama insanlara en fazla acı veren şey belirsizliktir. Babasının yaşayıp yaşamadığını bilmiyordu düşünebiliyor musunuz?
Belki mutlu olur diye şeker alayım dedim, kabul etmedi. Elinde bir kaç tane şeker vardı çünkü.
Zehra…
Zehra Suriyeli, henüz dokuz yaşında…
Yükü hepimizden fazla.
Belki şükürsüzlüğümüzü, mutlu olamayışımızı, dünyadan beklentilerimizi tekrar gözden geçiririz.
Yorumlar